27 Aralık 2009 Pazar

PAZAR ETKİNLİĞİ :)



Çalışma odamızı toparlayalım dedik dün akşam.Yazılı kağıtları,kitaplar,dergiler,gazeteler vs vs derken evin en çok ve en çabuk dağılan odası orası.Atılacakları ayırırken elime geçen ayakkabı kutularını atmadım bu sefer.Bu kutuları güzel bir şekilde kaplayayım da İkea kutulara kardeş olsunlar dedim.Kutulardan bir tanesini parlak kırmızı kalpli bir kitap kaplığı ile kendim kapladım.Pek başarılı olduğum söylenemez :) Ama bir diğeri için siyah-kırmızı oluklu mukavvaları kullandım.Bu sefer halime acıyan sevgili yardım etti bana,böylece harika bir şey çıktı ortaya.İkinci kutu için oluklu mukavva fikrini buradan aldım.Çok tatlı değil mi?




Siyah üzerine parlak taşlar yapıştırmak benim fikrim.Her iki kutuda da kullandım taşları çokta hoş oldular bence :) Hoş olmakla birlikte bir sürü ıvır-zıvırı toplayıp beni dağınıklıktan kurtarıyor bu kutular.Öncesinde İkeadan renk renk alıp evin değişik köşelerine özelliklede çalışma odasına koymuştum kutuları.Her birinin içi dolu.Bu kırmızı-siyah kutuyu da hemen kırmızı kitaplığımın raflarına koydum…



E artık benim blogumda kırmızı rengi çokça görmeye aşinasınız değil mi?Elimde değil kırmızıdan vazgeçemiyorum.Ama bir kutu daha kaplayacağım o farklı renkte olacak.El işlerinde çok becerikli olmadığım gibi böyle ince işlerle uğraşmaktan çok çabuk sıkılıyorum.Mesela kutu üzerine o taşlardan daha çok eklenecek ama öylesine sıkıldım ki şimdilik bu kadar yeter dedim :) O yüzden ikinci kutuyu kaplama işini başka bir zamana bırakıyorum.Onu kapladığım zamanda buradan paylaşırım sizinle.Şimdilik bu kutuların fotoğraflarıyla baş başa bırakayım sizleri…
Bu arada şu hep öncesi-sonrası fotoğraflarına bayılmışımdır işte bende yaptım bir tane (bknz;ilk fotoğraf) içimde kalmadı :)

Yağmur başladı başlayacak...düne nazaran kapalı ve hüzünlü bir hava var bugün İzmir'de.Ve şimdi başlayacak yağmurun tadını çıkarma vakti.Hazırlandık,çıkıyoruz...Hoş ve romantik bir pazar gezintisi yapma vaktidir...


Güzel bir Pazar diliyorum herkese…

Neşeniz bol olsun…

26 Aralık 2009 Cumartesi

İKİ FİLM

Bu sabah nefis bir güne uyandık.İzmir ne güzelsin bugün… :)



Sabah gezimizi tamamlayıp döndük yuvamıza…son günlerde sanırım soğuk havanın da etkisiyle daha bir “evcimen” bir çift olduk.Bakmayın bizim öyle çok gezip tozduğumuza evimizle uğraşmak,evde vakit geçirmek bizim için bambaşka bişey.Özellikle hafsonları bol bol uyuyup,uzun kahvaltılar yapıp evimizin huzurlu atmosferini yaşamak gibisi yok…İşte bugünde bu güzel günde iki film izledik.Böyle günlerde çokça uyuyup tüm gün evde olunca geceler daha bir uzun geliyor insana ve o zaman gece atıyoruz kendimizi dışarıya :)


İzlediğimiz filmlere gelince;







Filmlerden biri Law Abiding Citizen.2009 yapımı filmin başrollerinde Gerard Butler ve Jamie Foxx var.IMDB puanı 7.3 … Film ülkemizde henüz vizyona girmedi 1 Ocakta sinemalarda olacak.Oldukça etkileyici ve sürükleyici bir film.Daha filmin başlarında kendinizi kaptırıyorsunuz hatta ben daha ilk sahnelerde “ee her şey çözüldü,şimdi nolacak” dedim ve sonrasında neler çıktı neler :) İzlerken böylesine güzel bir filmin finalinden çok şey bekliyorsunuz haliyle,ama final çok tatmin edici olmasa da film güzeldi.Tavsiye ederim…








İkinci film ise Bruce Willis ‘in Suretler adlı filmi.IMDB puanı 6.4…Senaryo ilginç ama ne bileyim film hiç bana göre değildi ve sonuna kadar da izleyemedik zaten.Aksiyon-bilim kurgu meraklıları sevebilirler belki bu filmi.Filmin tamamını izlemediğim için çok fazla yorum yapmayayım en iyisi.


Şimdilik izlediklerimiz bunlar sırada bir sürü film var izlenmeyi bekleyen…izledikçe yazarım…





Neşeniz bol olsun…


21 Aralık 2009 Pazartesi

OYUNUN OYUNU



Haftanın ilk gününü atlattık çok şükür.Yarın sabah uyanmak,okula gitmek daha kolay gelir muhtemelen :)


Geçtiğimiz Cuma günü haftasonu başlıyor diye yine çocuklar gibi şendim.Öylesine şendim ki işte daha öncesinde gördüğünüz karanfil ve daha nicesiyle şenlendirdim günümü.Okul sonrası ben evde sevgili iş yerinde, çokça telefon görüşmesi,mesajlaşma ve msn muhabbeti yapıp planımızı yaptık.Evet ya hala bir gün içinde bütün iletişim şekillerini kullanıyoruz neredeyse :)

Uzun zamandır gitmek istediğimiz bir oyunu izledik Cuma akşamı.Ali bu oyunu çok uzun zaman Kocaeli’de izlemiş,tadı damağında kalmış.-Ki bu oyun Kocaeli Şehir Tiyatrosunda 6 yıl kapalı gişe oynamış.-Tesadüfen oyunun afişini görür görmezde “bu oyunu mutlaka izlemeliyiz Ayşenur” demişti bana.Ne zaman bu oyuna gitmeye niyetlensek hep başka şeyler çıktı.Sonunda ben herhalde biz bu oyunu izleyemeden oyun sahneden kalkacak demeye başladım.Hatta oyun aylardır sahnede olmasına karşın cuma akşamı bilet almaya gittiğimizde salon doluydu ve sadece boş bir koltuk vardı.Oyunu izlemeye kararlıyız ya koltuk yanına bir sandalye iliştirelim dedik,ben koltukta Alişim yanımda sandalyesinde en önde izledik oyunu…

İzlediğimiz eser İngiliz yazar Michael Frayn’ın yazmış olduğu “Oyunun Oyunu” adlı oyundu.İzledikten sonra Ali’ye hak verdim.Cidden bana izlemeliyiz diye ısrar ettiği ve anlattığı kadar varmış.Çok eğlenceli,bol kahkahalı ve izlerken sanki içinde kaybolduğumuz bir oyundu.Tiyatrodan çıkıp eve gelene kadar güldük sahnedekilere.Harika bir Cuma akşamıydı.Böylesine güzel ve eğlenceli bir oyun bir de geçen yıl izlediğimiz Metin Serezli’nin şu oyunuydu.




Oyunun Oyunu aslında bir değil, iki oyun. Aynı anda hem geleneksel bir fars hem de bu oyun içindeki oyunun son provasında ve turnesi sırasında gerçekleşen bir “sahne arkası farsı”.
Oyunun içindeki oyunda sahneden çıkan oyuncular, kendilerini kuliste yaşanan bir başka farsın içinde bulurlar. Bu iki farsın birleşimi “Oyunun Oyunu”nu tiyatro tarihinin en dahiyane oyunlarından birisi haline getiriyor.
Oyunun son perdesine gelindiğinde bu iki fars, artık birbirinden ayrılmaz bir duruma geliyor.
Oyun ilk kez Londra’da 1982 yılında oynandığında, İngiliz tiyatro dünyasının en önemli ödülleri olan Evening Standard ve Olivier en iyi komedi ödüllerini aldı.”




Uzun zaman olmuştu tiyatro hakkında yazmayalı değil mi?Bu sezon izlediğimiz 2.oyun bu.Geçen sezon sürekli yeni sahnelerde yeni oyunlar keşfediyorduk ama bu sene nedense çok daha yoğun geçtiği için fırsat bulamıyoruz.


Oyunu izlemek isteyenler hiç düşünmeden gidip biletlerini alsınlar,izleyip eğlensinler derim.

Neşeniz bol olsun…

18 Aralık 2009 Cuma

KARANFİLLİ CUMA








Bugün ders erken bitince eve gelip nette gezindim biraz.Gezinirken de birbirinden güzel şeyler buldum,içim açıldı.Bulduklarımdan bir tane de ben yaptım işte :) kırmızı-beyaz karanfil…Yapımı çok eğlenceli,çok basit ve çok hoş.İşte burada nasıl yapılacağı ve daha fazlası anlatılmış…







Daha önceki şu yazımda gördüğünüz tv ünitesinin bir parçası olan ışıklı bölümün altından bir kablo iniyor aşağıya.İşte sevgili bu kabloyu öylesine güzel kapatmıştı ki hala eve her gelen gidip onu yakından inceliyor.Uçuk pembe bir kurdele ile sardı ucuna fotoğraflarda gördüğünüz pembe ve kırmızı çiçekleri taktı (çiçeğin küçük bir mandalı var,o yüzden oraya tutturmak kolay oldu).bende o çiçeğin kurdelesinin ucuna nazar boncukları taktım ve takmaya devam ediyorum.Geçtiğimiz günlerde o nazar boncukları o kadar çoğalmıştı ki bir şey için lazım olunca bir çoğunu aldık oradan,şimdilik bu kadarı kaldı.Ve bugün de karanfilimi hemen oraya iliştiriverdim.Güzelde oldu :)


Biraz daha nette dolaşayım bakalım neler çıkacak daha :)


Neşeniz bol olsun…


14 Aralık 2009 Pazartesi

TAKI MANKENİ



Bugün bayan öğretmen arkadaşlardan bir tanesi kıyafetine uygun boncuklu ve çok cici bir kolye takıp gelmişti okula.Tabi bu gayet normal bir şey ama bizde uyumlu ve güzel kıyafetli arkadaşlarımıza sabahları uzun uzun iltifat faslı vardır.Ki böylelikle neşelenip,sabah mahmurluğundan kurtulup gülümseyerek gideriz derslerimize.Hatta bu iltifat işiyle bizzat ilgilenen tatlı dilli,güzel bakıp güzel gören çok şeker bir müzik öğretmenimiz var :) İşte bugün de bizim arkadaşa ve birbirimize iltifat faslı bitince arkadaşa sordular “ya sen neden hep böyle takıp takıştırmıyorsun?çok yakışmış,hep böyle olsana” o da başladı anlatmaya;takıyı özellikle de kolyeleri çok seviyormuş,bir çekmece dolusu rengarenk boncuklu kolyesi varmış ama onları ne kadar düzenlemeye çalışsa da bir türlü sabah aradığını bulamıyormuş.”üşeniyorum sabah sabah kalkıp kolye aramaya,hepsi birbirine girmiş oluyor onları açıp takayım derken okula geç kalıyorum.” deyince ona bir Takı Mankeni almasını önerdim.”Böylelikle kolyelerini,küpelerini tek tek asarsın ve birbirlerine daha az karışırlar dedim.” Takı mankenin nasıl bir şey olduğunu anlayamayınca onlara benim mankenin :) resmini çekip yayınlayacağım sözünü verdim.



