24 Nisan 2009 Cuma

BALON TERAPİSİ

BALON TERAPİSİ
Geçen yıl… aylardan nisan… hayatımın en yoğun çalıştığım zamanları… haftada 31 saat ders,hafta sonu okul dershanesinde 4 saat ders,hafta içi ve hafta sonuna rastlayan -haftada 2 kez- öğretmen lisesi kız pansiyonunda gece nöbeti.sosyal hayatımın hemen hemen yok sayıldığı,kendimi ve kafamı dinleme ihtimalimin sıfır olduğu günler.
23 nisan yaklaşıyordu.hep aklımda sevdiceğimin yanına kaçma arzusu.içimde bir ses;
-“Cuma günü zaten 5 saat dersim var derslerine girdiğim sınıfların yarısı çalışmalarda. e nişanımda yaklaşıyor nişanlığımı yaptırmam lazım Cuma günü için müdür amcayla da konuşup mazeret izni alsam bi güncük J, Pazar günü okul dershanesindeki 4 saatlik dersim için tüm ders notu-testler-alet-edavat ne varsa hazır edip benim yerime derse girebilcek hayırsever bir öğretmen arkadaşıma teslim etsem,Pazar akşamı öğretmen lisesi kız pansiyonunda tutacağım nöbeti bir dahaki hafta nöbet tutacak arkadaşla değiştirsem ve Salı akşamından sevdiceğimin yanına uçsam….ayyyy ne güzel olur…”
İç sesimin bu süper planlarının üzerine sevdiceğim arayıp
-“nurum,huzurum,Ayşenurum…Salı gecesine biletini aldım ne yap et gel,sen gelmezsen ben geleceğim,ama gelirsem de bana vakit ayırmanı isteyeceğim” demez mi?
Birden havalara uçtum,onca yoğunluk arasında 5 gün tatil süper bir şey olacaktı.Ama ne yapmalı,nasıl etmelide onca işi,öğretmeni ayarlayıp kaçmalıydı.
………………………………………………………
Uçaktayım…Trabzon-İzmir arası çok fazla uçmuştum yada sevgili geldiğinde havaalanlarında kalbim çarparak beklemiştim onu.Ama ilk defa gece uçacaktım.Daha uçağa binmeden mideme kramplar girmeye başlamıştı.Çantamda seyahatte okumaya uygun keyifli bir kitap,kulağımda harika bir melodi…ama yok…dışarısı öyle karanlık ki…boşluktayız sanki…sımsıkı yapıştım koltuğa,yanımdaki benden beter…tekrar camdan dışarıya bakıyorum Trabzon un ışıkları küçüldükçe küçülüp kaybolmuş,kopkoyu bir karanlık…bildiğim tüm duaları okuyorum…saat gece yarısını geçiyor ve pilot amca ineceğimizi haber veriyor…
………………………………………………..
Uçakta kendimi öylesine sıkmışım ki , indiğimde zor yürüyordum.Bagaj kuyruğunda uzun uzadıya beklemek zorunda kalmadım çünkü el bagajı olarak yanıma almıştım küçük valizimi.Koşarcasına uzaklaştım uçaktan.Çıkış kapısına doğru yürürken yüreğim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyordu.1,5 ay aradan sonra sevdiceğimi görecektim… ve işte O…Onca insan arasında o boncuk gözlerini gelen yolcu çıkışına dikmiş beni görmeye çalışıyordu.Koştum…atladım boynuna…sarıldım…sımsıkı…gözlerimde mutluluk gözyaşları sarhoşa dönüverdim.Dışarıya çıktık gökyüzü yıldızlarla dolu.Arabaya doğru sarmaş dolaş yürüdüğümüzü hatırlıyorum hayal meyal…
……………………………………..
Gecenin kör karanlığında uçup,boşluktan fırlayıp İzmir e düşmüştüm sanki.Ben daha gece yolculuğunun şokunu üzerimden atamadan, çantamı arka koltuğa koymak için arabanın içinde dönmemle şaşkınlık,sevinç,hayret,heyecan,mutluluk…hepsi birbirine karıştı.Arabanın arka koltuğundan arabanın tavanına kadar rengarenk bir sürü balon vardı arkada.Ben “nasıl yani ya?,noluyoruz?” diye bir şok yaşarken valizimi bagaja yerleştirip gelen sevgilim yanıma oturur oturmaz kocaman,sayamayacağım kadar çok kırmızı gülle dolu bir buket uzatıverdi.güllerin kokusuyla mest oldum,arabanın içine doldurulmuş rengarenk balonların göz alıcı güzelliğiyle ne olduğumu