Dolaşırken öylesine,hiç aklımızda yokken girdiğimiz bir mağazadan elimizde yeni terliklerimizle çıktık.
Terlik demek ayakların rahatlığı demek bana göre :) Hem şık hem de ortopedik bir terlik yada ayakkabı ise çifte mutluluk demek :) Ayakkabı dolabımız dolmuş taşmış,yenilere bir türlü yer bulunamazken bu terlikler nereden çıktı bende bilemiyorum ama bu rahatlığa dayanamadık işte…Bunlarla da yetinmedik alma açlığı bu ya, yine dürttü beni iki ayakkabım daha oldu :)
Ayakkabı alırken eğer beğendiysem “bir kere daha düşüneyim” demiyorum hiç.Çünkü biliyorum ki ben giymesem bile mutlaka giyen biri olacak.Kız kardeşler olarak hepimizin 36 numara ayakkabı giymesinin güzelliği işte :)
Eee artık bende Ali de yeni terliklerimizin rahatlığıyla tatillerde Çandarlı sokaklarında hoplaya zıplaya dolaşırız :)
Neşeniz bol olsun…
25 Mayıs 2010 Salı
24 Mayıs 2010 Pazartesi
ÖĞRETMENCİLİK :)
Havaların ısınmasıyla birlikte öğrenci milleti de sıralarında kıpır kıpır olmaya başladı.Bizlerde onların ilgilerini daha çok derse çekebilmek için her türlü yöntem ve tekniği dener olduk.Bizim dersliğimize gelen her öğrenci alışkındır öğretmen her an bir sürpriz yapabilir diye :)
Ve sene başından beri uyguladığımız tekniklerden bir tanesi de onların deyimiyle “öğretmencilik” :) Her öğrenci sırası geldiğinde performans ödevini bir öğretmen edası ve hazırlığı ile arkadaşlarına sunar.Bu sunumların olduğu derslerde,ben tüm yetkilerimi o günün öğretmenlerine devreder,geçer bir sıraya oturur “öğrencilik” oynarım :)Öğrencilerin sunum yaptığı günlerde çoğu zaman çok eğlenceli ve değişik durumlar çıkar ortaya ve bu deneyimi yaşayan çoğu öğrenci,öğretmenlerinin halinden anlar az da olsa :)Sunum bittiğinde de tüm arkadaşlarının sunum hakkında çeşitli kriterlere göre yaptıkları eleştirileri dinler sunumu yapan kişi.Bir çok sınıfta çokca faydasını gördüğüm bu yöntemi uyguladığım 5-A sınıfında üç öğrencim beni ve arkadaşlarını hayrete düşürecek güzellikte sunumlar hazırlamışlardı geçen hafta.Ceyda,Gökçen ve Türkü…üç ayrı öğrenci,üç güzel sunum.Yüksek bir performans ödev notu yetmez diyerek küçük ama güzel hediyelerle mutlu edeyim onları istedim.Daha önce şurada başka bir sınıftaki öğrencilerime hediye ettiğim saatlerden bahsetmiştim.Ama bu sefer o kadar açılamadım daha küçük hediyeler aldım.Öğrencilerin üçü de kız olunca hediye seçmek çok kolay oldu :) fotoğraflarda da görüldüğü üzere pembenin değişik tonlarında birbirinden güzel iki taç toka seçtik.Bir tane de kutu içinde kilitli hoş bir anı defteri.
