BİR GÜZEL ÇİFT

BİR GÜZEL ÇİFT

29 Ocak 2010 Cuma

YOLCULUK

Uzun bir yol var önümüzde...yağmurlu yollar,mis kokulu çam ormanları var gidilip görülecek.Yine aniden çıkıyoruz yollara...Dua edin sağ-sağlim gidip dönelim...Dönünceye dek hoşça kalın.

Neşeniz bol olsun...

28 Ocak 2010 Perşembe

MİM VAR

Sevgili Sevgiden Esintiler beni mimlemiş.Mim konusu blog sahibinin 7 ilginç özelliği.Diğer sayfamda bu konuda yine mimlenmiş ve cevap vermiştim.Mim konusu aynı olunca yine hazır cevaplarımı vereyim sizlere :)

1.Keyfime aşırı derecede düşkünüm.Hiç kimsenin hiçbir şeyin keyfimi bozmasına izin veremem.


2.Sabah uykularım meşhurdur.Hani yatağa nevresim olsam yeridir tarzında bir uykucuyum.Sırf sabahları daha fazla uyuyabilmek adına ders programımı yapan müdür yardımcımızla pazarlık yapabilen bir öğretmenim :) Sabah uykularımı alamayınca derslerde verimli olmadığımı düşünüyorum ne yapayım :)

3.Dil öğrenmek benim için bir tutku.Her ne kadar eğitim sistemimiz beni dil konusunda ‘çat-pat’ konuşur durumda bıraksa da o çat-pat ı iyi bir düzeye taşımak konusunda hala çok azimliyim.

4.Uzun süre aynı yerde duramıyorum.İlla hareket halinde olmalıyım.Bu yüzden 40 Dk lık ders boyunca sınıfın gezmediğim köşesi yok.

5.Tipik bir kova kızıyım.Özgürlüğüme ziyadesiyle düşkünüm.Bu özgür tarz her şeyime olduğu gibi evime ve kıyafetlerime de yansımış durumda.Okulun yaş olarak en küçük öğretmeni olduğum için tüm meslektaşlarımın benim kıyafetlerime,ders anlatışıma ve öğrencilerimle olan iletişimime bakıp beni ‘özgür kız’ diye çağırmalarına bozuluyorum çoğu zaman, çünkü benim bir adım var :)

6.Hayatımda iyi ki olmuş dediğim ve bunun için her saniye her dakika şükrettiğim bir şey var; aşk hakkındaki tüm saplantılarıma rağmen iyi ki Ali’ye aşık olmuşum,iyi ki aşkı onda tatmışım ve iyi ki onunla evlenmişim…

7.Tasavvuf denilince akan sular durur benim için.Ve şimdi tasavvuf dedim ya bu yedinci maddeyi açmaya kalkarsam uzayıp gider,başka zamana saklayayım bu konu hakkında yazacaklarımı.

Şimdi sırada başkalarını mimlemek var değil mi?İşte bu zor olan kısım.Çünkü kimi seçeceğine karar vermek oldukça zor oluyor.En iyisi yazayım bir kaç dost blog saymak isterlerse 7 ilginç özelliklerini biz okuruz keyifle :) Ama bir çok arkadaş çoktan cevaplamış bu mimi.İlk aklıma gelen üç kişiyi yazıyorum :)

nohut oda,nevbahar01,sayıklama mahali...

Neşeniz bol olsun...

26 Ocak 2010 Salı

KAR YAĞMIŞ YOLLARIMIZA

Hani demiştim ya yollarımızı kar kapatmazsa uzun bir yolculuk planlıyoruz diye.Yolculuğumuzu ertelemek zorunda kaldık.


İzmir son günlerde öylesine soğuk ki bu kadar soğukken kar yağsın istiyor insan.Kar yağsa bu kuru ayaz yumuşar hiç olmazsa.Hastalığı atlattım sayılır çok şükür.Ama her ne kadar evde dinlenmeye çekilmiş olsam da bünyemin bu soğuktan etkilenmemesi için elimden geleni yapıyorum.