Bu takı mankenlerinin ahşap olanları yani takı ağacı şeklinde olanları ve daha değişik bir çok modeli de var.Hatta ahşap olanlar İkeada vardı bir zamanlar.Ama ben takı mankenini çok daha estetik bulduğum için özellikle bunu aramış ve sonunda Balçova Selway Assortie de bulmuştum. Tabi uzun zaman önceydi bu.

İyiki de almışım diyorum gün geçtikçe.Çünkü takılarım sürekli artıyor,ne zaman Assortie,Accessorize gibi mağazalara girsem kendimi kaybediyorum :) Tercihim özellikle beyaz altın yahut gümüş ve onları süsleyen sade ama şık taşlardır.Ağır,abartılı takılar bana göre değil.Ve takıya dayanamıyorum aldıkça alıyorum üstüne üstlük bir de hediye takılar geldikçe arttıkça artıyor takı mankenimin yükü.Bu yüzden takı mankeni biz bayanlar için hem çok şık hem de kullanışlı bir aksesuar.Bu arada mankenin değişik renkleri de vardı ama ben özellikle kırmızı tercih etmiştim yatak örtümle uyumlu olması bakımından…Hatta ben kırmızı mankenime beyaz çiçek taktım fotoğraflarken :)





Yazı için başlığı atınca durup bir baktım “Takı Mankeni” deyince “Konu Mankeni” gibi bir şey olmuş bu.Ama olsun anlaşıldı nasıl olsa takı mankenimiz :)






Neşeniz bol olsun…

12 Aralık 2009 Cumartesi

İZMİR'DE YAĞMUR VAR



İzmir’e yağmur yağıyor bu gün…


Sabah kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa girdiğimizde mutfak penceresinden uzun uzun seyrettim yağmuru.Gazete dağıtıcısının balkona attığı gazeteyi almak bahanesiyle balkona çıkıp birkaç damla da olsa bende nasibimi aldım yağmur damlalarından…Gazeteye göz atalım derken kahvaltıyı ihmal ettik.

Bu gün dolu dolu olan haftasonu eklerini yumuşacık battaniyemin altında,elimde sıcacık çayım olarak okuyayım,bir yandan da şöminede yanan odunların çıtırtısını dinleyerek mest olayım istedim bir an.Sevgili sanki içimden geçenleri okumuşçasına “haydi çıkalım,Çandalı’ya gidelim” dedi.Kahvaltı için hazırladığım patatesli böreği ve haftasonunu fırsat bilip ilk kez denediğim kısırı da paketleyip aldık yanımıza.Çıktık önce kahvaltı için şurada bahsettiğim Altınpark’a gittik.Mekanın manzarasının müthişliğini sizlere daha önce uzun uzun anlatmıştım.Yine aynı manzara karşısında keyifli bir kahvaltı yapalım istedik.Haftasonu olması sebebiyle oldukça kalabalıktı,kahvaltımızı yaparken İzmir’in muhteşem manzarasına bir kez daha hayran kaldık.Ama kahvaltı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.Yani kahvaltı kötü değildi,bir çok yere göre gayet iyiydi.Ama bizlerin kahvaltı maceraları sizlerce malum.İzmir’in bir çok mekanının kahvaltısını denedik ama benim favorim ısrarla Çiçekliköy…
Kahvaltı sonrası Altınpark’tan dönerken ormanın içine doğru uzanan yolu görünce sordum sevgiliye “bu yol nereye gidiyor?” diye. “Bilmem,ama senin için öğreniriz gidip bakalım nereye gidiyormuş” dedi.Yol ilerledikçe muhteşem orman manzarası daha da güzelleşmeye başladı ve sonunda şirin bir köye ulaştı yol…

Yolun nereye vardığını öğrenmek güzeldi :) Ordan dönüp Çandarlı’ya gittik.Çandarlı’nın bu mevsimdeki hali tek kelime ile harika.Zaten oraya ne zaman gitsem içimi acayip bir sevinç kaplıyor ,bu seferde öyle oldu…benim içimdeki sevinç Ali nin içindeki enerji ile birleşince çok güzel bir gün geçirdik.Önce balık tutmaya çalıştık daha doğrusu ben balık tutmaya çalıştım.Ali elinden geleni yaptı bana balık tutmayı öğretmek için ama nafile :)
Eve geçip bir de şömineyi yakmakla uğraştık.Neyseki bu sefer çok uğraşmadık ve ben bir haftadır hayal ettiğim şömine ateşine,yanan odunların çıtırtısına kavuştum.

Esrarlı ve buğulu Çandarlı’nın sessizliğini dinleyerek dinleniyoruz,yağmurla yıkanarak daha da güzelleşen İzmir’in yoğun koşuşturmacasına hazırlıyoruz kendimizi…


Neşeniz bol olsun…

11 Aralık 2009 Cuma

BANYODA PEMBE ÇİÇEKLER

Günlük hayatın yoğun koşuşturmacası arasında
kimi zaman evde yapılan küçük bir değişiklik bile mutlu ediyor insanı.Bir çiçek,işlemeli bir yastık,küçük bir paspas,rengarenk bir sticker,hoş bir aksesuar ve daha nicesi…Ev dekorasyonunda elinizdeki parçaları doğru yerlerde uygun renklerle kullanırsanız eğer, evinizdeki güzelliğe güzellik katarsınız.



Dün akşam konuşurken arkadaşlardan bir tanesi sormuştu ‘banyo için yeni bir şeyler alacağım,nasıl bir şeyler önerirsin’ diye.Ona da çeşitli tavsiyelerde bulundum, buradan da yazayım istedim.Öncelikle hemen belirteyim ki ben büyük banyoları çok seviyorum.Mis kokulu sabunlar,renkli dekoratif taşlar,simli mumlar,küçük sevimli yapay çiçekler…Bunların hepsi banyo dekorasyonunda kullanılabilir.Hele şimdilerde banyo tekstili öylesine güzelleşti ki bir çok yerde o rengarenk,yumuşacık havlulara sarılıp kalmak geliyor içimden yahutta birbirinden şık klozet takımlarının,banyo paspaslarının hepsini alıp eve taşıyayım istiyorum :)


Ben en son, açık ve koyu pembe olmak üzere minik iki çiçek ile renklendirdim banyomuzu.Diğer eşyalarla da uyumlu olunca baktıkça bakası geliyor insanın :)


Evimiz,güzel evimiz…

NOT:Çiçekler ve minik cam vazo yine İkea dan...




Neşeli günler…

9 Aralık 2009 Çarşamba

OYNUYORUZ

Yine oynuyoruz…sevgili ezgi beni seçmiş…İzmir demiş topu bana atmış :) İzmir deyince aklıma gelen tek şey aşk,aşkta Ali ve aşkın ardından gelen tüm güzel sıfatların karşılığı Ali…ya ben her güzel kelimeyi Ali nin ismine eşitlesem olmaz mı diyeceğim ayıp olacak :) Çünkü oyunun kuralları var 10 farklı kelime olacak…

İzmir=Sevgilim
Sevgilim=yeşil eriğim
Yeşil erik=bebek
Bebek=mutluluk
Mutluluk=yuva
Yuva = huzur
Huzur= aşk
Aşk=çılgınlık
Çılgınlık=bir güzel çift
Bir güzel çift= …

Ben de oyunumuzu devam ettirmesi için dünya tatlısı blog yazarı http://www.lillyum.blogspot.com/ yani lillyum u seçiyorum…Hadi bakalım kolay gelsin…
Ha unutmadan oyunun kuralları :
- 10 kelime kullanılacak
- 10. kelime üç nokta ile bitirilip, arkadaş listesinden seçilen bir arkadaş tarafından devamı getirilecek

Neşeniz bol olsun...

8 Aralık 2009 Salı

TARÇIN KOKUSU

Bütün gün tarçın kokusunu özledim durdum.

Derslerde tüm dikkatimi konuya,öğrencilere vermiş en etkili cümleleri seçerek konuyu anlatırken zaman nasıl geçti anlamadım.Okul bahçesine çıktığımda hafif serin ama güneşin içimi ısıttığı bu günde tarçının nefis kokusu düştü aklıma bir kez daha.

