8 Ekim 2010 Cuma

SOSLU BROKOLİ SALATASI

Bilirsiniz blogta çok sık tarif vermiyorum ama sevdiğimiz lezzetleri nadirende olsa paylaşmadan edemiyorum.Ve işte bugün de yepyeni bir tarifle karşınızdayız :)

Bu seferki tarifimiz yeni lezzetler keşfetmeyi seven Ali’ye ait.Takipçilerimiz iyi bilir bizim çevrede Ali’nin salataları pek bi meşhurdur.Tadanlardan her seferinde tam not alan bu brokoli salatası benim de vazgeçilmezlerim arasında.
Ali’ye nazar değmesin diye önce kocaman bir “maşallah” diyoruz hep bir ağızdan ve bu sağlıklı,bol vitaminli ve leziz salatanın tarifini okumaya başlıyoruz :)

Malzemeler;


-Yarım kilo brokoli
-üç adet orta boy havuç
-bir adet orta boy soğan
-dileyen domateste ekleyebilir


Sosu için;
-bir kase yoğurt
-pul biber
-nane
-tuz
-zeytinyağı
-dileyen limon da ekleyebilir
-3 diş sarımsak
Hazırlanışı;
-Kaynamakta olan suyumuza önceden yıkayıp suyunu süzmüş olduğumuz brokoliyi ilave edip haşlıyoruz
-Haşlanan brokoliyi bir kenara aldıktan sonra yuvarlak bir şekilde doğradığımız havuçları da aynı şekilde haşlıyoruz
-Daha sonra bir tavada soğan ve haşladığımız havuçları hafif yağda çeviriyoruz.
-Brokoli,havuç ve soğanı derince bir kapta karıştırıp salata tabağına alıyoruz ve üzerine hazırlamış olduğumuz sosu gezdiriyoruz.
NOT:Brokolilerin rengini kaybetmemesi için haşlarken tencerenin ağzını açık bırakıyoruz.
Afiyet olsun
Sonunda haftasonu geldi :) ama bu haftasonu için bizim bir planımız yok,aslında ben yarın akşam için tiyatroya gitmek istiyordum.Ama izlemek istediğimiz oyuna bilet bulmak mümkün olmadı :( Bakalım belki şansımızı başka bir oyunda deneriz ya da bu haftasonu için başka bir plan yapabiliriz son anda…

Neşeniz bol olsun…

6 Ekim 2010 Çarşamba

İZNİK HATIRASI UĞUR BÖCEKLERİ

Yolumuzun düştüğü her memleketten oranın en meşhur şeylerini almadan gelmek olmaz bence.Kimi zaman bu bir yiyecek olur kimi zamansa bir tablo,biblo,bir eşya her neyse işte.İlla alacağım diye bir derdim yok ama gittiğimiz yere özel,değişik şeyler bulduğumda da kaçırmıyorum işte :) Yazın yolumuz İznik’e de düştü demiştim ya bu sevimli uğur böceklerim de İznik hatırası oldu bize.


Aslında bunlar buzdolabı süsü,altı mıknatıslı ama ben buzdolabında değil de orta sehpa üzerinde ve TV önünde kullanmayı tercih ettim.Güzel de oldu gibi geldi bana,görenler de böceklerimizi çok sevince yerlerinde kalsınlar dedim :)
Sehpa üzerindekiler kırmızı gül yapraklarıyla uyum sağlarken TV önündekiler de fotoğrafta görüldüğü üzere kırmızı çerçevelerime ve kırmızı-beyaz çiçeklerime yoldaş oldular :) Bizim uğur böceklerimizin hikayesi de böyle işte...

Neşeniz bol olsun...

5 Ekim 2010 Salı

BALIKÇI ÇİFT :)

Buralarda eylül ayı o kadar sıcak geçti ki bir ara İzmir’e sonbahar hiç gelmeyecek sandım :) Ama ekim ayının ilk gününden itibaren pırıl pırıl bir güneşle birlikte güzel,serin sonbahar günleri başladı.Bu yıl İzmir’in sonbaharını çok sevdim…e sevilmeyecek gibi değil ki mis gibi bir hava var dışarıda.