anlayamadım.Ben güllerimi koklayıp balonların birini bırakıp birini kucaklamaya çalışırken bir baktım havaalanından çıkmışız şehrin ışıklarını geride bırakmış gidiyoruz.Ali ye nereye gittiğimizi soruyorum ama ısrarla cevap vermiyor bu soruma.Yolculuğumun nasıl geçtiği onu daha çok ilgilendiriyor,korkmadın değil mi diyerek beni çok özlediğini anlatıyor.Anlıyorum ki güller ve balonlar daha bir başlangıç…daha başka sürprizler var beni bekleyen…o anda gözüm mavi bir tabelaya takılıyor;Foça…Yolculuk Foçaya idi yani…
………………………………………………….
Ilık bir nisan gecesi İzmir de.Ve Alişim yolda giderken benim camımı açıyor…Rüzgar yüzümü okşarken yaşadığım mutluluğu kendime bile tarif edemeyeceğimi düşünüyorum.Ali;
-“Çok zor bir şeyi başarıyoruz…Aramızda onca mesafe varken gözden uzakta olan gönülden uzak olmuyor,olamıyor.sevdiğinden uzak olmak çok zor ama yılmak,pes etmek yok.” diye benim ondan uzakta, onsuzken her bir olumsuzlukta çok fazla üzülüp kendimi çok yıprattığımı ve bunların artık sona ereceğini anlatıyor bana uzun uzun ve tatlı bir şekilde.
- “kavuşmamıza az kaldı,bizi mutsuz kılan her şeyi değiştirmemiz için zaman var ve bu hayatta seninle kazanılmayacak hiçbir yarış yoktur melankolik sevgilim benim J haydi bakalım şimdi senin tüm olumsuz düşüncelerini yok edelim ne dersin?” diyor.boş boş bakıyorum…nasıl olacak ki o?Eline bir balon alıyor;
-“Şimdi şu açık camdan teker teker balonları uçurmanı istiyorum.istediğin balondan başlayabilirsin J” aman nasıl kıyarım ben bu balonlara,hem ben balonları çok severim eskiden beri,neden gecenin kör karanlığına uçurayım ki ben bu güzelim balonları?Ali devam ediyor;
-“Balonları çok sevdiğini biliyorum ve hepsini bizzat senin için şişirdim.hepsinin içine nefesimi doldurdum.senin için…(of ya bu kadar balonu sen mi şişirdin,yorulmadın mı?rüyada mıyım,yoksa uçak düştü de cennette miyim? J ) Şimdi seninle BALON TERAPİSİ yapacağız.O da ne diye hiç sorma J. her bir renk senin bir sıkıntını ifade ediyor.Şimdi bu gece her bir balonla bir sıkıntını Foça yollarında uçur, gecenin kör karanlığında kaybolup gitsin” Tabi ben mutluluk sarhoşuyum.Lila bir balondan başlıyorum.Allahım ne kadar eğlenceli…Yanımda tatlı sözleriyle canımdan bir parça,kucağımda kıpkırmızı güller,rengarenk balonlar,kulağımda en sevdiğimiz şarkılar…lila,lacivert,turuncu,sarı,pembe…derken yüksekçe bir tepenin üzerinde durup kalanını arabadan inip ege denizinin karanlık sularına doğru birlikte uçuruyoruz…Balon terapisi ha!Benim bu sevdiceğim gerçekten tam bir çılgın ve ben çok şanslıyım…Öyle bir terapiden sonra nasıl mutlu olmam ki…Ve haklıymışım sürprizler bitmiyor,Foça’da ki yazlığa gidiyoruz ve benim için yapılanlarla daha bir şımartılıyorum…Onunla mutluluğu,huzuru hissediyorum çünkü onun aşkı,saatleri ve insanların kargaşasını umursamayan,muhteşem güzelliklerle dolu,etrafı duvarlarla çevrilmiş güvenli bir bahçe gibi…
…………………………………………………
Hafızımdan silinmeyecek şekilde kazınan o güzel günlerden bir parça… bir çırpıda yazıverdim.Öylesine… içimden geldiği gibi...Ekrandan akan karakterler sözün sihrini,nefesin sıcaklığını,sohbetin insıbağını nasıl taşısın değil mi?Ancak bu kadar oldu işte… Devamı da başka zamana artık...
……………………………………………….
Bu yılda geçen yılı anarak,artık aramızda mesafeler olmadan,havaalanlarında hüzünlü vedalar etmeden birlikte olmanın tadına vararak yaşadık 23 nisan tatilini