Eve gelene kadar kendimi atom karınca gibi hissediyorum her defasında.Bugünde öyleydim mesela.Hep yolda gelirken aklımda kurup duruyorum; “eve gidince şöyle bir etrafı toparlarım,ardından mutfağa geçerim enfes bir yemek yaparım,yemek pişerken ben günün gazetesini alırım elime yine en son sayfadan başlarım okumaya,kültür-sanat bölümünde fazlasıyla oyalanırım derken sevgili gelir, vs. vs…” Bu gün bunlara ek olarak mutfağımın her köşesine tarçın kokusu sinsin istedim hatta mutfağımdan dışarıya taşsın o mis koku, sevgiliyi kapıda karşılasın istedim.Tarçın kokan bir karşılama… belki elma ile karışmış…bergamut aromalı çaya eşlik ederdi beklide..Ama işte her defasında olduğu gibi eve gelinceye kadar dolup taşan enerjim daha kapıdan içeriye adımımı atar atmaz tükeniverdi yine.Eve gelince bir tembellik,bir “ah annem olsaydı da o karşılasaydı beni tarçınlı kurabiyeleriyle” kıvamında bir duygusallık sarıverdi beni :)

Bir baharatın adı bile yetiyor güzel şeyler düşündürmeye,kokusunu duymak anımsatıyor geçmişin en uzun-güzel akşamlarını,çocukluğum geliyor aklıma gülümsüyorum…

Bak buraya yazarken bunları yine düştü aklıma tarçın kokusu,yine çeldi aklımı tarçın kokan salepli gecelerin tadı…

Tarçın kokulu hoş bir gece dilerim herkese :)

Neşeniz bol olsun…


NOT:Yavaş yavaş eski bir çok yazımızı buraya taşımaya başladım.Yani bundan sonra buralardayız.Daha eski yazılarımı yada yazılarımızın tamamını merak edenler http://www.birguzelciftiz.blogcu.com/ adresinden eski yeni tüm yazılarımıza ulaşabilirler...

7 Aralık 2009 Pazartesi

MUTLULUK BU DA DEĞİLSE BAŞKA NE OLABİLİR SANKİ...

Ne kadar çok sabırsızım herkes öğrendi artık…Benim o sabırsız,çocuksu hallerime rağmen canım eşim sabırla beni avutup sürprizini doyasıya yaşattı bana.Son cümlelerimi de yazıp bilgisayarımın başından kalkınca hemen toparlanıp çıktık evden.İlk durağımız Güzelbahçe oldu.Deniz kenarında,hoş bir mekanda harika bir kahvaltı ile başladık güne.Güzelbahçe ye gelinceye kadar tüm tabelalara baktım “bu yol nereye gidiyor?” diye.Bir sürü şey yazıyordu ve ben bir türlü kestiremedim nereye gittiğimizi.
Kahvaltımızı yaparken Ali “artık biraz olsun merakını gidereyim;Çeşme’ye
gidiyoruz.Giderken sahil yolunu kullanacağız,görmeni istediğim yerler var” dedi.Ohh biraz olsun rahatladım.Demek Çeşme’ye gidiyoruz.Peki ama neden Çeşme?Ben düşünüp dururken birbirinden güzel yerler geçtik.Ali ellerimi sımsıkı tutarken sabırsız ama güven doluydum ve ben her daim onun yanında içime dolan bu güven duygusunu yaşamaya bayılıyorum…
Çeşme’ye vardığımızda vakit öğleyi geçiyordu.Hemen otele geçtik.Ben lobide otururken Ali görevlilerle hararetli konuşmalar yapıyordu.Ben oteli incelerken arada bir bana bakıp ‘sabret az kaldı’ dercesine göz kırpıyordu.O gün otel tıklım tıklım doluydu.Yerli-yabancı bir sürü konuğu vardı.Otele yeni giriş yapanlar,otelden ayrılanlar,etrafta bir o tarafa bir bu tarafa koşuşan birbirlerinin dillerini anlamamalarına rağmen deliler gibi
gülüşüp oynayan çocuklar…Biraz olsun heyecanımı yatıştırmak için çevremde olup bitenlerle ilgilenmeye başladım.Geçtiğimiz yıllarda Ali bu otelde eğitim verdiği için oranın yabancısı değildi.Ama ısrarla bu oteli tercih etme nedeninin başka olduğunu vurguluyordu.Nihayet Ali ve görevlilerin konuşmaları bitince sevgili yanıma gelip ‘hadi bakalım,gidip biraz dinlenelim’ dedi.Dinlenmek… evet cidden çok ihtiyacım vardı.Odanın kapısına geldiğimizde eşyalarımızı bırakan görevli yanımızdan ayrılınca Ali beni içeriye buyur etti.İçerisi rengarenk tüllerle ve çiçeklerle süslenmişti.Her şey o kadar güzel,insana huzur daha da güzeli mutluluk vericiydi ki ,o zamanda çakılı kalmak isteği uyandırıyordu.

Çantamı bir iskemlenin arkasına astım,oturdum,ayak ayak üzerine attım.Söyleyecek söz bulamamış,nefes alışım hızlanmıştı.Her şeyi inceledim tek tek,benim için özenle hazırlanmış bu odada sevgilimle
birlikteydim.Daha ne olsundu ki.Masanın üzerinde duran büyük bir zarfın üzerinde ismim yazılmıştı. Alişim’in el yazısı ile AYŞENURuma yazıyordu.Zarfı elime aldım ‘sesli okur musun?’ dedi sevgili.Okurum elbet hem de büyük bir keyifle.Başladım okumaya ve altıncı-son sayfaya geldiğimde gözyaşlarım,hıçkırık halini almıştı.Öyle cümleler yazmıştı ki sevgili bana yüreğim gözlerimden akmıştı sanki.Yazılanları buradan da paylaşıp sizlerinde yüreklerine dokunabilmeyi çok isterdim sevgili okur, lakin Ali bundan hoşlanmayacaktır eminim.En iyisi bizde saklı kalsın…
*****
Saatin kaç sularında olduğunu bilmediğimiz bir anda kalkıp hazırlanmamız
gerektiğini hatırlattı sevgili bana.Evde iken onun yardımı ile valizimi hazırladım demiştim ya işte onun seçtiği beyazı mavi ile kombinlediğim en şık kıyafetlerimden birini giydim.O ise benim tercihim ile o güzel gözlerini daha da güzelleştiren buz mavisi bir gömleği lacivert pantolon ile giydi.Israrla ‘daha yeni başladık’ diyordu bana.Süslenip-püslenip akşam yemeğine indik.Birbirinden güzel Latin müzikleri eşliğinde yemeğimizi yedik.Yemeğin sonunda Ali cebinden iki bilet çıkarıp bana uzattı.Çeşme Açık Hava Tiyatrosunda Sezen Aksu konserine en ön sıradan iki bilet…Önce gözlerime inanamadım ama yok bu gerçekti,rüya gibi ama gerçek J Ve özellikle Çeşme’yi ve bu oteli tercih etme sebebini anlattı; ‘Sezen’in 15 ağustostaki konseri buradaydı onun için buradayız ve bu otel Açık Hava Tiyatrosuna çok yakın olduğu için burada kalacağız.’
Yemek sonrası tatlılarımızı nasıl yediğimizi hatırlamıyorum bile.Öylesine
heyecanlandırdı ki bu konser fikri beni yerimde duramaz oldum.21:15 te başlayacak olan konsere bir saat öncesinden gittik benim yüzümden.İyikide erkenden gitmişiz zira tiyatronun önünde upuzun bir kuyruk vardı.Aramaları geçip yerimize oturduk.Herkesin fotoğraf makinesini alan polis ablalar bana bişey demediler.Ama görevliler konser boyunca fotoğraf çekme konusunda ciddi uyarılar yaptılar.Sadece birkaç fotoğraf çekebildim ama bol bol video kaydı yaptı Ali.Blogun video ekleme bölümü etkin olsa o güzel anları buradan sunmayı çok isterdim.
Konser dört saate yakın sürdü ve tek kelime ile büyüleyiciydi.Fahir Atakoğlu ve Erkan Oğur’u Sezen Aksu ile aynı sahnede izlemek harikaydı.O gece Akdeniz müziğinin
eşsiz melodilerine doyarken Sezen Aksu nun esprileri herkesi kahkahaya boğdu.
*****

Konserden çıktığımızda saat biri geçiyordu.Sezen’in şarkılarını mırıldanarak el ele otele geldik.Üzerimizi değiştirip tekrar çıktık.Çeşme merkeze indik.Ve Ali küçük hediyelerini sunmaya başladı sırayla…Beni mutluluktan ağlatan mektubu,harika bir konser ve ardından minik minik hediyeler.Bunlardan biri Elif Şafak’tan AŞK…Hemde pembe kapaklı,benim istediğim gibi yani J Ve daha bir sürü küçük sürprizler…Saat üç sularına kadar dolaştık Çeşme sokaklarında,birbirine benzeyen sokaklarda kaybolduk,kaybolduğumuza güldük,sahilde çekirdek çitledik,hiçbir saatte canlılığını yitirmeyen Çeşme çarşısında vitrinlere baktık…

Ertesi güne uyanmak çok zor oldu haliyle.Güneşli,pırıl pırıl bir nehir gibi akıp
giden bir Çeşme gününde önce otel içinde eğlenmeyi tercih ettik.Ali bana bilardo öğretti mesela.Öğrendim ve oyunda yenildim.Sonra ‘masa tenisi oynayalım da gör sen gününü’ diye tutturdum.Her fırsatta bana ‘ben üniversitede masa tenisi şampiyonuydum’ diye hatırlatan sevgiliye meydan okumakta nerden çıktı bilmem ki yenilen pehlivan misali ettik bi hata işte.Neticede onda da yenildim J

Bir önceki akşam geç saatlere kadar dışarıda olduğumuz için otelimizin ince görevlileri o akşam odamıza yaptıkları ikramlarla evlilik yıldönümümüzü kutladılar.Biz yine çıkıp Çeşme’nin ılık gecelerinin keyfini yaşadık.
İlk günlerimizi konuştuk hatta ilk karşılaşmamızı.Soğuk bir şubat günüydü gözlerim gözlerine değdiğinde.Aşk nedir bilmezken ta karşımdaydın işte…Şiddetli kavgalarımızı,tutkulu ayrılıklarımızı ve yine aynı tutkuyla bir araya gelişlerimizi.Kaç kere ‘bitti artık’ dedim ben sana sevgili,kaç kere kapıları çarpıp iz bilmediğim yol bilmediğim sokaklarda koştum gece yarılarında ve sen kaç kere buldun beni bilinmezlerde de elimden tutup ‘yeterki sana bişey olmasın huzurum’ dedin.Sabrına hayran oldum,kahramanım oldun.Karşında kendimi dünyanın en güzel kızı gibi hissedip,prensesim ben sandım o boncuk gözlerinin güzel bakışları karşısında…Hala aynı bakışları görmek bu hayatı yaşanılır kılan, hala ‘bitti’ dediğim o şiddetli zamanlarımızda bile bu aşkı bitirmeyen; yanında duyduğum güven duygusu,hissettiğim aşk…Hep korkumdan tutulduk biz onca şiddetli kırgınlıklara,korkumdan… çünkü biz bu yola ‘el ele Allah’a yüreyeceğiz,beşeri aşktan birlikte ilahi olana varacağız’ diyerek çıktık sevgili,bu yüzden çok fazla anlamlıydı bizim birlikteliğimiz ve bu yüzden böylesine çok sevdim seni…Sen benim dualarımın kabulüsün Ali…
*****
Benim sürprizim Ali’nin incelikleri yanında pek bir sönük kaldı.Onca heyecanıma,uykusuzluğuma değdi bana yaşattığı güzellikler.Buraya yazarken bir çok şeyi kelimelerle ifade edemeyecek kadar aciz düştüm.Her şey bir rüyanın karmakarışık ama büyülü havası içinde yaşandı işte…Bunları yazarken bile,içimden,ta içimden bir şeylerin akıp gittiğini duyuyorum,mutluluk bu da değilse başka ne olabilir ki sanki diye düşünüyorum…


*Ağustos ayında blogcuda yayınlanmıştır.