Hangi ödülü kime vereceğime karar veremediğim ve bu olaya biraz heyecan katayım dediğim için hediyeleri numaralandırdım.Hepsi tek tek 1 den 3 e kadar kura seçerek belirlediler hediyelerini.1 numarayı Gökçen çekti.Sapsarı saçlarına uygun açık pembe tokası oldu,2 numarayı Ceyda seçti ve onunda simsiyah saçlarına çok yakışan pembe bir tokası oldu ve 3 numaradaki anı defteri de günlüğünün anahtarını yakın zamanda keybetmiş olan Türkü’nün oldu.Hepsi bilmeden oldukça isabetli seçimler yaptılar.Onları izlerken ve alkışlarken de mutluluklar bizim oldu :)
Ödül almak,takdir görmek,hediyeleşmek mutlu ediyor her öğrenci gibi benim canavarları da…umarım hepimizin meslek hayatında böyle güzellikler hep daha çok olur…
Neşeniz bol olsun…
Ve sene başından beri uyguladığımız tekniklerden bir tanesi de onların deyimiyle “öğretmencilik” :) Her öğrenci sırası geldiğinde performans ödevini bir öğretmen edası ve hazırlığı ile arkadaşlarına sunar.Bu sunumların olduğu derslerde,ben tüm yetkilerimi o günün öğretmenlerine devreder,geçer bir sıraya oturur “öğrencilik” oynarım :)Öğrencilerin sunum yaptığı günlerde çoğu zaman çok eğlenceli ve değişik durumlar çıkar ortaya ve bu deneyimi yaşayan çoğu öğrenci,öğretmenlerinin halinden anlar az da olsa :)Sunum bittiğinde de tüm arkadaşlarının sunum hakkında çeşitli kriterlere göre yaptıkları eleştirileri dinler sunumu yapan kişi.Bir çok sınıfta çokca faydasını gördüğüm bu yöntemi uyguladığım 5-A sınıfında üç öğrencim beni ve arkadaşlarını hayrete düşürecek güzellikte sunumlar hazırlamışlardı geçen hafta.Ceyda,Gökçen ve Türkü…üç ayrı öğrenci,üç güzel sunum.Yüksek bir performans ödev notu yetmez diyerek küçük ama güzel hediyelerle mutlu edeyim onları istedim.Daha önce şurada başka bir sınıftaki öğrencilerime hediye ettiğim saatlerden bahsetmiştim.Ama bu sefer o kadar açılamadım daha küçük hediyeler aldım.Öğrencilerin üçü de kız olunca hediye seçmek çok kolay oldu :) fotoğraflarda da görüldüğü üzere pembenin değişik tonlarında birbirinden güzel iki taç toka seçtik.Bir tane de kutu içinde kilitli hoş bir anı defteri.
Hangi ödülü kime vereceğime karar veremediğim ve bu olaya biraz heyecan katayım dediğim için hediyeleri numaralandırdım.Hepsi tek tek 1 den 3 e kadar kura seçerek belirlediler hediyelerini.1 numarayı Gökçen çekti.Sapsarı saçlarına uygun açık pembe tokası oldu,2 numarayı Ceyda seçti ve onunda simsiyah saçlarına çok yakışan pembe bir tokası oldu ve 3 numaradaki anı defteri de günlüğünün anahtarını yakın zamanda keybetmiş olan Türkü’nün oldu.Hepsi bilmeden oldukça isabetli seçimler yaptılar.Onları izlerken ve alkışlarken de mutluluklar bizim oldu :)
Ödül almak,takdir görmek,hediyeleşmek mutlu ediyor her öğrenci gibi benim canavarları da…umarım hepimizin meslek hayatında böyle güzellikler hep daha çok olur…
Neşeniz bol olsun…
23 Mayıs 2010 Pazar
YAĞMURUN ARDINDAN
Son günlerde ara ara yağan yağmur ile yıkanıyor güzel İzmir’in güzel sokakları.Geçen yıl baharın bile gelip gelmediğini anlayamadığım zamanlarda aniden sıcaklar bastırmış yaz başlamıştı.Bahar yağmurlarını,yağmur sonrası mis gibi toprak kokusunu özlemiş,hayret etmiştim bahardan yaza bu kadar çabuk geçilir mi diye.Oysa bu yıl ne de güzel yağıyor yağmur…
Artık biliyorsunuz değil mi yazamadığım zamanlarda ya biz gitmişizdir gezmelere ya gelenimiz olmuştur.Bu seferde gelenimiz vardı :) Canım ablam ve eniştem çıkıp geldiler.Ve dün 16.45 uçağı ile yolcu ettik onları.Kavuşmalar güzel de bu ayrılıklar çok can sıkıyor.Ama elden ne gelir bir dahaki kavuşmayı beklemekten başka…
Bir yandan çokça şey yazmak isterken bir yandan bakıyorum ki dikkatimi toplayamıyorum.Çıkıp yağmurun tadını çıkarmalıyız gibi geliyor bana.Ha bir de uzak diyarlarda bir yerlerdeki can arkadaşımdan haber bekliyorum gözüm telefonda.Bilirim okursun bu satırları ve bilesin ki dualarımız seninle ve o güzel bebeklerinle…
Neşeniz bol olsun….