22 Nisan 2009 Çarşamba

geçmişten gelen mısralar

Gümüş renkli bir güne uyandım bugün,
İnceden inceye dökülen
yağmur damlalarıydı yoldaşım,
Düşen her yağmur damlasıyla
andım seni
Yüzüm mütebessim
Kalbim müteşekkir...*
ayşenur&ali



*17.04.2008
ayşenur

18 Nisan 2009 Cumartesi

SEKERAT




Tiyatronun olmazsa olmazlarından biri SEYİRCİ…ve artık sizler çok iyi biliyorsunuz ki biz neredeyse tiyatrosuz yapamayanlardan olduk.Bu yıl perdeler kapanmadan ne kadar oyun izleyebileceğiz yarışındayız adeta :) Bu akşam “Sekerat” adlı konser/oyunun seyircisiydik…

Ege Sanat Atölyesi Sekarat için şunları söylüyor ; “Sekarat praojesini, Wolfgang Borchert’in Kapıların Dışında oyununu kaynak alarak şekillendirdik.Bu hikaye için uzun uzun şeyler yazılabilir.Ama bizce hepsi aynı kapalı kapılara çıkıyor.BU, SAVAŞTAN DÖNEN BİR ADAMIN HİKAYESİ…Ege Sanat Atölyesi olarak,tiyatro ve müzik alanında yaptığımız çalışmaları ‘SEKERAT’ gösterisiyle Oyun/Konser formatıyla bizler için yeni bir biçim denemesi şeklinde sizlere sunmaya karar verdik.Umarız bu hikaye hepimiz için savaşa dair bir hatırlatmadan öteye geçer...”


Sekeratın Oyun/Konser formatıyla sahneye konulması ilgi çekiciydi.Sahne geçişleri arasındaki şarkılar,kostüm,makyaj ve aksesuarlar,replikler bir hayli değişik ve çarpıcıydı.

DERDİN Mİ VAR
Derdin mi var,
Bundan sonra derdin mi var.
Battın bir kez,
Bundan sonra derdin mi var.
Sonsuzluk yık bundan sonra,
Issızlık yok.
Bundan sonra böyle yazıldı.
Böyle yazıldı.
Sömür,sür,yerden yere vur.
Böl,parçala,yönet;
Kalanları çiğne,yut.
Kader senin ellerinde bak.
Böl,parçala,yönet;
Kalanları çiğne,yut.*

Oyundan öyle çok iştahla bahsedemeyeceğim.Çünkü beklediğimizi bulamadık.Yine de sevdiceğim yanımda el ele oyun izleyip, değişik besteler dinlemek güzeldi ve hep yaptığımız gibi oyunun,oyuncuların performansının kritiğini yapmak,onun boncuk boncuk gözlerini heyecanla açıp bana izlenimlerini anlatması her şeye değerdi.Bu arada fotoğraf makinasız dışarıya çıkmayan biz bu sefer nasıl olduysa fotoğraf makinemizi evde unuttuk.Bu nedenle bu oyundan fotoğraf yok bu sefer.

Ha son bir şey daha… “Sekerat” kelimesi, kişinin ölüm anındaki aklına hakim olamayış,ızdırap ve baygınlıkları ifade eder.



*söz-beste : Engin BAYRAK

16 Nisan 2009 Perşembe

Bir Güzel Çift Mutfakta...