Planlarımızı ertelemiş olmak ilk başlarda fazlasıyla canımı sıkmış olsa da onca yoğunluğun ardından evimde olup kafamı dinliyor olmak cidden iyi geldi bana.Yumuşacık battaniyemin altında kitap okuyorum.Boncuk gözlümün hediyesi olan Çöl ve Deniz’i elimden bırakamıyorum.Kitabın yazarı Sibel Eraslan’ın trt deki röportajını izledikten sonra kitabı çok merak etmiş ve bu konuda sevgilinin kafasını şişirmiş olmalıyım ki kitabı hediye etmişti bana.Tatilin başlamasıyla büyük bir keyif ve merak ile aldım elime kitabımı.Daha ilk bölümde sarıp sarmaladı cümleler beni;


Hatice sadece bir çift âşık göz değil.
Hatice sadece nehre yatak.
Sadece sancağa burç değil.
Hatice aynı zamanda “eller” demek.
Allah’ın Sevgilisini emanet ettiği kadın elleri, aşkın elleri.
Aşkın evi.
Vahyin çatısı.
Gözbebeğin çerçevesi.
Zemzemin kuyusu.
Mağaranın yoldaşı.
İnci’nin istiridyesi.
Define’nin sandığı.
Sevgili’nin sırtına hırka.
Hatice, köşesiz ve kusursuz çember.
Hatice, avuçlarından su içtiğimiz emek sahibi ellerin adı.
Hatice, Aşk’a kapı, Sevgili’ye kab.
Hatice, ol emri karşısında kainat.
Hatice göğün altına uzanmış arz.
Hatice, varlığı Mim harfine ev kılınmış kadın.
Hatice, tekvin kokusu.
Rüyası gerçeğe çıkmıştı Hatice’nin.
Güneş evine doğmuştu…”


Dün gece yine geç saatlerde çıkıp güzel bir film izledik.Sherlock holmes…İyi vakit geçirmek için ideal bir film.Daha filmin ilk sahnelerinde senaryonun içine düşüvermişiz hissini veriyor.Filmdeki Holmes benim yıllardır hayal ettiğim,kafamda çok farklı yerlere oturttuğum Sherlock karakterinden çok uzak olsa da,film bana hiç düşünme fırsatı sunmayıp olayın gidişatını tahmin etme şansı tanımasa da oldukça keyifli bir filmdi.Ayrıca Jude Law’ı Watson karakterinde görmek güzeldi.Film biterken anlıyorsunuz filmin ikincisi de gelecek,şimdi onu bekliyoruz heyecanla :)


Yarın benim doğum günüm.Daha bugünden doğum günümü kutlayan tüm dost blogculara teşekkür ederim…


Neşeniz bol olsun…

21 Ocak 2010 Perşembe

BUGÜN

Son günlerin koşuşturmacasına bir de faranjitim eklenince tatile erken başladım.Bugün gün boyu yatarak soğuk ama güneşli bir günü daha bitirdim.Dinlendim,hem de güzel bir şekilde dinlendim.



Yarın karne günü ve ben henüz karnelerimi imzalayıp, öğrencilerimin her birinin karnesinin bir köşesine iyi dileklerimi yazamadım.Hangisiyle konuşsam yarın için heyecanlılar,oysa artık hepsi tüm notlarını günler öncesinden öğrenebiliyorlar.Buna rağmen yine de tatlı bir heyecan yaşıyorlar.Çoğu karne hediyesi alacak ondan sanırım heyecanları.Bu arada ben de karne hediyesi istiyorum yaaa…ilgililere duyrulur :)


Karne günü için benim için en büyük heyecan tatilin başlaması.Bu dönem öylesine doluydu ki birden bire bir boşluğa düşeceğim sanırım.


Uzun bir yolculuk planlıyoruz ama şimdi haberlerde gözüme takılan kar manzaraları ve yolların hali canımı sıktı.Bakalım kar bizim yollarımıza da yağacak mı?


Kapalı yolların haberlerini izledim bitirdim,canımı iyice sıktığımdan emin olunca televizyonu kapatıp oturdum bilgisayarımın başına.Hastayım diye boncuk gözlümün halı saha maçını da izlemeye gidemedim.Hava öyle soğuk ki bugün ona eşlik edemedim ama Galatasaray formasını giydirip gönderdim maça.Benim için 10 gol atacak söz verdi :)





Ben böyle evde canımı daha fazla nasıl sıkabilirim diye uğraşırken o ellerinde çiçekler ve benim için attığı 5 gol haberiyle geldi.Akşamın bu saatinde nereden,nasıl buldun bu çiçekleri diye sormadan hoplaya zıplaya aldım çiçeklerimi.Çiçeklerimin renginden de anlaşılıyor sarı-kırmızı uğurlu geliyor hep sevdiceğime :) E evet o geldi yalnızlıktan kalabalık düşüncelere dalan benim yüzüm güldü :)