Göl Kenarında Küçük Bir Piknik

Bu sefer önceden planlıydı her şey…her zamankinin aksine...3-4 gün öncesinden Cuma günü için gezi planımızı yapmıştık.Böyle günler öncesinden plan program yapınca o gün bir türlü gelmek bilmiyor.
Perşembe akşamı GS-M.Netanya maçını izlerken bile yarınki gezimiz için aklımdan liste yapıp durdum ben.Bak maç dedimde aklıma geldi J Çok eğlenceli bir maçtı.Ali “akşama maç var” deyince önce biraz “oooff neden Lig Tv de yayınlanmıyor sanki,ne güzel evde izlerdik işte” diye biraz mızmızlandım ama sonra maçı izlemek için çoğu akşam takıldığımız o güzel cafemize gittik.Her zaman olduğu gibi birbirinden güzel cafelerin olduğu sokak çok kalabalıktı ve bizim cafede öyle.Ama çok şükür ki Ali ve benim masamız ayrılmıştı.6-0 skorla biten maç ilk dakikalardan itibaren harikaydı.Ben futboldan çok anlayan biri değilimdir ama baksanıza Ali sayesinde artık futbol hakkında bile yazabiliyorum J
Derken Cuma günü erkenden -bize göre erken-J uyandık.Ben piknik sepetimizi hazırlama görevini üstlendim.Küçük pikniğimiz için ne gerekliyse hepsini renkli saklama kaplarımıza özenle yerleştirdim.Çiçekli örtümüzü,annemlerin geçen yıl Suudi Arabistan’dan getirdiği hasırımızı ve 19 lt lik damacanamızı da almayı unutmadık tabi.Ne zaman böyle bir doğa gezisi yapacak olsak dağların o buz gibi sularından nasiplenmek için damacanayı da almayı ihmal etmez Ali.
Yola çıktıktan sonra ilk durağımız Menderes oldu.Vakit namaz vakti olunca minaresinin mimarisine bakılırsa oldukça eski olan bir caminin yakınlarında durduk.Ali orada Cuma Namazını kılarken ben cami çevresindeki çocukları izledim.İçimden geçen dua cümlelerinin her birine tek tek AMİN dedim.
Gideceğimiz yer nasıl bir acaba diye düşünerek yeniden çıktık yola.Hiç bilmediğimiz kafamıza göre gittiğimiz dağlar,ormanlar işte.Ve bulduğumuz en güzel yerde piknik yapmak niyetindeydik.Yolumuzun başında,daha o güzel çam ormanlarına çıkmadan harika bir göl çıktı karşımıza ve biz buranın güzelliği konusunda konuşmadan anlaştık.Küçük pikniğimizi burada yaptık.Zaten sabahtan beri bir şey yemediğimiz için oldukça da acıkmıştık.
Göl küçük,sakin…sadece kuş cıvıltıları vardı…ve göl kenarında tam bize göre iki kişilik bir yer…Önce hasırımızı onun üzerine de çiçekli örtümüzü serip hazırladığım kapları tek tek açarken Ali de çaylarımızı doldurdu.Güzel bir kahvaltı yaptık.Açık havada insanın iştahıda açılıyor yedikçe yiyesi geliyor adeta.Yemeğin ardından bir de keyif çayımızı yudumladık kuş sesleri arasında.
Toparlanıp yine çıktık yola.Karnımızı doyurunca topladığımız enerjiyle her gördüğümüz çeşme başında durup,geçtiğimiz her köyün güzel fotoğraflarını çektik.Efem Çukuru isminde bir köye kadar gidip ordan sevimli bir amcanın tarif ettiği yolu takip ederek Seferihisar yoluna çıktık.Yelki’yi geçip Güzelbahçede deniz kenarında bir çay daha içip biraz dinlenip döndük İzmirimizin güzel sokaklarına.Bizim için şehrin gürültüsünden uzak,doğayla iç içe harika bir gezi oldu.Bu yazım biraz aceleye geldi farkındayım...


Mutlu günler


*11.08.2009 da http://birguzelciftiz.blogcu.com/sayfa/2 de yayınlanmıştır.

ÇALAKALEM...YOK YOK ÇALAKLAVYE...

-Orhan Pamuk’un satırlar süren uzun cümleleri içinde kayboluyorum.Kendisine karşı önyargılıyım,kızgınım…Onu ziyadesiyle ukala buluyorum. ‘lanet olsun içimdeki okuma sevgisine’ J demeyeceğim ukalada olsa,kendisini sevemesem de okumayı seviyorum ve Orhan Pamuk’un Sessiz Ev adlı eserini okuyorum.Bu arada Ali ile ben bu yazarımızın soyadını ‘Pamuk’ değilde ‘Pambık’ diye telaffuz etmekten tuhaf bir keyif alıyoruz J Adanalılara sevgiler…
-Ramazanın ilk günleri sandığımdan daha kolay geçiyor.Evet ‘her zorlukla beraber bir kolaylık vardır’(el-inşirah,5-6)…kolaylığı veriliyor emreden tarafından…

-Yalnız ezan vaktine doğru midem çanlarını çalıyor ve ben yemek yapmak için geç kalmış olursam resmen mutfakta Rachel Ray gibi oluyorum; ‘eveeett sevgili hanımlar onu alıp buna karıştırıyoruz,haşladığımız onun suyunu şuna katıyoruz veee nefis bir yemek iştee’ tarzında J Şimdi buradan Rachel ablayı sevmediğim gibi bir anlam çıkarılmasın lütfen bilakis kendisini ekrana kilitlenmiş bir vaziyette izliyorum.Hiç bitmeyen bir enerjisi ve hiç susmayan bir çenesi var.Oradan oraya koşuştururken bir bakıyorsunuz hem stüdyodaki hatun kişilere bir şeyler anlatmış, konuğuna laf yetiştirmiş ve birde ortaya bir tabak yemek koymuş.Ben her seferinde ‘aha bak bu sefer çenesi yüzünden yetiştiremeyecek’ derken o 30 dk.da yapıveriyor yemeğini.Onun o kocaman kürek misali kepçelerini,rengarenk tencerelerini,o şirin buzdolabını,sempatikliğini ve her programda değişik bir rengini giydiği kruvaze elbise-gömleklerini çok seviyorum.Ama gel gör ki benim için yemeklerde lezzet birinci sırada ise görüntü onun hemen ardındadır.İşte bu Rachelciğimin yaptığı yemeklerin hiçbiri benim gözüme hitap etmiyor.Bu konuda çok çalışması lazım…
-Ha bir de Ellen var.Bu ablada Emmy ödülü almış bir sunucu.Bilenler bilir sabah programı yapıyor ve tuhaf yarışmaları falan var.Erkeksi tavırları ve giyim tarzıyla konuşuyor,konuşuyor,konuşuyor…İzleyenler ve konukları ona çok gülüyor…Bense sadece bakıyorum Ellen sana…ha bir de bu Ellen evlenmiş hem de kendi gibi ama kendinden daha güzel bir bayanla! Taa ne zaman evlenmişti işte de benim aklıma geliverdi yazayım dedim, şimdi napmış bilemem…ilgilenmiyorumda zaten…hıh!!! :)
-1 kadın 1 erkek var mesela.TürkMax’ta…başlaması,bitişi,konusu ve iki oyuncusuyla izlettiriyor kendini bu dizide.Geç saatlerde yayınlanmasına karşın
daha ilk bölümlerinden itibaren izliyorduk biz bu diziyi Ali ile.Ve her bölümde gülüyor,bazı bölümlerde ise ‘aa bak bunlarda bizim gibi’ demekten kendimizi alamıyorduk.Her bölüm farklı bir mekandageçiyor.Otobüste,mutfakta,restaurantta,bankada,konser kuyruğunda vs vs…Şimdilerde bu dizinin bazı komik kesitlerini face de yayınlamak çok moda izlemediyseniz mutlaka bir şekilde oralarda rastlarsınız.
-Bir çok dizi gayet güzel başlıyor.Bence bazı diziler sadece beş bölüm filan çekilmeli.Çünkü bir yerden sonra içime sıkıntı veriyorlar.Kendini tekrar ediyorlar yahutta daha fazla izlenelim adına saçmalamaya başlıyorlar.Hiç bir zaman çok Tv izleyen biri olmadım,izleyemiyorum çabuk sıkılıyorum.Hele deli gibi dizi takip edip ertesi gün eş-dostla kritik yapanlardan hiç değilim ama denk geldikçe dizilerin ilk bölümünü izler bırakırım.Çünkü bilirim ki bölümler ilerledikçe bayacaklar izleyiciyi.Geçen günde ‘ey aşk nerdesin?’i izledim iki bölümcük.Oldukça şeker J
-Sütlaç yapayım akşama diyorum ne dersiniz.Daha önce hiç yapmadım deneyeyim nolcakki.Bolulu Hasan Usta yı da çağırırım ‘bak derim senin sütlü tatlılarından çok daha güzel olmamış mı?’ J İftardan sonra yeriz Alişim’le…hımmm yapayım ben,üzerine de hafif tarçın..ooohhh…ben tarçın kokusunu çok severim…
-Şimdi ben bugün böyle çalakalem yazıyorum ya –ha dur ara nağme gireyim hemen; şimdi ben klavye ile tıkır tıkır yazıyorum yani elimde kalem yok o zaman çalaklavye mi demem lazım? J - diyeceklerki bana o kadar programdan programcıdan bahsetti bide TV izlemiyorum diyooo.Bende derimki izlemiyorum diye hepten de cahil değilim canım takip ettiğim bazı şeyler var benimde.Mesela cnbc-e nin o sıkıcı ekonomi programları bitince takılıyorum oraya…ooohhh mis gibi…mesela Sponge Bob-Sünger Bob var ya, ben onu çok seviyorum.Psikolojide ‘gerileme(regresyon)’ derler dimi benim bu eylemime J Kocaman kız ne izliyor aa çok ayiipp J Bide The Simpsons,Family Guy,South Park var izlerdim ben bunları, izlerken de gülerdim çoğu zaman J Sonra Scrubs,Seinfeld,Malcom in the middle daha aklıma gelmeyen bir çok dizi…Tekrarlarını bile izlemek çok keyifli benim için.Lost,Prison Break,How I met your mother sevgiliyle izlemekten keyif aldığımız diziler.Lost demişken bekliyoruz altıncı sezonu işte.Sahi 6 idi değil mi?Öyle çok kafa karıştırdılar ki sonlara doğru bir geçmiş bir gelecek derken,kim kimdi,günlerden neydi,kimin eli kimin cebindeydi ben takip edemez oldum artık…Lost ekibi duyun sesimiziii J
-Benim mutfağımda kış hazırlığı başladı.Anneciğim buraya geldiğinde börülce koymuştu dolaba.Bende ondan öğrendiklerimi tatbik ettim.Çandarlı dan ikinci annemin getirdiği hormonsuz mis kokan domateslerden sakladım.Taze fasulye ve barbunyada attım dolaba.Kışın okuldan eve gelince yapacak hazır yemeklerim oldu ne güzel.Pratik hatun olma yolundayım.O küçük buzdolabı poşetlerini hele de kilitli olanları çok seviyorum.Ha bir de yağlı pişirme kağıdı var favorilerim arasında.Fırın tepsisi başta olmak üzere her türlü tepsiyi yıkamaktan nefret eden ben gibiler için süper bişey J
-Bir çok blog var okuduğum.Bir çoğunu çokta keyif alarak okuyorum.Ve bu aralar diğer bloglarda bir mim dalgasıdır gidiyor.Peki bize ne oluyor a blogcu dostlar neden bizim bir mimimiz –ahhha ne güzel oldu mimimimiimiiiii- bile yok hala.Bir mim ile bir çoğunuzu mimleyesim var haberiniz ola
-“Güllere vurgunum,güllere sevdalı Bana güller derin,kırmızı güller verin…”
Sanılmasın ki geçen hafta o güzel günde ben çiçeklere doydum.Evimizdeki vazolar hiç bu kadar boş kalmamıştı.İlgililere duyurulur
-Bu yazının bir yerde bitmesi gerek.Yoksa uzadıkça uzayacak.
Mutlu günler…
*24.08.2009 da http://birguzelciftiz.blogcu.com/sayfa/2 da yayınlaşmıştır.