Artık biliyorsunuz değil mi yazamadığım zamanlarda ya biz gitmişizdir gezmelere ya gelenimiz olmuştur.Bu seferde gelenimiz vardı :) Canım ablam ve eniştem çıkıp geldiler.Ve dün 16.45 uçağı ile yolcu ettik onları.Kavuşmalar güzel de bu ayrılıklar çok can sıkıyor.Ama elden ne gelir bir dahaki kavuşmayı beklemekten başka…
Bir yandan çokça şey yazmak isterken bir yandan bakıyorum ki dikkatimi toplayamıyorum.Çıkıp yağmurun tadını çıkarmalıyız gibi geliyor bana.Ha bir de uzak diyarlarda bir yerlerdeki can arkadaşımdan haber bekliyorum gözüm telefonda.Bilirim okursun bu satırları ve bilesin ki dualarımız seninle ve o güzel bebeklerinle…
Neşeniz bol olsun….
18 Mayıs 2010 Salı
SÜNGER BOB ve PATRİCK
Hani bir önceki postta demiştim ya "bu haftanın sonu yoktu benim için" diye.İşte hafta sonu tatili filan yapmadan cumartesi ve Pazar günü okulumuzda yapılan sınavlarda görevliydim.Çevre okullardan da gelen bir sürü öğretmen arkadaşla epeyi kalabalık bir kadro olarak çalıştık hafta sonu.İki gün sabah ve öğleden sonra tam dört oturum.Akşama kadar sınavda görev yapıp akşamları önceden söz verilmiş gezmelere çıkılınca dinlenmeye fırsat bulamadım.Akşam gezmelerimiz çok keyifliydi ama dinlenemeden yeniden iş başı yapınca hala yorgunum…
Akşam gezmelerimizden birinde Ali’nin kuzeninde akşam yemeğindeydik.Cumartesi sınav çıkışı koşturarak eve geldim azcık dinleneyim demeye fırsat kalmadan baktım vakit geldi.Hazırlanıp çıktık.Önce minik Giray için hediye almaya gittik.Giray bizim düğünümüzden iki gün önce dünyaya gelen süper tatlı bir çocuk.Hem çok tatlı hem de bizim evliliğimizle yaşıt :) Giray için oyuncakçıya girdik ama orada ben kendimi kaybettim resmen.Allahım ya her gördüğüm şeye atlıyorum,her bulduğuma “nolur Ali bunu alalım” diye bağırıyorum falan.Neyse en sonunda ben ilk dakikadan itibaren elimden düşürmediğim Sünger Bob ve Patrick’te karar kıldım.Ali ise sarı,şirin bir araba seçti.Fotoğraflarda gördüğünüz Sünger Bob ve Patrick topları öyle güzel ki mağazadan çıkınca arabada giderken sizler için fotoğrafladım.Baksanıza tiplere,bunlara bakmak bile insanı gülümsetmeye yetiyor ya da ben onları çok sevdiğim için bana mı öyle geliyor.Fotoğraflayacağım diye hediye paketini açarken azcık yırtılınca paket Ali’nin sarı arabasının fotoğrafını çekemedim.Onun paketini açmaya cesaret edemedim yani…
Daha kapıdan girer girmez hediye paketlerini tutuşturuverdim Giray’ın eline.Giray’ı sevmekten uzun bir süre ne annesini ne de babasını gözüm görmedi :) Öyle güzel,öyle akıllı bir çocuk ki bütün akşam maymun etti bizi.Akşam yemeği boyunca bir Sünger Bob’u bir Patrick’i masadakilerin kafasına fırlatıp durduk.Yemek sonrası ise Bob ve Patrick’in çok yorulduklarını düşünüp Ali’nin sarı arabasında gezdirdik :) Sonra tabi biz annesiyle sohbet etmeye başlayıp beylerde kendi aralarında hararetli konuşmalara dalınca Giray bey benle oynamak için daha bir sürü oyuncak döktü ayaklarımın önüne.Hem sohbet ettik hem de oynadık gece yarısına kadar.Eve gelince anladım ne kadar yorulduğumu ve o halde nasıl uyuyup kaldım,Pazar günkü sınavda nasıl görev yaptım hatırlamıyorum bile.Diyorum ya hala yorgunum :) Biraz dinlenmeye çekileyim en iyisi…
not:Çiçeğimiz ölüyor demiştim ya şurada sağolsun Sevda bana bir link göndermiş.Okudum öğrendim ölmüyormuş bizim guzmania :) Çok mutlu oldum Sevda'ya bir de buradan teşekkür etmek istiyorum.Teşekkürler Sevda :)
Neşeniz bol olsun…