Mutfağıma giripte açık balkon kapısından içeriye dolan cıvıltıları,yemyeşil bahçeyi ve pırıl pırıl güneşi görünce bütün günümü mutfakta geçirdim bugün.Yemek yapmaya evlendiğimde başladığımı ve yemek konusunda da iddialı olmadığım bilinir.Ama benim sodalı böreğim meşhurdur.Ve bugün sevdiceğim için sodalı börek yaptım.Ben mutfakta uğraşırken bir baktım sevdiceğim işten kaçıp gelmiş J Ve birlikte devam ettik yemek yapmaya.Çok güzel iştah açıcı bir semiz otu salatası yaptık.Semiz otunun omega3 bakımından çok zengin olduğu ve salatasının çok faydalı olduğunu hatırlatmak isterim.Ali’nin salatalarından tadana kadar salata konusunda gurme(!) olduğumu düşünürdüm.Ama Ali’nin salatalarından sonra ben artık salata yapmaktan vazgeçtim. Ali’nin “Akdeniz salatası” ve “Baba salatası”adını verdiği salatası meşhurdur.Semiz otu salatasının ardından zeytinyağlı taze bakla pişirdik birlikte ve gerçekten harika lezzetlerle,mis gibi kokularla doldu evimiz.


Buradan tarif vermek istemiyorum.Zaten başta da dediğim gibi yemek konusunda çok yeni sayılırım.Çok güzel yemek blogu yazan arkadaşlarımız var. Ama mutfakla ilgili birkaç öneri verebilirim;

-Fırından çıkardığınız hamur işlerini, özellikle kekleri servis etmeden önce mutlaka en az 1,5 saat dinlenmeye bırakmalısınız.Fırından çıkar çıkmaz kesip servis yaparsanız içi hamur kalır ve tadında bir acılık hissedilir.

-Kek ve börek yaparken büyük yumurta kullanmayın.Çünkü büyük yumurtalar kekin soğuduğu zaman çökmesine neden olabilirler.Bu nedenle orta boy yumurtalar kek ve börek için en uygunudur.
-Sarımsağa ihtiyacınız olduğu anlarda kabuğunu ayıklamaktan sıkılıyorsanız (benim gibi),fazla miktarda sarımsağı bir seferde soyun.Sonra da zeytinyağı dolu bir kavanoza atıp,burada saklayın.Bu şekilde hem uzun süre muhafaza etmiş hem de içinde bulunduğu yağla yemeklerinize,salatalarınıza ayrı bir lezzet kazandırmış olursunuz.

Bu arada fotoğraflarda gördüğünüz böreğimi dayanamayıp hemen fotoğrafladım :) oysa servis tabağına alıp fotoğraflasaydım daha şık bir görüntü olabilirdi :) Şimdilik bu kadar.İlerleyen zamanlarda öğrendiklerimi paylaşmaya devam edeceğim.Şimdi güzel bir akşam geçirmek için dışarıya çıkma vakti...
mutlu günler....

15 Nisan 2009 Çarşamba

karanfilli günler


Eğer kendinizi yorgun ve bitkin hissediyorsanız ve özellikle zihin yorgunluğunuz var ise; en az 4-5 Dakika demlenmiş siyah çay içerisine 8-9 adet kuru karanfil atılmalıdır. Ancak karanfili parmağınızla ufalamaya çalıştığınızda ufalanırsa o raf ömrünü tamamlamıştır. Taze olmasına dikkat ediniz. 2-3 Dakika bekleyin ve karıştırıp için. İçtikten 10 Dakika sonraysa saçınızın kökünde bile dahi kıpırdanmayı hissedeceksiniz.

Yorgunluğunuzun buharlanıp gittiğini belirgin şekilde farkedeceksiniz. Dinçleştiren ve üzerinizdeki ağırlığı alan bir kürdür. Fakat çay sallama çay değil, demleme çay olmaldır.*

Beni bu havalar mahvetti. Hastayım,bitkinim. Haftasonu geçtiğimiz haftanın yorgunluğunu gidermek için Çandarlı’nın o mis gibi havasını alıp dinlenelim diye yine yazlığa kaçtık.Çandarlı’da hayat sakin,papatyalarla huzur dolu ama Çandarlı’dan döndük,yine hastayım...bir sürü ilaç...

Haftanın başında karanfilin enerji veren özelliğinden bahsedeyim istedim.Belki benim gibi yoğun,yorgun arkadaşlar varsa bu sayede enerji depolarlar ...

Mutlu günler sizin olsun...

* Dr.İbrahim Saraçoğlu

9 Nisan 2009 Perşembe

SONSUZA DEK...DOĞAN CANKU...