KÜÇÜK DEĞİŞİKLİKLER-II


Dün yayınladığım yazıdaki sevimli kediciklerle ilgili bir çok beğeni dolu yorum ve bir çok soru aldım.Arkadaşlar öncelikle stickerlar duvarlarda iz bırakmıyor (en azından bizim duvarlarda) ama aynaları bilemiyorum…Daha öncede bahsettiğim gibi ben buradaki kedili stickerları oldukça ucuza aldım.Daha önce aldıklarım bunlara göre çok daha pahalıydı.Ama kalite farkı var.Özellikle de salonumuza kumaş sticker uyguladık. Bu kedililer spor ama salondakiler çok daha gösterişli,tam salona uygun ve harika bir şey oldu.
Profil sayfamızı ziyaret edip orda evimizden bir kareyi görüpte resmin orijinalini görmek isteyenler için bu gün o fotoğrafı yayınlayayım dedim.Profil resmi olarak kullandığım için odaksal S&B uyguladığım fotoğrafın orijinali budur.

Bu stickerı İkeadan almıştık.Uyguladığımız odadaki tüm renklerle çok güzel uyum sağladı,sanki gelincikler nazlı nazlı sallanıyorlarmış gibi J Fotoğraftaki kırmızı kalpli yastığa gelince üzerinde “seni seviyorum” yazıyor ve Alişim in bütün bir odayı güllerle donatıp tam ortaya da bu yastığı koyduğu bir sürprizi vardı geçtiğimiz yıl.İşte o güzel günden kaldı,odamıza da çok yakıştı J Bilgisayarımızın ekranını da çok sevimli bulanlar olmuş ve soruyorlar.Ekranda öpüşen sevimli bir çift var ve bir tanesinin elinde kırmızı kalpli bir balon var J Evet kırmızıya olan tutkum yeterince açık ve net ortaya dökülmüş oldu sanırım J
Son olarak bu stickerları nerede bulabiliriz diye soranlar için hemen söyleyeyim kedilileri
aldığım yerin adını inanın hatırlamıyorum ama internette o sticker ı 16 liraya satıyorlar bense 2,5 liraya aldım.Gelincikli olanı zaten söyledim İkeadan.Ama hemen belirteyimki İkeada çok fazla çeşit yok.İzmir de olanlar için Bornova Koçtaş’a ve Kemeraltındaki dükkanlara bakmalarını tavsiye ederim.Yine naçizane bir tavsiyem daha olacak oturma odası,çocuk odası gibi yerler için daha spor,daha renkli stickerlar salonlar için ise benimki gibi kumaş,daha ağır desenli yada taşlı olanları tercih edebilirsiniz.Eğer aldığınız desen yada renkler uyguladığınız alanla uyumlu olmazsa çok göz yoran,rahatsız edici bir görüntü ortaya çıkacak ve iğreti duracaktır.Uyguladığınız zeminin pürüzsüz ve temiz olması önemli.Stickerların beyaz eşyalara,fayanslara bile uygulananları var.Ama ben şimdilik onları düşünmüyorum J
Küçük değişiklikler devam edecek…
Mutlu Günler…



*10.09.2009 da http://www.birguzelciftiz.blogcu.com/ da yayınlanmıştır.

KÜÇÜK DEĞİŞİKLİKLER-I

Bu aralar duvar stickerlarına takıldım kaldım.Dün akşam çok tatlı bir sticker bulunca kaçırmadım, aldım.Geç saatte eve gelmemize rağmen hiç üşenmeden onu duvara uygulamakla uğraştık.Hani bir önceki yazımda bahsetmiştim ya evimizdeki küçük değişikliklerden işte bu stickerlar evde değişiklik yapmak isteyenler için güzel bir fırsat.Ayrıca benim gibi her şeyden çok çabuk sıkılanlar için tavsiye edilir, uygulaması çok eğlenceli ve sıkıldığınız zaman çıkarıp atma şansınız da var.Önemli olan uygulayacağınız alana uygun rengi ve deseni bulmak…

Biz bu sevimli stickerı hemen giriş kapısının karşısındaki duvara uyguladık.Eve gelenleri iki
sevimli kedi karşılıyor ve gören herkeste çok beğeniyor.Dışarıdan eve döndüğümde kapıyı açar açmaz karşıma çıkan bu sevimli tablo beni de çok mutlu ediyor.Fotoğraflarda da görüldüğü üzere kedicikler çok tatlılar… Kediciklerin isimleri eş-dost-akraba tarafından hemen belirlendi; Ayşenur ve Ali J

Merak edenler için söyleyeyim bu sticker ı bir çok yerde çok ucuz fiyatabulabilirsiniz.Benim diğer sticklarım buna göre çok pahalıydı ama kalite farkı hemen anlaşılıyor tabikide…
Fotoğraflarda aynalı duvarla sticker ı uyguladığımız duvar aynıymış gibi görünse de arada bir koridor var o duvarlar karşılıklı…Ben özellikle birinci fotoğrafta kediciklerin aynalardan birine yansımasına bayılıyorum.Özellikle öyle ayarlamadık,öyle oldu,güzel oldu…
Mutlu Günler…

*09.09.2009 da http://www.birguzelciftiz.blogcu.com/ da yayınlanmıştır.

EVİMİZ,GÜZEL EVİMİZ...

Yine evimizden minik bir bölüm, küçük bir yenilik daha…Evimde değişiklik yapmaktan hoşlanıyorum ve renkleri evimde cesurca kullanmayı seviyorum.Evet çok çabuk sıkılırım her şeyden kabul ama bir fikir biterken mutlaka bir yenisi başlıyor bende J
Geçtiğimiz günlerde şu postta bahsettiğim kırmızı kelebeklerimiz evimizin duvarlarındalar artık.Daha öncede bahsetmiştim ya bu stickerlar kumaş o yüzden çok daha şık görünüyorlar.Kelebeklerin bir kısmını TV ünitemizin duvardaki ışıklı parçasının altına yapıştırdık.Odayla uyumlu ve oldukça hoş bir görüntü ortaya çıktı.Bir kısım kelebeği ise dış kapıdan girince hemen soldaki duvara uyguladık ki eve girer girmez bahar tadında harika bir görüntü karşılıyor gelenleri.Ama onları fotoğraflamayı unuttum şimdide kalkıp fotoğraflamaya üşeniyorum J
Fotoğrafta bir kısmı görünen çerçeveler İkeadan fotoğraftakilerde tahmin edileceği üzere bir güzel çiftin bir kısmı J Kırmızı çiçek mumlar Mudo,çiçek mumların arasındaki fotoğraf Alişim in bebek hali (rahmetli babaannesinin kucağında)çerçeve içindeki şeffaf-siyah taşlar ikea, kırmızı taşların ise nerden olduğunu hatırlayamıyorum ama tasarım bize ait J Bunlar hakkında sorular gelmeden ben yanıtlayayım dedim
Bu yazıyı bir elimde mendilim,bir elimde ballı meyve çayım ve kucağımda bilgisayarım dura-dinlene yazıyorum.Hastayım…O yüzden beni birinci şanslı seçip oyununa beni de dahil eden canım arkadaşım ansızın’ın oyununa hastalığımın beni halsiz bırakması nedeni ile eşlik edemedim.Ama unutmam iyileşince o oyuna katılacağım…
Burada, keşfettiğim güzel tasarımlardan,takılardan bahsetmeyi seviyorum biliyorsunuz. Bugün de bir link yazmak istiyorum. Sizde sticker sevenlerden iseniz buradaki tasarım harikası desenleri çok beğeneceksiniz eminim.Onun haricinde bir çok ürünü inceleyebilir,fikir edinebilirsiniz.Buyurun;
http://www.evimizinherseyi.com/kategori/duvar-sticker
İyi eğlenceler…