Akşam gezmelerimizden birinde Ali’nin kuzeninde akşam yemeğindeydik.Cumartesi sınav çıkışı koşturarak eve geldim azcık dinleneyim demeye fırsat kalmadan baktım vakit geldi.Hazırlanıp çıktık.Önce minik Giray için hediye almaya gittik.Giray bizim düğünümüzden iki gün önce dünyaya gelen süper tatlı bir çocuk.Hem çok tatlı hem de bizim evliliğimizle yaşıt :) Giray için oyuncakçıya girdik ama orada ben kendimi kaybettim resmen.Allahım ya her gördüğüm şeye atlıyorum,her bulduğuma “nolur Ali bunu alalım” diye bağırıyorum falan.Neyse en sonunda ben ilk dakikadan itibaren elimden düşürmediğim Sünger Bob ve Patrick’te karar kıldım.Ali ise sarı,şirin bir araba seçti.Fotoğraflarda gördüğünüz Sünger Bob ve Patrick topları öyle güzel ki mağazadan çıkınca arabada giderken sizler için fotoğrafladım.Baksanıza tiplere,bunlara bakmak bile insanı gülümsetmeye yetiyor ya da ben onları çok sevdiğim için bana mı öyle geliyor.Fotoğraflayacağım diye hediye paketini açarken azcık yırtılınca paket Ali’nin sarı arabasının fotoğrafını çekemedim.Onun paketini açmaya cesaret edemedim yani…
Daha kapıdan girer girmez hediye paketlerini tutuşturuverdim Giray’ın eline.Giray’ı sevmekten uzun bir süre ne annesini ne de babasını gözüm görmedi :) Öyle güzel,öyle akıllı bir çocuk ki bütün akşam maymun etti bizi.Akşam yemeği boyunca bir Sünger Bob’u bir Patrick’i masadakilerin kafasına fırlatıp durduk.Yemek sonrası ise Bob ve Patrick’in çok yorulduklarını düşünüp Ali’nin sarı arabasında gezdirdik :) Sonra tabi biz annesiyle sohbet etmeye başlayıp beylerde kendi aralarında hararetli konuşmalara dalınca Giray bey benle oynamak için daha bir sürü oyuncak döktü ayaklarımın önüne.Hem sohbet ettik hem de oynadık gece yarısına kadar.Eve gelince anladım ne kadar yorulduğumu ve o halde nasıl uyuyup kaldım,Pazar günkü sınavda nasıl görev yaptım hatırlamıyorum bile.Diyorum ya hala yorgunum :) Biraz dinlenmeye çekileyim en iyisi…
not:Çiçeğimiz ölüyor demiştim ya şurada sağolsun Sevda bana bir link göndermiş.Okudum öğrendim ölmüyormuş bizim guzmania :) Çok mutlu oldum Sevda'ya bir de buradan teşekkür etmek istiyorum.Teşekkürler Sevda :)
Neşeniz bol olsun…
16 Mayıs 2010 Pazar
GURUL GURUL
Bu hafta sonunu uzun uzun yazacağım ama çok yorgunum.Çünkü bu haftanın sonu yoktu benim için.İki gündür sınavlarda koşturuyorum.Neyse anlatacağım daha sonra ama Ali maç izlerken bende size gurul gurulu anlatayım azıcık :) derken maç bitti ben bile izledim maçı az buçuk...Fenerbahçe şampiyon muş muş muş...aaaaa şampiyon Bursa imiş :) (Ali'den)
Son zamanların en başarılı reklam filmlerinden biri eti tadında…O sevimli gurul gurullar yok mu bir çoğu gibi beni de ekrana kilitliyorlar.Hele o hareketleri,gurul gurul deyişleri çok şirin… şuradaki reklam filminden esinlenilmiş sanırım ama kesinlikle bizimkilerin yaptığı çok daha sevimli olmuş.Bir açlık krizi,mide gurultusu ancak bu kadar sevimli gösterilebilir herhalde :)
Sizce de bu sevimli şeylerin oyuncağı çıksa güzel olmaz mı?
Neşeniz bol olsun…
Son zamanların en başarılı reklam filmlerinden biri eti tadında…O sevimli gurul gurullar yok mu bir çoğu gibi beni de ekrana kilitliyorlar.Hele o hareketleri,gurul gurul deyişleri çok şirin… şuradaki reklam filminden esinlenilmiş sanırım ama kesinlikle bizimkilerin yaptığı çok daha sevimli olmuş.Bir açlık krizi,mide gurultusu ancak bu kadar sevimli gösterilebilir herhalde :)
Sizce de bu sevimli şeylerin oyuncağı çıksa güzel olmaz mı?