Neşeniz bol olsun…

16 Ocak 2010 Cumartesi

BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ...(M.K.ATATÜRK)

Dün akşam sevdiceğim beni çok güzel bir programa götürdü.Gideceğimiz yeri ve konuyu söylediği zaman çok heyecanlandım. “acaba neler dinleyeceğiz bu akşam ?”merakıyla gittik oraya.Sevgilinin arkadaşları ile orada buluşacaktık o yüzden hazırlanma olayını biraz ağırdan almış olacağım ki biz gittiğimizde başlamıştı program.Neyse ki ilk cümleler söylenmişti henüz…



ESADER-Ege Sağlık Derneğinin düzenlemiş olduğu bu program ile “Afrika’da çocuklar sıtmadan ölmesin” diyerek İzmir’den kalkıp Tanzanya’ya giden 30 Türk doktorunun dünyanın bir ucunda ne zor şartlarda neler başardığını öğrendik…


Program Tanzanya ve ora insanını tanıtan güzel bir fotoğraf sunumu ile başlayıp fotoğrafların hikayesinin anlatımıyla güzel bir sohbet havasında devam etti.Türk doktorlarımız 0-5 yaş arası her üç çocuktan birinin sıtmadan öldüğü Afrika ülkesinde yaklaşık 4 bin cibinlik dağıtmış,10 günde 5 bin kişiye sağlık taraması yapmış,50 ye yakın cerrahi ameliyatı gerçekleştirmiş,buradan oraya 1 ton ilaç götürmüşler.


İlk başlarda oradaki yetkililer bu gönüllü doktorlarımıza endişeyle bakıp onlara itimat etme konusunda tereddüt yaşamışlar.Çünkü Türk doktorlardan önce başka ülkelerden gelen doktorların farklı amaçları varmış.Resmen oraya gidip insanların zor durumundan yararlanıp onları deneme tahtası gibi kullanmış bazıları.Kimi diş çekmeyi oradakiler üzerinde öğrenmeye çalışmış,kimi ilaçlar denemiş,kimi ameliyat pratiği yapmış.Evet inanılması güç ama bunları yaşamışlar oradakiler.Çünkü orada yapılan herhangi bir hatanın hesabını soran yok,ölenin ardından “bu neden öldü?” diye araştıran yok zaten ölüm sıradan bir olay.Hal böyle olunca Türk doktorlarına şüpheyle yaklaşmaları kaçınılmaz.



Dün akşam orada Tanzanya’ya ait fotoğraflar ekrandan aktıkça ve ben her bir fotoğraf karesini izledikçe “halimize ne kadar şükretsek azdır” diye geçirdim içimden.Hele bir de doktorların anlattığı birbirinden ilginç öyküleri dinledikçe insan hayatının hiçbir anlamının olmadığı,fakirliğin açlığın sıradan bir şey sayıldığı o bölgelerde yaşayan insanlar için yapılan bu çalışmanın hiçte azımsanmayacak bir şey olduğunu anladım.




Bir yerlerde birilerinin hiçbir menfaat gözetmeksizin tamamen Allah rızası için böylesine güzel işler yaptığını bilmek çok güzel.Buradan ESADER e teşekkür ediyor başarılarının devamını diliyoruz.Daha nice güzel,hayırlı işlere imza atmaları dileğiyle…




Neşeniz bol olsun….



12 Ocak 2010 Salı

SANAL ALEM

Bir güzel çiftin gezip gördüklerini,izlediklerini,dinlediklerini,okuduklarını hasılı bir güzel çiftin hayatından minik kesitleri blogta okumaya alışkın olan değerli dostlardan gelen ısrarlı maillerde ısrarla soruyorlar blogcudan blogspota geçiş nedeniyle mi azaldı yazılar diye.Yok aslında tam olarak öyle olmadı bilakis blogspota taşınmayı tamamlamak iyi geldi bize,burada daha çok yazasım geliyor.Ama malum son zamanların yoğunluğu.Bu günlerde bilgisayarın başına ne zaman geçsem e-okulda zaman geçip gidiveriyor.Dönem sonu yaklaşıyor,erkenden not işlemlerini tamamlayayım istiyorum.Çalışkan bir öğretmenim ben :)


E-okul dışında geçen zamanlarda sanal alemin altını üstüne getirdiğim vakitler ilk önce bloglarla başlıyor elbette.Altını üstüne getidiğim vakitler dediysem o vakitler öyle “saatler” değil.Çoğu zaman bir saati bile geçmiyor bu vakitler.Bloglardan sonra twitter,ff,etsy ve eskisi kadar olmasa da google analytics,face ve daha aklıma gelmeyen bir kaç siteye bakınıp duruyorum.