*05.10.2009 da blogcuda yayınlanan yazım

MOBİLYALARIMDAKİ TAŞLAR

“Blogunu unuttun mu yoksa dediler” “yok” dedim hiç unutur muyum unutmadım ama yazmaya fırsat bulamadım ki.
Şimdi sen aylarca yat sonra okullar açılsın,ders zili çalsın gel de bu tempoya alış.E zor oluyor,zaman alacak…Bu yıl çok ama çok yoğunum kendi okulumun yanı sıra yepyeni şirin mi şirin bir okulda daha görevliyim haftanın iki günü.Yeni bir öğretmenler odası yeni sınıflar derken bu sene benim için yoğun ama bir o kadar da eğlenceli geçeceğe benziyor.Öyle geçen yılki gibi sabahları uykuma doyayım,haftada bir günümde boş olsun şeklinde bir durum yok bu yıl.Hafta içleri böylesine dolu olunca hafta sonlarının kıymeti bir başka oldu gözümde J
Daha iki gün okula gittim ama iki günde ses gitti her yıl olduğu gibi.İlk haftalar çekeceğiz bunu, okulda son saatlerde kaybolan sesim yüzünden evde bir süre bakışarak anlaşacağız J Ama yakın zamanda geçecek bu hal ve ben yine en yüksek tonda anlatamaya devam edeceğim derslerimi.
Yeni öğrencilerim ve benim geçen yılki sevimli canavarlarım hakkında anlatacak çok şey olacak.Mesela benim sınıfım 6 lar bu yıl 7 oldular.Alt tarafı 3 ay görüşmedik ama sanki yıllar geçmiş gibi…Ergenliğin nimetleri mi desek ne desek bilemem ama tanımakta zorluk çekiyorum onları.Büyümüş benim minik 6 lar
Dedim ya haftasonları çoook kıymetli artık benim için.Bu haftasonu cumartesi gününü çokça uyuyarak,uyandıktan sonra gezerek akşamına da bir düğüne katılarak tamamladık.Ramazan bitti ya düğün mevsimi bir süreliğine yeniden başladı.Cumartesi günü böyle bitince tüm işler bugüne kaldı.Bugün erkenden uyandırıldık L ve evde hummalı bir çalışma başladı ve akşam saatlerine doğru kış temizliği bitti,evimiz mis gibi oluverdi.Bir tek halılarımız kaldı sanırım onlarda yarın getirilip serilirler yerlerine.

Konu evden açılmışken hemen benim geçenlerde aldığım taşların ne işe yaradığını merak edenler için fotoğrafları yayınlayayım.Fotoğraftakiler burada bahsettiğim metre hesabı olarak satılan taşlar.Eve gelipte bu taşlara vurulmayan yok “Kime yaptırdınız?” diye soruluyor çokça.Biz yaptık J Taşları yapıştırmak için silikon kullandık.İşin güzel tarafı istediğiniz zaman taşları kolayca çıkarabiliyorsunuz ve mobilyada hiçbir şekilde iz yada hasara yol açmıyor.Diğer yuvarlak taşları da yine silikonla İkea çerçevelerimden bazılarına uyguladım.Onları da fotoğraflayacağım en kısa zamanda.

Neşeniz bol olsun…



*27.09.2009 da blogcuda yayınlanan yazılarımdan...

5 Aralık 2009 Cumartesi

DEVAM KARARI

Uzun süredir blogcu da devam ediyordum yazmaya.Ne de olsa ilk olarak orada başlamıştık blog yazmaya.Ama son zamanlarda blogcu da yaşanan sorunlar bir çok blogcu gibi bizleride çilenden çıkardı artık.Sanırım artık eski yazılarımında toparlayabildiklerimi buraya aktarıp tamamen yerleşeceğim buraya :)
Şimdilik sevgilerle...

13 Kasım 2009 Cuma

ÇİÇEKLERİM

Bundan aylar öncesinde okulda elimde kocaman bir buketle mutluluktan uçarcasına dolaştığımı gören öğrencilerime “benim asıl çiçeklerim sizlersiniz” demiştim.Sonrasında her rehberlik derslerimizde konu dönüp dolaşıp çiçeklere ve onların benim çiçeklerim olduğu mevzusuna gelmişti J Benim yaramazlarla konuyu dalgaya alıp duruyoruz.Şimdi başlığı yazınca aklıma okuldaki çiçeklerim geldi.Ama benim burada bahsetmek istediğim çiçekler evdeki çiçeklerim



Şurada bahsettiğim çiçeğimi bir süreliğine güneş görsün diye pencerenin önüne koymuştum.Bir gece vakti aşırı rüzgardan dolayı pencerenin önünden aşağıya düşmüş saksısı kırılmış.Onu eve getirip özenle baktım ama nafile kuruyup gitti.O zaman çok üzülmüştüm bir daha çiçek yetiştirmeyi filan düşünmüyordum ama artık yeni çiçeklerim var…



Yaklaşık 1,5 ay önce aldım fotoğraftaki çiçeği.Adı guzmania tam adı guzmanıa lıngulata…Ama biz ona kendi aramızda kısaca “guzmania canavarı” diyoruz :) Bu çiçeği gördüğümde ilk önce minik kırmızı saksısına bayıldım ben.Kırmızı sevdamı bilmeyen kalmadı artık değil mi? :) Saksının yanı sıra onun içinden yükselmiş kırmızı-yeşil yapraklar öyle güzeldi ki dayanamayıp aldık,evimizin bir köşesini süslüyor şimdi.Aldığım her çiçeğin bakımını mutlaka öğrenirim ama çiçeği aldığım gün acelemiz olduğu için çiçeğimin bakımı hakkında yeterli bilgiyi alamadım.Eve gelince netten araştırdım ve bakımı hakkında bilmem gerekenleri öğrendim;

“Saksı Değiştirme: Her 2-3 yılda bir Nisan ayında yapılır.


Gübreleme: Nisan - Eylül ayları arası 2 haftada bir kez 2 g/l kompoze gübre verilir.


Sulama: Mart'tan Ağustos'a kadar olan büyüme döneminde oda sıcaklığındaki kireçsiz su ile bolca sulanmalı, toprak nemli tutulmalı ve yaprak hunisindesu bulundurulmalıdır. Kışın Ekim'den Şubat'a değin olan dinlenme döneminde verilen su azaltılmalı ve yaprak hunisinde su bulundurulmalıdır.”


Bir de geçtiğimiz günlerde Afyon’dan dönerken “top papatya” aldık.Mevsimi olmadığı için henüz açmadı onlar.Açtığında buradan paylaşırım J


******
Bu arada şu linke tıklayıp benim bez torbalarımı görebilirsiniz.


“ Türkiye’de 5 kişiden biri naylon poşet yerine alışverişlerinde bez torba kullansa, bir nesil boyunca ülkemiz 31 milyar 46 milyon 400 bin naylon poşetten kurtulacak.


Çünkü, bez torba kullanmak, bir kişi için haftada 6, ayda 24, yılda 288, yaşam boyunca ise 22 bin 176 plastik poşeti kullanmamızı engelliyor.”


Bir güzel çift bez torba kullanımını destekliyor.Ve herkesi bu güzel harekete davet ediyor…Ayrıca bu hareketi böylesine güzel bir blog ile güzelleştiren pazarfilesi.blogspot ‘a teşekkürler…


Temiz bir dünya için naylon poşetlere hayır!


Neşeniz bol olsun…

8 Kasım 2009 Pazar

KÜÇÜK KARA SAMED;bir bilimsel tiyatro atölyesi oyunu

“Gül kokusu diken acısı
unutma çocuk
sabahtır
her karanlık gecenin arkası”


Amaçları yürümekti ulaşmak değil…ve onlar yürüyorlar…Onlar kim mi?birbirinden yetenekli,birbirinden değerli ve kendi deyimleriyle “asla yorulmayanların buluştuğu” bir yer dedikleri BTA lılar…



Geçtiğimiz Cuma akşamı –daha önce de bahsetmiştim- Küçük Kara Samed adlı oyunu izlemek için gittik ilk kez BTA’ya.Küçük,şirin,samimi mekanları,gülen gözlü oyuncuları,sempatik hocaları ve etkileyici bir eser ile büyülediler bizi.


Oyun, yaklaşık 1,5 saat sürüyor ve 1939 yılında Tebriz’de doğup,1968’de yine aynı şehirde öldürülen bir yazar-öğretmen olan Samed Behrengi’nin hazin ve kısacık hikayesini konu alıyor.


Behrengi’nin daha çocuk yaşlarında başlayan sorgulayıcı tarzı,ailesinin fakir yaşamı,öğretmen olmak için okuması,öğrencileri için nice zorlukları göze alışı,eğitim sisteminin çarpıklıklarına gözü pek tavrıyla baş kaldırışı ve daha gencecik yaşında hayata veda edişi…hepsi öylesine çarpıcı diyaloglarla sahneye konulmuştu ki izlerken oyunun içinde kaybolduk sanki…Oyunda kullanılan Farsça müzikler oyuncuların sözlerine daha bir anlam katıyor,izleyicinin tam kalbine dokunuyordu adeta.Benimse en çok hoşuma giden Hayrettin Filiz hocanın oyun için yazmış olduğu ‘Behrengi’ye Ağıt’ adlı şiirin bestesinin oyuncular tarafından seslendirildiği bölümdü.

Oyunun başlamasını beklerken kapının önünde izleyiciler için hazırlanmış minik sergide Behrengi’nin eserlerini,birkaç mektubunu,onun el yazısını inceleme şansı bulduk.Böylelikle daha oyunu izlemeden Behrengi hakkında bilgi edinmiş olduk.