Neşeniz bol olsun…
13 Mayıs 2010 Perşembe
TARTIM BU :)
Geçen hafta Koçtaş’ta dolaşırken gözüm birbirinde şirin basküllere takıldı.Ve hiç aklımızda yokken “aaa ne kadar güzelmiş” diyerek kucaklayıp eve getirdik bir tanesini.Rengarenk basküllerin hepsi çok güzeldi ama benim en çok beğendiğim inceliği,kırmızıya yakın rengi ve üzerindeki deseni ile fotoğrafta gördüğünüz Sinbo oldu.Banyomuza da çok yakıştı :)
Neşeniz bol olsun…
Şimdiye kadar ne Ali’nin ne de benim kilo sorunumuz olmadı.Hatta hayatımız boyunca ikimizde çokça yiyen ama kilo almayanlardan olmuşuz.Hoş şu son günlerde Ali’de hafif bir göbek belirmiş olsa da kilosu gayet normal.Çok fazla kilo alıp veren kişiler değiliz ama basküllerle aramız çok iyi :) Nerede bir baskül görsek “dur bakayım kaç kilo olmuşum” diyenlerdeniz.Şimdilerde de durumumuz aynı, mesela ben bugün normal kilomdan 400gr fazla çıktım :)
Eğer çok özellikli bir şey aramıyorsanız,benim gibi “sadece beni tartsın bir de şık bir şey olsun” diyorsanız bu dijital basküller tam size göre…
Neşeniz bol olsun…
12 Mayıs 2010 Çarşamba
TATLIYIZ,TATLISINIZ,TATLI…
Yeni bir ödül daha bir güzel çift’e…Bu seferki ödülümüz birbirinden güzel ve anlamlı yazılarıyla severek takip ettiğimiz Berra’dan geldi.Kendisine çok teşekkür ediyor ve ödülün kurallarını yerine getirmeye çalışıyoruz;
-Bu ödülü on tatlı blogger’a gönderiniz
-bu ödülle ilgili bir post hazırlayınız ve ödülü kimden aldığınızı cümle aleme duyurunuz :)
-Ödülü blogunuza koyunuz ki gören ne kadar tatlı olduğunuzu anlasın
-Ödüllendirdiğiniz 10 kişiye yorumla haber veriniz ki onlarda sevinsin :)
Her ödülde olduğu gibi bunda da illa birilerini seçin diyor.Al sana işte bir güzel çiftten ödül alan on blog;
1- Bizi okuyan,bizi seven,bizi habersiz bırakmayan tüm blogger’lar en tatlı blog ödülü öncelikle sizin olsun.Ödülün kuralları ille de isim yaz diyor ya bende kalan dokuz kişiyi yazayım o zaman.
2- İçinden geldiği gibi yazan ; http://tugbatugba.blogspot.com/
3- Meslektaşım; http://ezgilimelodi.blogspot.com/
4- Renkli blogu ile; http://sessizteyyare.blogspot.com/
5- İzmir’li hemşerim ; http://meraklbeti.blogspot.com/
6- Güncesini okumaya doyamadığım ; http://nevbahardan.blogspot.com/
7- Tatlıların tatlısı bebiş ; http://reyyanbebek.blogspot.com/
8- Güzel yazılarıyla; http://a-h-hayatiminanlamina.blogspot.com/
9- O muhteşem Lal’in annesi; http://ehali.blogspot.com/
10- Samimi,güzel yazılarıyla; http://komancilerveapaciler.blogspot.com/
Hepimiz tatlıyız,hak ettik bu ödülü…Öncelikle bu ödülü bize veren Berra’ya ardından ödülü alıp kabul eden tüm blogger dostlara sevgilerle…
Neşeniz bol olsun…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
SELANİK
İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...
-
Canım anneciğimin nereden aklına geldiyse kalkmış bize poşetlik örmüş.Çokta güzel yapmış,mutfağım daha bir renklendi sayesinde.Benim mutfağı...
-
Bu gün İzmir’e doyum olmaz,dışarıda yumuşacık bir kış havası var.Tam “çık-gez-dolaş hatta git cici dükkanlardan minik bir şeyler al” havas...
-
İzmir’e ilk geldiğimde bir çok yabancı gibi,bende kalabalık caddelerin bir köşesinde,cami önlerinde,ara sokakların birinde yada bir parkta b...