Sanal alem dedim ya bahsetmeden geçemeyeceğim.Son birkaç haftadır TürkMax’ta yayınlanan Sosyal Alem programına takılır oldum.Program her cumartesi 22:30 da yayınlanıyor.İnternet ve televizyon evreni aynı potada sloganı ve sanal alem ile sosyal alemi birleştirme mantığıyla başlayan programın sunucusu Elif Dağdeviren.Elif abla her hafta stüdyosuna ünlü konukları alıp her konuğunu bir notebook un başına oturtuyor.Ve konuklar bir yandan ekrandan akan twitleri takip etmeye çalışırken bir yandan da karşılıklı sohbet etmeye çalışıyorlar.Haliyle iki işi bir arada yapamayanlar veya sanal aleme yabancı olanlar için bu durum bir hayli zor oluyor.Neyseki Elif Dağdeviren iyi idare ediyor durumu da çoğu zaman keyifli diyaloglar çıkıyor ortaya,kimi zaman da araya birkaç video veya cıvıldaşlar adını verdiği birkaç twit serpiştiriyor da kurtarıyor programı.Ha bir de program boyunca popüler sosyal medya ağlarının hepsi reel olarak açık olup izleyici ile sürekli bağlantı halinde olunca yazdıklarım ekranda görünsün diye bin takla atan twitter ahalisi yanında her duruma bir birinden anlamlı twit girenleri unutmamak lazım.İşte şimdilik bunlarla geçip giden sosyal alem programı, sanal aleme dalıp dünyayı unutanları birazcık sosyal aleme çekebilir mi bilemiyorum.


Neyseki internet aleminde kendini kaybetme çağını geçtik çoğumuz.Artık interneti bilinçli kullananların sayısı gün geçtikçe artıyor çok şükür ki…Bir güzel çift der ki;hayat geçip giderken bilgisayar başında tüketmemeli bu ömrü.Yaşadığımız ve yaratıldığımızın hakkını en iyi şekilde verebilmek için monotonluktan kurtulup gezmeli,görmeli,yemeli,içmeli,eğlenmeli,okumalı en önemlisi de aşkı yaşamalı :) vs vs. işte…hayatı coşkuyla yaşamak hayata karşı bir borçtur değil mi?…


Neşeniz,coşkunuz bol olsun…




NOT:Bize bu güzel çiçeği gönderen nohut odaya kocaman sevgiler buradan.Zaten ne zaman sayfasına gitsem içim aydınlanıyor bu gün ışığını görünce ışıl ışıl oldum.Bu çiçek bizden bir güzel çift okurlarına ulaşsın o zaman :)

6 Ocak 2010 Çarşamba

TATİL SONRASI

Yılbaşı tatilini uzattıkça uzatmak istiyorum.

Tatil öylesine yoğun bir o kadar da güzel geçti ki hala rehaveti atamadım üzerimden.Geçen bir yılı İzmir de uğurlarken yalnız değildik.Canım ablalarımla İzmir’in altını üstüne getirdik.Havalarında güzel olmasını fırsat bilip birbirinden güzel mekanlarda kahvaltı edip en güzel yerlerde tıka-basa karnımızı doyurduk.Yemek içmekten arta kalan zamanları alış-veriş yaparak değerlendirdik.Biz alış veriş çılgınlığı yaşarken beyler bizi mağazalara bırakıp gidip oyunlarını oynadılar :) Ne zamandır beklediğimiz indirimler tam zamanında başlayınca bir çok mağazayı bir çok markayı ziyaret etmeden geçmek olmazdı :) Mango,Zara,Bershka,stradivarius,Park bravo,Nine west ve daha aklıma gelmeyen nicesinin raflarını altüst ettiğimizi hatırlıyorum.
Yılbaşı kutlamak gibi bir adetimiz yok, geçip giden bir yılın ardından kutlama yapabilenlerden değilim ben yaa…yılbaşı tatildir bizim için,önemli olan birlikte olmaktır. Ve bizde bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirdik.Kısacık bir tatil bile olsa sonrasında okula dönmek zor oldu…Önce okula döndüm şimdide bloğuma :)
Yine yeni yazılarla burada olacak bir güzel çift…

Şimdilik
Neşeniz bol olsun…
Related Posts with Thumbnails