11 Ekim 2010 Pazartesi

SONBAHAR VE KEMERALTI

Dün akşamın hava tahminlerinin aksine bu gün İzmir pırıl pırıl güneşle aydınlanmış ılık bir günü daha yaşayıp tüketti.Ama dün buralarda da hava epeyi bir serindi.Hani insanın canının yünlü giysiler giyip,sıcak salep içmek istediği günlerdendi.Öğleye kadar evimizin tadını çıkardık,öğleden sonra ise sonbaharda Kemeraltı sokaklarını fotoğraflamak için çıktık dışarıya.

Kemeraltına gidilirde o dükkanlardan dışarıya taşan,nargile kokusuna karışıp burnumuza ulaşan mis kokulu Türk kahvesi içilmez mi?Hem mis kokulu kahveler içilir hem Kemeraltının Pazar sessizliğinin tadı çıkarılır bir yandan da arkadaşlarla muhabbet edilir :)
Hafta içi dükkanların dolup taştığı,sokakların neredeyse adım atılmayacak hale geldiği Kemeraltı,Pazar günü en sakin ve en çıplak haliyle çıkıyor karşımıza.Boş sokaklarda keyifle dolaşıyoruz ve gün batımına doğru bir sokak bizi saat kulesine ulaştırıyor.Ee bize de bu güzel sokakları ve kuleden günbatımını fotoğraflamak için objektifi doğrultup deklanşöre basmak düşüyor :)


Bu fotoğraflara bakmakta bir sonbahar pazarı Kemeraltında dolaşmak kadar keyifli olsun diye fotoğrafların bazılarını ekliyorum :) Saat kulesi fotoğraflarımıza ara vermiştim bu vesile ile yeniden saat kulesine doyalım dedim :)

Neşeniz bol olsun...

10 Ekim 2010 Pazar

MISIR/DARI DERKEN...

Bir haftasonunu daha bitirdik işte.Haftasonları bu kadar güzel olunca pazartesinin gelişini düşünmek bile insanı hüzünlendiriyor :) Yine gezdik-tozduk,arkadaşlarla yedik-içtik,dolu dolu geçti gitti iki gün daha…

Dün pazarda dolaşırken mısırları gören sevgilinin canı isteyince mısırları alıp geldik,tencereye koyup sabırla bekledik haşlanmasını.Patlamış mısır keyiflerimiz başlamadan son haşlanmış mısırımızı yedik afiyetle :) Bu arada pazarda ben “mısır” dedim,mısırları satan teyze “darı” dedi ısrarla.Seviyorum İzmirlilerin bu güzel kelimelerini,mesela buralarda İzmirliler için;
mısır=darı
domates=domat
çamaşır suyu=klorak
çekirdek=çiğdem
simit=gevrek demektir…İlk aklıma gelen kelimeler bunlar oldu.Okuyan İzmirliler daha fazlasını da hatırlayacaklardır :) Ee bende bir Karadeniz kızı olup eş durumundan İzmirli olunca önceleri yabancılık çekip güldüğüm bu kelimelerle cümle kurmaya başladım bile yavaş yavaş :) Ama okulda kantinciyle hala simit-gevrek muhabbeti yapıyorum inadına :)
Son iki gündür İzmir aydınlık,güneşli ama serindi.Yarın ise yağmur var diyormuş hava tahmin raporları…


Neşeniz bol olsun…

8 Ekim 2010 Cuma

SOSLU BROKOLİ SALATASI

Bilirsiniz blogta çok sık tarif vermiyorum ama sevdiğimiz lezzetleri nadirende olsa paylaşmadan edemiyorum.Ve işte bugün de yepyeni bir tarifle karşınızdayız :)

Bu seferki tarifimiz yeni lezzetler keşfetmeyi seven Ali’ye ait.Takipçilerimiz iyi bilir bizim çevrede Ali’nin salataları pek bi meşhurdur.Tadanlardan her seferinde tam not alan bu brokoli salatası benim de vazgeçilmezlerim arasında.
Ali’ye nazar değmesin diye önce kocaman bir “maşallah” diyoruz hep bir ağızdan ve bu sağlıklı,bol vitaminli ve leziz salatanın tarifini okumaya başlıyoruz :)

Malzemeler;


-Yarım kilo brokoli
-üç adet orta boy havuç
-bir adet orta boy soğan
-dileyen domateste ekleyebilir


