
Kahvaltımızı yaparken Ali “artık biraz olsun merakını gidereyim;Çeşme’ye gidiyoruz.Giderken sahil yolunu kullanacağız,görmeni istediğim yerler var” dedi.Ohh biraz olsun rahatladım.Demek Çeşme’ye gidiyoruz.Peki ama neden Çeşme?Ben düşünüp dururken birbirinden güzel yerler geçtik.Ali ellerimi sımsıkı tutarken sabırsız ama güven doluydum ve ben her daim onun yanında içime dolan bu güven duygusunu yaşamaya bayılıyorum…
Çeşme’ye vardığımızda vakit öğleyi geçiyordu.Hemen otele geçtik.Ben lobide otururken Ali görevlilerle hararetli konuşmalar yapıyordu.Ben oteli incelerken arada bir bana bakıp ‘sabret az kaldı’ dercesine göz kırpıyordu.O gün otel tıklım tıklım doluydu.Yerli-yabancı bir sürü konuğu vardı.Otele yeni giriş yapanlar,otelden ayrılanlar,etrafta bir o tarafa bir bu tarafa koşuşan birbirlerinin dillerini anlamamalarına rağmen deliler gibi gülüşüp oynayan çocuklar…Biraz olsun heyecanımı yatıştırmak için çevremde olup bitenlerle ilgilenmeye başladım.Geçtiğimiz yıllarda Ali bu otelde eğitim verdiği için oranın yabancısı değildi.Ama ısrarla bu oteli tercih etme nedeninin başka olduğunu

Çantamı bir iskemlenin arkasına astım,oturdum,ayak ayak üzerine attım.Söyleyecek söz bulamamış,nefes alışım hızlanmıştı.Her şeyi inceledim tek tek,benim için özenle hazırlanmış bu odada sevgilimle birlikteydim.Daha ne olsundu ki.Masanın üzerinde duran büyük bir zarfın üzerinde ismim yazılmıştı. Alişim’in el yazısı ile AYŞENURuma yazıyordu.Zarfı elime aldım ‘sesli okur musun?’ dedi sevgili.Okurum elbet hem de büyük bir keyifle.Başladım okumaya ve altıncı-son sayfaya geldiğimde gözyaşlarım,hıçkırık halini almıştı.Öyle cümleler yazmıştı ki sevgili bana yüreğim gözlerimden akmıştı sanki.Yazılanları buradan da paylaşıp sizlerinde yüreklerine dokunabilmeyi çok isterdim sevgili okur, lakin Ali bundan hoşlanmayacaktır eminim.En iyisi bizde saklı kalsın…
*****
Saatin kaç sularında olduğunu bilmediğimiz bir anda kalkıp hazırlanmamız gerektiğini hatırlattı sevgili bana.Evde iken onun yardımı ile valizimi hazırladım demiştim ya işte onun seçtiği beyazı mavi ile kombinlediğim en şık kıyafetlerimden birini giydim.O ise benim tercihim ile o güzel gözlerini daha da güzelleştiren buz mavisi bir gömleği lacivert pantolon ile giydi.Israrla ‘daha yeni başladık’ diyordu bana.Süslenip-püslenip akşam yemeğine indik.Birbirinden güzel Latin müzikleri eşliğinde yemeğimizi yedik.Yemeğin sonunda Ali cebinden iki bilet çıkarıp bana uzattı.Çeşme Açık Hava Tiyatrosunda Sezen Aksu konserine en ön sıradan iki bilet…Önce gözlerime inanamadım ama yok bu gerçekti,rüya gibi ama gerçek J Ve özellikle Çeşme’yi ve bu oteli tercih etme sebebini anlattı; ‘Sezen’in 15 ağustostaki konseri buradaydı onun için buradayız ve bu otel Açık Hava Tiyatrosuna çok yakın olduğu için burada kalacağız.’
Yemek sonrası tatlılarımızı nasıl yediğimizi hatırlamıyorum bile.Öylesine heyecanlandırdı ki bu konser fikri beni yerimde duramaz oldum.21:15 te