SONSUZA DEK
Sokaklar geçiyorum sızım hüznüm gölgem benim

Caddeler aşıyorum gözyaşlarım en sessizliğim

Asılsız çarelerle yürüyorum işte böyle

Zamanı geriye çeviririm diye

Acılar yaşıyorum kavuşmak bedeliyle

Bekliyor biliyorum az ötemde sessizce

Adımlarım yaklaştı görüyorum orda işte

Kayboluverdi yine sokaklar arasında

Elbet birgün yollar çaresizce tükenip son bulacak

Zaman işte yeniden başlamış olacak

İnanırım kalbim onunla sonsuza dek yaşayacak

Kaybolup gidecek maziyle birlikte…
Çağımızın en önemli gitaristlerinden biri…Doğan Canku…Bundan 4-5 yıl önce klasik gitar eğitimi aldığım yıllarda bir gün onun gibi flamenko çalmayı hayal ederdim.Çünkü popüler müzik ve flamenkoyu mükemmel bir şekilde harmanlayışı her zaman büyülemiştir beni.Ve dün gece onu sahnede canlı kanlı J izleme fırsatı buldum sevdiceğim sayesinde.Tek kelime ile mükemmel bir konserdi. ‘ Ayrılık’ şarkısını en iyi yorumlayanlardan birisidir kendisi ve kısa ama samimi bir hoşbeşten sonra o güzel gitarı ile ‘ayrılık’ diyerek başladı konserine…

Geçmiş yıllarda –özellikle üniversitede- katıldığımız tüm konserlerde sıkış tepiş bir durumda izlerdik konserleri.Oturamazdık yerimizde,sahnenin dibine kadar gidip zıplardık illaki.Hele Bostancı Gösteri Merkezinde izlediğimiz konserleri unutamam,şarkılara eşlik edeceğiz diye bağırmaktan sesimiz kısılırdı çoğu zaman.Katıldığımız her etkinlik gibi gittiğimiz konserlerde öğrenci işiydi anlayacağınız J.Ama artık oturduğumuz yerden özellikle sahneyi en iyi şekilde görebildiğimiz rahat koltuklardan izliyoruz sanatı,sanatçıyı.Dün gecede Doğan Canku ve ekibi tam karşımızda bizim aşkımız için çaldılar sanki o eşsiz melodileri.Çok samimi bir konserdi,şarkı aralarında anlattığı anıları ile bol bol güldürdü bizi,çalıp söylediği şarkılarla da büyüledi adeta.

En sevdiğim şarkılarından biri olan ‘sonsuza dek’ adlı şarkıyı ‘bir kırık bebek’ adlı sinema filmi için bestelediğini esprili bir dille anlattı.Daha sonra besteyi dinleyen kayınvalidesi duygulanıp ağlayınca,eşinden bu beste için söz yazmasını istemiş.Bir zamanlar menajerleri olan Hıncal Uluç hakkında söyledikleri,Modern Folk Üçlüsünün geçmişine göndermeler,Azerbaycan konser anıları,ekibindekilere arada bir takılmasıyla çok eğlendirdi seyirciyi.
Neler mi İstiyorum.. Victor Hugo'nun sözleri üzerine yedi buçuk dakikalık bir şölen..
"Neler mi istiyorum uyanınca her sabah
Ne bahardan bir neşe, ne yazdan bir çiçek
Siyah, siyah, çok siyah, kadife kadar siyah
Bir saçın buklesini bana kim getirecek?.."
İspanyolca söylenip insanın kanını kaynatan melodiler…ve 70li yıllarda bir çok aşığa iç çektiren şarkıları.Özellikle ‘geceler’…dinleyin derim…Şarkının sözleri Doğan Canku nun babasına ait.Bestesi için babasından söz yazmasını isteyince İsviçre ye ameliyat için giden kızına yani -Doğan Cankunun kız kardeşine- yazmış bu şarkının sözlerini.

İşte böyle harika bir gecenin ardından güneşli bir İzmir gününde kulağımda dün geceden kalan güzellikleri tazeleyen şarkıları dinleyerek sevdiceği bekliyorum…




YENİDEN

Yakın bir zamanda yeniden buralardayız... Neşeniz bol olsun...