Sosu için;
-bir kase yoğurt
-pul biber
-nane
-tuz
-zeytinyağı
-dileyen limon da ekleyebilir
-3 diş sarımsak
Hazırlanışı;
-Kaynamakta olan suyumuza önceden yıkayıp suyunu süzmüş olduğumuz brokoliyi ilave edip haşlıyoruz
-Haşlanan brokoliyi bir kenara aldıktan sonra yuvarlak bir şekilde doğradığımız havuçları da aynı şekilde haşlıyoruz
-Daha sonra bir tavada soğan ve haşladığımız havuçları hafif yağda çeviriyoruz.
-Brokoli,havuç ve soğanı derince bir kapta karıştırıp salata tabağına alıyoruz ve üzerine hazırlamış olduğumuz sosu gezdiriyoruz.
NOT:Brokolilerin rengini kaybetmemesi için haşlarken tencerenin ağzını açık bırakıyoruz.
Afiyet olsun
Sonunda haftasonu geldi :) ama bu haftasonu için bizim bir planımız yok,aslında ben yarın akşam için tiyatroya gitmek istiyordum.Ama izlemek istediğimiz oyuna bilet bulmak mümkün olmadı :( Bakalım belki şansımızı başka bir oyunda deneriz ya da bu haftasonu için başka bir plan yapabiliriz son anda…

Neşeniz bol olsun…

6 Ekim 2010 Çarşamba

İZNİK HATIRASI UĞUR BÖCEKLERİ

Yolumuzun düştüğü her memleketten oranın en meşhur şeylerini almadan gelmek olmaz bence.Kimi zaman bu bir yiyecek olur kimi zamansa bir tablo,biblo,bir eşya her neyse işte.İlla alacağım diye bir derdim yok ama gittiğimiz yere özel,değişik şeyler bulduğumda da kaçırmıyorum işte :) Yazın yolumuz İznik’e de düştü demiştim ya bu sevimli uğur böceklerim de İznik hatırası oldu bize.


Aslında bunlar buzdolabı süsü,altı mıknatıslı ama ben buzdolabında değil de orta sehpa üzerinde ve TV önünde kullanmayı tercih ettim.Güzel de oldu gibi geldi bana,görenler de böceklerimizi çok sevince yerlerinde kalsınlar dedim :)
Sehpa üzerindekiler kırmızı gül yapraklarıyla uyum sağlarken TV önündekiler de fotoğrafta görüldüğü üzere kırmızı çerçevelerime ve kırmızı-beyaz çiçeklerime yoldaş oldular :) Bizim uğur böceklerimizin hikayesi de böyle işte...

Neşeniz bol olsun...

5 Ekim 2010 Salı

BALIKÇI ÇİFT :)

Buralarda eylül ayı o kadar sıcak geçti ki bir ara İzmir’e sonbahar hiç gelmeyecek sandım :) Ama ekim ayının ilk gününden itibaren pırıl pırıl bir güneşle birlikte güzel,serin sonbahar günleri başladı.Bu yıl İzmir’in sonbaharını çok sevdim…e sevilmeyecek gibi değil ki mis gibi bir hava var dışarıda.

Geçtiğimiz haftasonunu ikiye bölerek değerlendirdik :) cumartesi günü Çandarlı’nın tam karşı kıyılarını gezdik.Pazar gününü ise evimizde vakit geçirerek değerlendirdik.Cumartesi sabahın erken saatlerinde kalkıp Güzelbahçe,Urla,Balıklıova,Mordoğan derken Karaburun’a kadar gittik.Akşamın geç saatlerinde dönebildik eve.Karaburun’da çok sevdiğimiz arkadaşlarımızın yazlığı var ve ne zamandan beri bana oraları anlatıp durur,her fırsatta çağırırdı.Sonunda geçtiğimiz hafta gitmek nasip oldu.Sabah erken saatlerde yola düşmemizin nedeni ise Ali’nin balıkçılık sevdası :) daha önce şu postta bahsetmiştim değil mi balıkçılık maceralarımızdan.Ama bu sefer zıpkınla değil oltayla balık avlamaya çalıştık.Çok keyifli ama sabır isteyen bir iş…oltaya yemleri takacaksın,onu atıp sabırla bekleyeceksin falan hiç bana göre değil o yüzden Ali oltası ve balıklarla meşgulken ben bol bol fotoğraf çektim.