Konser dört saate yakın sürdü ve tek kelime ile büyüleyiciydi.Fahir Atakoğlu ve Erkan Oğur’u Sezen Aksu ile aynı sahnede izlemek harikaydı.O gece Akdeniz müziğinin eşsiz melodilerine doyarken Sezen Aksu nun esprileri herkesi kahkahaya boğdu.
*****
Konserden çıktığımızda saat biri geçiyordu.Sezen’in şarkılarını mırıldanarak el ele otele geldik.Üzerimizi değiştirip tekrar çıktık.Çeşme merkeze indik.Ve Ali küçük

Ertesi güne uyanmak çok zor oldu haliyle.Güneşli,pırıl pırıl bir nehir gibi akıp giden bir Çeşme gününde önce otel içinde eğlenmeyi tercih ettik.Ali bana bilardo öğretti mesela.Öğrendim ve oyunda yenildim.Sonra ‘masa tenisi oynayalım da gör sen gününü’ diye tutturdum.Her fırsatta bana ‘ben üniversitede masa tenisi şampiyonuydum’ diye hatırlatan sevgiliye meydan okumakta nerden çıktı bilmem ki yenilen pehlivan misali ettik bi hata işte.Neticede onda da yenildim J
Bir önceki akşam geç saatlere kadar dışarıda olduğumuz için otelimizin ince görevlileri o akşam odamıza yaptıkları ikramlarla evlilik yıldönümümüzü kutladılar.Biz yine çıkıp Çeşme’nin ılık gecelerinin keyfini yaşadık.
İlk günlerimizi konuştuk hatta ilk karşılaşmamızı.Soğuk bir şubat günüydü gözlerim gözlerine değdiğinde.Aşk nedir bilmezken ta karşımdaydın işte…Şiddetli kavgalarımızı,tutkulu ayrılıklarımızı ve yine aynı tutkuyla bir araya gelişlerimizi.Kaç kere ‘bitti artık’ dedim ben sana sevgili,kaç kere kapıları çarpıp iz bilmediğim yol bilmediğim sokaklarda koştum gece yarılarında ve sen kaç kere buldun beni bilinmezlerde de elimden tutup ‘yeterki sana bişey olmasın huzurum’ dedin.Sabrına hayran oldum,kahramanım oldun.Karşında kendimi dünyanın en güzel kızı gibi hissedip,prensesim ben sandım o boncuk gözlerinin güzel bakışları karşısında…Hala aynı bakışları görmek bu hayatı yaşanılır kılan, hala ‘bitti’ dediğim o şiddetli zamanlarımızda bile bu aşkı bitirmeyen; yanında duyduğum güven duygusu,hissettiğim aşk…Hep korkumdan tutulduk biz onca şiddetli kırgınlıklara,korkumdan… çünkü biz bu yola ‘el ele Allah’a yüreyeceğiz,beşeri aşktan birlikte ilahi olana varacağız’ diyerek çıktık sevgili,bu yüzden çok fazla anlamlıydı bizim birlikteliğimiz ve bu yüzden böylesine çok sevdim seni…Sen benim dualarımın kabulüsün Ali…
*****
Benim sürprizim Ali’nin incelikleri yanında pek bir sönük kaldı.Onca heyecanıma,uykusuzluğuma değdi bana yaşattığı güzellikler.Buraya yazarken bir çok şeyi kelimelerle ifade edemeyecek kadar aciz düştüm.Her şey bir rüyanın karmakarışık ama büyülü havası içinde yaşandı işte…Bunları yazarken bile,içimden,ta içimden bir şeylerin akıp gittiğini duyuyorum,mutluluk bu da değilse başka ne olabilir ki sanki diye düşünüyorum…
*Ağustos ayında blogcuda yayınlanmıştır.