Oyun güzel bir barkovizyon sunumuyla daha da zenginleştirilmişti.Bu sayede Samed Behrengi’nin çocukluk hallerini,anne-babasını,ailece bir bayram sabahlarını görme şansına eriştik siyah-beyaz fotoğraflarda.Ayrıca bu güzel oyunu yazan ve yöneten Hayrettin hoca ve eşi Sevil hanımın (okuldan öğretmen arkadaşım) 2008 yılında İran’a yaptıkları yolculukları esnasında çekildikleri fotoğraflarla Behrengi ailesinin bazı fertlerini,evlerini ve onların BTA ziyaretlerini,Samed Behrengi’nin mezarını görmüş olduk.


Ciddi bir çalışmanın ve katıksız bir emeğin ürünü olan bu oyunu izlemek isteyen İzmir’li tiyatro severler yolunuzu BTA’ya düşürün derim…


Neşeniz bol olsun…

5 Kasım 2009 Perşembe

SON ZAMANLAR


Neler yaptık?

Aslında anlatılacak çok fazla yol hikayesi birikti.En son çok kısa da olsa anlattığımız Balıkesir gezimizden sonra geçtiğimiz hafta dört günlüğüne Afyon’a bir gezi yaptık.



Tadına doyulmayacak dört güne;ablalarımla harika bir Eskişehir gezisi,İzmir Afyon yolu üzerinde birbirinden ilginç yol maceraları,değişik mekanlar,güzel manzaralar ve bir sürü fotoğraf sığdırdık.Afyon’da özelliklede Eskişehir’de bu yılın buz gibi havasıyla karşılaştık,üşüdük,evde hazırladıklarımızı yol kenarlarındaki güzel yerlerde yedik,mis gibi dağ suları içtik,ıslandık,sisli yollarda durup manzara izledik…

Nerelerdeyiz?


Hergün okulda-işteyiz,yollardayız,netteyiz,akşamları eş-dost toplantılarındayız…Paylaşmak istediğim bir çok şeyi buradan yazayım isterken bir türlü vakit bulamamaktayım ama bugün maillere bakarken tam 34 tane “neredesin?,neden yazmıyorsun?” Başlıklı dost maili gördüm.Hemen gelip bir kaç kelam edeyim istedim.Bloguda ihmal etmeye gelmiyor,farkındayım J Ama günler öylesine yoğun geçince buraya yazmaya çoğu zaman üşenir oldum.


Sonbaharda İzmir akşamlarının tadı bir başka oluyor,havalar iyice soğumadan tüm gün ne kadar yorgun olsakta akşamları mutlaka bir planımız oluyor.Mesela önümüzdeki üç akşam şimdiden planlanmış durumda.Yarın akşam bir arkadaşımızın oyununu izleyeceğiz,şimdiden çok merak ediyorum,cumartesi günü annemle ailenin hatunlarının toplanacağı bir ev oturmasına gideceğiz (ev oturması ve ben aynı cümle içinde! :) ),cumartesi akşamı yine güzel bir oyun izleyeceğiz ve Pazar günüde Çandarlı’ya kaçalım,geç saatlerde dönelim diyoruz.Bakalım nasip…


İki Dil Bir Bavul


Vizyona girmesinin üçüncü günüydü sanırım gidip izledik.Film İzmir’de sadece bir sinemada (İzmir Sineması-Alsancak) gösterime girdi bildiğim kadarıyla…

Fragmanlarını izleyip çok beğendiğimizi daha öncesinde yazmıştım.Filmi izlediğimizde biraz hayal kırıklığı yaşadım,film tamamen gerçek,kurgu değil.Belgesel havasında çekilmiş,oynayan,rol yapan yok.Öğretmen 2007 yılında o köye atanan gerçek bir öğretmen…okul,sınıf,öğrenciler gerçek… hepsi normal hayatlarını sürdürürken hiç müdahale edilmeden yaşamlarının bazı bölümleri kayda alınmış.Teknik kusurlar göze batıyordu,iç çekimlerden ziyade dış çekimler çok daha başarılıydı…Ama yine de bir meslektaşımı beyaz perdede izlemek hoşuma gitti benim…

Neşeniz bol olsun...

17 Ekim 2009 Cumartesi

KÜÇÜK HEDİYELER,BÜYÜK MUTLULUKLAR...

Haftasonları yahutta akşamları dışarıya çıktığımızda sevgili ile aynı-yakın renkleri üzerimizde taşımayı seviyoruz.Çoğu zaman bunu bilerek yapmıyoruz kendiliğinden oluşuveriyor tarzımız,birbirine yakın renkler,bize yakışan bir güzel çift tarzı…Geçen gün yolumuz Mavi’ye düştü.Aslında düşmedi şehir dışına çıkarken ben bilerek düşürdüm oraya yolumuzu :) Çünkü Mavi den gelen mesajlar sürekli “indirim var” diyordu,gideyim bakayım ne inmiş diye merak ettim işte.Mavi nin koleksiyonu bu yılda çok hoş ayrıntılarla dolu,özellikle İstanbul tişörtleri hala çok güzeller.Spor giyinmeyi sevip rahat bir tarz yakalamak isteyenler bu indirimleri kaçırmasın derim.Biz buz mavisi jeanlerimizi çok severek aldık bize de çok yakıştı :) Ha bu arada bayan Jeanlerde indirim her zamanki gibi daha fazla :)

***********************

Geçen haftamız çok ama çok yoğun geçti.Akşam gezmeleri,şehir dışı (yakın yerler)kaçamakları,arkadaş buluşmaları…Bunun üzerine bir de gündüzleri iş yoğunluğunu ekleyince günler nasıl geçti anlayamadık.Benim iki okulumdan bir tanesi çok merkezi bir yerde.Yani okuldan çıkınca cennete düşmüş misali bir sürü,rengarenk mağaza vitrini ile karşılaşıyorum.Vitrinlere bakmak yetmiyor çoğu zaman ders aralarında mağazaları karış karış geziyoruz.Yine böyle gezintilerimizin birinde sevgili için büyüklü küçüklü sürpriz hediyeler aldım.Son zamanlarda sürpriz konusunda Ali nin çok gerisinde kaldım,bir şeyler yapmam lazım diyordum.Özellikle en son okula kargocu abinin getirdiği paketin içinden çıkan pick me! (fotoğraf;kolyem ve benJ)kolyemi gören arkadaşlarında “bu kadar güzel hediyeler karşısında sen hala Ali ye bir sürpriz yapamadın mı?cık cık cık” diye söylenmeleri üzerine düşündüm durdum günlerce.Ama bu aralar kafam durmuş gibi.Hiçte öyle harika şeyler gelmedi aklıma.Bende gittim beğendiğim değişik hediyeleri alıp geldim eve işte.Evin değişik yerlerine sakladım Ali girdiği odalardan topladı hediyelerini.Süper ilginç bir şey yapmamış olsamda Ali yi şaşırtmayı başardım çünkü özel bir gün falan olmadığı için hiç beklemiyordu.E önemli olan da bu zaten değil mi :)
************************

Bahçede nöbet tutmayı seviyorum.Bu seferde şansıma bahçe bana düştü.Zeytin ağaçları altında oturup çok bilmiş 8 lerle gülüşmeyi,minik 1 lerin koşuşturmasını ve hiç bitmeyen şikayetlerini dinlemeyi,potaya attığım her top için bir sürü alkış toplamayı,derste yetiştiremediklerimizi bahçede başıma toplanan 7 lerle konuşmayı,yağmur başladığında yanımda beliren rengarenk şemsiyelerini başımın üzerine tutmak için yarışan 4 leri ve daha nicesini seviyorum.Bahçede nöbette olduğumu bilen sevgili şemsiye taşıma özürlü olduğumu bildiği için (kendiside öyle) geçen gün çok güzel bir paketle geldi yanıma.Artık Ali nin hediyelerinin ne olduğunu tahmin etmeye çalışmıyorum çünkü her seferinde şaşırıyorum J Paketin içinden kıpkırmızı yün bir bere ve pembe üzeri işlemeli bir çift eldiven çıkınca sevinçten deliriyordum.Kış yaklaşıyor ve o soğuk kış günlerinde bahçe nöbetlerimde bu hediyelerimle kulaklarım,ellerim ısınacak…
************************
Günlerdir fragmanlarını defalarca izlediğimiz,gösterim tarihini sabırsızca beklediğimiz “Nefes:Vatan Sağolsun” adlı film dün akşam vizyona girdi.Özellikle Ali ve onun bir çok arkadaşı filmi o kadar heyecanla bekliyorlardı ki dün gece gidip filmi izledik.Yönetmenliğini reklam dünyasından tanıdığımız Levent Semerci nin yaptığı filmde birbirinden güzel manzaralar izledik,çarpıcı replikler duyduk.Ben filmi çok sevdim,çok etkilendim,Alinin elini sımsıkı tutarak izledim bir çok sahneyi…sonunda içime bir şey oturdu kaldı…içime oturanlar eve geldiğimde göz yaşı olup döküldü gözlerimden,sevdiğini kaybetmenin,evladını şehit vermenin acısını düşündüm belki çok azını hissettim o acının…Evet benim çok duygusal zamanıma geldi de çok etkiledi bu film beni.Ama dedim ya beğendim ben…Bu arada dikkatimi çekti de bu yıl ne kadar çok Türk filmi var vizyona girecek olan.70 tane Türk filmi.Ciddi bir sayı bu. Türk sinema tarihinde ilk kez bu kadar fazla sayıda yapım vizyona girecekmiş.Ben şimdi “İki dil bir bavul” u bekliyorum merakla…


Neşeniz bol olsun…


16 Haziran 2009 Salı

GİYİM-KUŞAM



Giyim-kuşamda felsefem rahat,spor,marjinal ama bir o kadar da şık olmaktır.Bunların hepsi bir arada olmalı ki insan kendini mutlu hissetsin.Ben öyle sırf şık olmak uğruna içinde rahat edemeyeceğim kıyafetler giyip, şık ama eziyet çekenlerden olamadım hiçbir zaman J Rahatlık her zaman ön plandadır benim için.Hele bir de mesleğim icabı çocuklarla iç içe ve saatlerce ayakta hoplaya zıplaya ders anlatan bir öğretmen olunca rahatlıktır ilk aklıma gelen.Yalnız çoğu zaman içime kokoş biri kaçıyor ve spor kıyafetlerimi kokoş bir aksesuarla kombinliyorum.Abartıdan,sıradanlıktan köşe bucak kaçanlardanım.Zarif,sade ve yalın şıklık yanlısıyım.