Burada görüldüğü üzere Ali oltaya yem takıyor büyük bir titizlikle :)
İşte oltaya ilk takılan minik balık.Ben bunu görünce bir taraftan fotoğrafını çekiyor bir taraftan Ali’ye yalvarıyordum “Ali bu çok küçük nolur onu geri at noluuuurrr” diye.Ondan sonra tuttuğu her balık için aynı şekilde tepinince ben balıklar karada çok kalmadı,onları oltadan kurtarıp tekrar yolladık mavi sulara :)
Bu pembe minik oltayı Ali benim için almış.Pembe ya kız oltasıymış bu, Ali öyle diyor :) Oltayı görünce beni gülme krizi tuttu ben ne anlarım balık tutmaktan diye,hem kıyamam ki ben :) Tutamadım da zaten,mis gibi havanın tadını çıkarıp çocuklar misali şen şakrak hopladım zıpladım etrafta :)
Bu arada kahvaltımızı yol üzerindeki Taş Ev de yaptık.Güzel köy kahvaltısı ve harika manzarası var yolu o taraflara düşenlere tavsiye ederim.
Yol güzergahımızda öyle güzel koylar vardı ki hayran kaldım o taraflara.Balıklıova’dan sonra Mordoğan’da durduk alışveriş yaptık çok şeker insanlarla tanıştık ve Mordoğan Ayıbalığı mevkiinde devam ettik balık tutma çabalarımıza :) Orası da harika bir yer,fotoğraf için bana çok malzeme vardı ve ben de değerlendirdim tabiki.Sonunda Ali balıkçılıktan sıkıldı ve son durak Karaburun’a ulaşıp gün batımını orada izledik.Hem Mordoğan hem Karaburun güzel insanları güzel koylarıyla hoş yerler ama kimse kırılmasın ben ille de Çandarlı derim :)

Neşeniz bol olsun...

1 Ekim 2010 Cuma

ANAHTAR ASKISI

Bir önceki yazımda sevimli anahtarlıklarımızdan bahsedince bu güzel anahtar askımızdan bahsetmeden olmaz diye düşündüm ve bahsediyorum işte :) Bu askı bize Göynük hatırası.Bildiğiniz üzere bu yaz gezenti çift olduk biz dere-tepe gezdik.Bu küçük ev Safranbolu evlerine ne çok benziyor değil mi? Ama eski Göynük evleri de çok güzel...

İzmir’den yola çıktık Bursa,Kocaeli,Adapazarı,Sapanca,Safranbolu,Sinop,Gerze,Alaçam,Bafra,Ordu’ya kadar gezerek görerek gittik. Dönüşte ise Sinop’tan düştük yollara bu sefer de Kastamonu,Bolu,Abant,Mudurnu,Göynük,Geyve,İznik,Pamukova,Yenişehir,Bursa derken İzmir’e geldik :) Yazarken bazı yerleri atlamış olabilirim gezilen yer çok olunca bazı yerleri atladım sanırım :)
 

İşte böyle gezerken yolumuz Göynük’e düştü,daha doğrusu yolumuzu Göynük’e de düşürdük Akşemsettin Hazretlerinin kabrinde üç İhlas bir Fatiha okuyalım diye.İyiki de uğramışız Göynük’e…oldukça güzel bir yer olarak kazındı hafızalarımıza…ve bu güzel askılardan aldık kendimize de sevdiklerimize de.Bu arada üzerlerine isim ve tarih yazdırmayı ihmal etmedik :)


Neşeniz bol olsun…



29 Eylül 2010 Çarşamba

ANAHTARLIK

Geçtiğimiz günlerde Boyner de dolaşırken Harem marka takıların %50 indirimde olduğunu görünce yapıştım oraya.Ben takıların birini alıp diğerini bırakırken Ali elinde birbirinden değişik anahtarlıklarla çıkıp geldi.
Mıknatıslı ve oldukça şeker anahtarlıklar.İçlerinden ikisini çok beğendim aralarında kararsız kaldım ve sonunda adlarını bir güzel çift koyduğum anahtarlığı seçtim :) fotoğrafşarda farkedilmiyor belki ama ikisinin de elinde mıknatıs var ve bir araya geldiklerinde hemen el ele tutuşuveriyorlar :)


P.S;İlk fotoğrafı telefonumla çektiğim için telefonumun pembesi yansımış anahtarlığa.Normalde öyle pembelik yok :)

Neşeniz bol olsun...


SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...