Yaz mevsimiyle birlikte nişan törenleri,kına geceleri ve düğünler birbirini takip etmeye başladı.Hayatımda gittiğim düğün sayısı bir elin parmağını geçmez.Ama söz konusu artık yakın akrabalar olunca ve artık Alişimle minicik çekirdek bir aile olduğumuz düşünülünce düğünlerden kaçış yok İşte bu yaz böyle özel gecelere konuk olarak katılacak olanlara birkaç minik tavsiye…







Bu yaz turkuaz ve yeşilin güzel tonlarını çokça görmekteyiz.Tişörtler,tunikler ve elbiseler bu renklerin en güzel tonlarıyla daha bir güzelleşti.Bu güzel renkler her tenle uyum sağlar bu nedenle de bu yaz gardırobunuza turkuvaz kıyafetler ekleyebilirsiniz.













Ben bu yazın ilk kına gecesi için parlak bir maviyi yine parlak gümüş rengiyle kullanmayı tercih ettim.Yazın ilk düğünü için de fotoğrafta da görüldüğü üzere uçuşan bir kumaştan özel olarak bir elbise tasarlayıp diktirmeyi tercih ettim.Evet bu yaz kumaşlarda bol çiçekli desenler,şifon ve rengarenk uçuşan kumaşlar en çok dikkat çekenler.Gece ayakkabılarında geçen yaz olduğu gibi bu yaz da yüksek topuk ve feminenlik ön planda.





















24 Nisan 2009 Cuma

BALON TERAPİSİ

BALON TERAPİSİ
Geçen yıl… aylardan nisan… hayatımın en yoğun çalıştığım zamanları… haftada 31 saat ders,hafta sonu okul dershanesinde 4 saat ders,hafta içi ve hafta sonuna rastlayan -haftada 2 kez- öğretmen lisesi kız pansiyonunda gece nöbeti.sosyal hayatımın hemen hemen yok sayıldığı,kendimi ve kafamı dinleme ihtimalimin sıfır olduğu günler.
23 nisan yaklaşıyordu.hep aklımda sevdiceğimin yanına kaçma arzusu.içimde bir ses;
-“Cuma günü zaten 5 saat dersim var derslerine girdiğim sınıfların yarısı çalışmalarda. e nişanımda yaklaşıyor nişanlığımı yaptırmam lazım Cuma günü için müdür amcayla da konuşup mazeret izni alsam bi güncük J, Pazar günü okul dershanesindeki 4 saatlik dersim için tüm ders notu-testler-alet-edavat ne varsa hazır edip benim yerime derse girebilcek hayırsever bir öğretmen arkadaşıma teslim etsem,Pazar akşamı öğretmen lisesi kız pansiyonunda tutacağım nöbeti bir dahaki hafta nöbet tutacak arkadaşla değiştirsem ve Salı akşamından sevdiceğimin yanına uçsam….ayyyy ne güzel olur…”
İç sesimin bu süper planlarının üzerine sevdiceğim arayıp
-“nurum,huzurum,Ayşenurum…Salı gecesine biletini aldım ne yap et gel,sen gelmezsen ben geleceğim,ama gelirsem de bana vakit ayırmanı isteyeceğim” demez mi?
Birden havalara uçtum,onca yoğunluk arasında 5 gün tatil süper bir şey olacaktı.Ama ne yapmalı,nasıl etmelide onca işi,öğretmeni ayarlayıp kaçmalıydı.
………………………………………………………
Uçaktayım…Trabzon-İzmir arası çok fazla uçmuştum yada sevgili geldiğinde havaalanlarında kalbim çarparak beklemiştim onu.Ama ilk defa gece uçacaktım.Daha uçağa binmeden mideme kramplar girmeye başlamıştı.Çantamda seyahatte okumaya uygun keyifli bir kitap,kulağımda harika bir melodi…ama yok…dışarısı öyle karanlık ki…boşluktayız sanki…sımsıkı yapıştım koltuğa,yanımdaki benden beter…tekrar camdan dışarıya bakıyorum Trabzon un ışıkları küçüldükçe küçülüp kaybolmuş,kopkoyu bir karanlık…bildiğim tüm duaları okuyorum…saat gece yarısını geçiyor ve pilot amca ineceğimizi haber veriyor…
………………………………………………..
Uçakta kendimi öylesine sıkmışım ki , indiğimde zor yürüyordum.Bagaj kuyruğunda uzun uzadıya beklemek zorunda kalmadım çünkü el bagajı olarak yanıma almıştım küçük valizimi.Koşarcasına uzaklaştım uçaktan.Çıkış kapısına doğru yürürken yüreğim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyordu.1,5 ay aradan sonra sevdiceğimi görecektim… ve işte O…Onca insan arasında o boncuk gözlerini gelen yolcu çıkışına dikmiş beni görmeye çalışıyordu.Koştum…atladım boynuna…sarıldım…sımsıkı…gözlerimde mutluluk gözyaşları sarhoşa dönüverdim.Dışarıya çıktık gökyüzü yıldızlarla dolu.Arabaya doğru sarmaş dolaş yürüdüğümüzü hatırlıyorum hayal meyal…
……………………………………..
Gecenin kör karanlığında uçup,boşluktan fırlayıp İzmir e düşmüştüm sanki.Ben daha gece yolculuğunun şokunu üzerimden atamadan, çantamı arka koltuğa koymak için arabanın içinde dönmemle şaşkınlık,sevinç,hayret,heyecan,mutluluk…hepsi birbirine karıştı.Arabanın arka koltuğundan arabanın tavanına kadar rengarenk bir sürü balon vardı arkada.Ben “nasıl yani ya?,noluyoruz?” diye bir şok yaşarken valizimi bagaja yerleştirip gelen sevgilim yanıma oturur oturmaz kocaman,sayamayacağım kadar çok kırmızı gülle dolu bir buket uzatıverdi.güllerin kokusuyla mest oldum,arabanın içine doldurulmuş rengarenk balonların göz alıcı güzelliğiyle ne olduğumu anlayamadım.Ben güllerimi koklayıp balonların birini bırakıp birini kucaklamaya çalışırken bir baktım havaalanından çıkmışız şehrin ışıklarını geride bırakmış gidiyoruz.Ali ye nereye gittiğimizi soruyorum ama ısrarla cevap vermiyor bu soruma.Yolculuğumun nasıl geçtiği onu daha çok ilgilendiriyor,korkmadın değil mi diyerek beni çok özlediğini anlatıyor.Anlıyorum ki güller ve balonlar daha bir başlangıç…daha başka sürprizler var beni bekleyen…o anda gözüm mavi bir tabelaya takılıyor;Foça…Yolculuk Foçaya idi yani…
………………………………………………….
Ilık bir nisan gecesi İzmir de.Ve Alişim yolda giderken benim camımı açıyor…Rüzgar yüzümü okşarken yaşadığım mutluluğu kendime bile tarif edemeyeceğimi düşünüyorum.Ali;
-“Çok zor bir şeyi başarıyoruz…Aramızda onca mesafe varken gözden uzakta olan gönülden uzak olmuyor,olamıyor.sevdiğinden uzak olmak çok zor ama yılmak,pes etmek yok.” diye benim ondan uzakta, onsuzken her bir olumsuzlukta çok fazla üzülüp kendimi çok yıprattığımı ve bunların artık sona ereceğini anlatıyor bana uzun uzun ve tatlı bir şekilde.
- “kavuşmamıza az kaldı,bizi mutsuz kılan her şeyi değiştirmemiz için zaman var ve bu hayatta seninle kazanılmayacak hiçbir yarış yoktur melankolik sevgilim benim J haydi bakalım şimdi senin tüm olumsuz düşüncelerini yok edelim ne dersin?” diyor.boş boş bakıyorum…nasıl olacak ki o?Eline bir balon alıyor;
-“Şimdi şu açık camdan teker teker balonları uçurmanı istiyorum.istediğin balondan başlayabilirsin J” aman nasıl kıyarım ben bu balonlara,hem ben balonları çok severim eskiden beri,neden gecenin kör karanlığına uçurayım ki ben bu güzelim balonları?Ali devam ediyor;
-“Balonları çok sevdiğini biliyorum ve hepsini bizzat senin için şişirdim.hepsinin içine nefesimi doldurdum.senin için…(of ya bu kadar balonu sen mi şişirdin,yorulmadın mı?rüyada mıyım,yoksa uçak düştü de cennette miyim? J ) Şimdi seninle BALON TERAPİSİ yapacağız.O da ne diye hiç sorma J. her bir renk senin bir sıkıntını ifade ediyor.Şimdi bu gece her bir balonla bir sıkıntını Foça yollarında uçur, gecenin kör karanlığında kaybolup gitsin” Tabi ben mutluluk sarhoşuyum.Lila bir balondan başlıyorum.Allahım ne kadar eğlenceli…Yanımda tatlı sözleriyle canımdan bir parça,kucağımda kıpkırmızı güller,rengarenk balonlar,kulağımda en sevdiğimiz şarkılar…lila,lacivert,turuncu,sarı,pembe…derken yüksekçe bir tepenin üzerinde durup kalanını arabadan inip ege denizinin karanlık sularına doğru birlikte uçuruyoruz…Balon terapisi ha!Benim bu sevdiceğim gerçekten tam bir çılgın ve ben çok şanslıyım…Öyle bir terapiden sonra nasıl mutlu olmam ki…Ve haklıymışım sürprizler bitmiyor,Foça’da ki yazlığa gidiyoruz ve benim için yapılanlarla daha bir şımartılıyorum…Onunla mutluluğu,huzuru hissediyorum çünkü onun aşkı,saatleri ve insanların kargaşasını umursamayan,muhteşem güzelliklerle dolu,etrafı duvarlarla çevrilmiş güvenli bir bahçe gibi…
…………………………………………………
Hafızımdan silinmeyecek şekilde kazınan o güzel günlerden bir parça… bir çırpıda yazıverdim.Öylesine… içimden geldiği gibi...Ekrandan akan karakterler sözün sihrini,nefesin sıcaklığını,sohbetin insıbağını nasıl taşısın değil mi?Ancak bu kadar oldu işte… Devamı da başka zamana artık...
……………………………………………….
Bu yılda geçen yılı anarak,artık aramızda mesafeler olmadan,havaalanlarında hüzünlü vedalar etmeden birlikte olmanın tadına vararak yaşadık 23 nisan tatilini

SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...