Geçtiğimiz haftasonunu ikiye bölerek değerlendirdik :) cumartesi günü Çandarlı’nın tam karşı kıyılarını gezdik.Pazar gününü ise evimizde vakit geçirerek değerlendirdik.Cumartesi sabahın erken saatlerinde kalkıp Güzelbahçe,Urla,Balıklıova,Mordoğan derken Karaburun’a kadar gittik.Akşamın geç saatlerinde dönebildik eve.Karaburun’da çok sevdiğimiz arkadaşlarımızın yazlığı var ve ne zamandan beri bana oraları anlatıp durur,her fırsatta çağırırdı.Sonunda geçtiğimiz hafta gitmek nasip oldu.Sabah erken saatlerde yola düşmemizin nedeni ise Ali’nin balıkçılık sevdası :) daha önce şu postta bahsetmiştim değil mi balıkçılık maceralarımızdan.Ama bu sefer zıpkınla değil oltayla balık avlamaya çalıştık.Çok keyifli ama sabır isteyen bir iş…oltaya yemleri takacaksın,onu atıp sabırla bekleyeceksin falan hiç bana göre değil o yüzden Ali oltası ve balıklarla meşgulken ben bol bol fotoğraf çektim.

Burada görüldüğü üzere Ali oltaya yem takıyor büyük bir titizlikle :)
İşte oltaya ilk takılan minik balık.Ben bunu görünce bir taraftan fotoğrafını çekiyor bir taraftan Ali’ye yalvarıyordum “Ali bu çok küçük nolur onu geri at noluuuurrr” diye.Ondan sonra tuttuğu her balık için aynı şekilde tepinince ben balıklar karada çok kalmadı,onları oltadan kurtarıp tekrar yolladık mavi sulara :)
Bu pembe minik oltayı Ali benim için almış.Pembe ya kız oltasıymış bu, Ali öyle diyor :) Oltayı görünce beni gülme krizi tuttu ben ne anlarım balık tutmaktan diye,hem kıyamam ki ben :) Tutamadım da zaten,mis gibi havanın tadını çıkarıp çocuklar misali şen şakrak hopladım zıpladım etrafta :)
Bu arada kahvaltımızı yol üzerindeki Taş Ev de yaptık.Güzel köy kahvaltısı ve harika manzarası var yolu o taraflara düşenlere tavsiye ederim.
Yol güzergahımızda öyle güzel koylar vardı ki hayran kaldım o taraflara.Balıklıova’dan sonra Mordoğan’da durduk alışveriş yaptık çok şeker insanlarla tanıştık ve Mordoğan Ayıbalığı mevkiinde devam ettik balık tutma çabalarımıza :) Orası da harika bir yer,fotoğraf için bana çok malzeme vardı ve ben de değerlendirdim tabiki.Sonunda Ali balıkçılıktan sıkıldı ve son durak Karaburun’a ulaşıp gün batımını orada izledik.Hem Mordoğan hem Karaburun güzel insanları güzel koylarıyla hoş yerler ama kimse kırılmasın ben ille de Çandarlı derim :)

Neşeniz bol olsun...

1 Ekim 2010 Cuma

ANAHTAR ASKISI

Bir önceki yazımda sevimli anahtarlıklarımızdan bahsedince bu güzel anahtar askımızdan bahsetmeden olmaz diye düşündüm ve bahsediyorum işte :) Bu askı bize Göynük hatırası.Bildiğiniz üzere bu yaz gezenti çift olduk biz dere-tepe gezdik.Bu küçük ev Safranbolu evlerine ne çok benziyor değil mi? Ama eski Göynük evleri de çok güzel...

İzmir’den yola çıktık Bursa,Kocaeli,Adapazarı,Sapanca,Safranbolu,Sinop,Gerze,Alaçam,Bafra,Ordu’ya kadar gezerek görerek gittik. Dönüşte ise Sinop’tan düştük yollara bu sefer de Kastamonu,Bolu,Abant,Mudurnu,Göynük,Geyve,İznik,Pamukova,Yenişehir,Bursa derken İzmir’e geldik :) Yazarken bazı yerleri atlamış olabilirim gezilen yer çok olunca bazı yerleri atladım sanırım :)
 

İşte böyle gezerken yolumuz Göynük’e düştü,daha doğrusu yolumuzu Göynük’e de düşürdük Akşemsettin Hazretlerinin kabrinde üç İhlas bir Fatiha okuyalım diye.İyiki de uğramışız Göynük’e…oldukça güzel bir yer olarak kazındı hafızalarımıza…ve bu güzel askılardan aldık kendimize de sevdiklerimize de.Bu arada üzerlerine isim ve tarih yazdırmayı ihmal etmedik :)


Neşeniz bol olsun…



29 Eylül 2010 Çarşamba

ANAHTARLIK

Geçtiğimiz günlerde Boyner de dolaşırken Harem marka takıların %50 indirimde olduğunu görünce yapıştım oraya.Ben takıların birini alıp diğerini bırakırken Ali elinde birbirinden değişik anahtarlıklarla çıkıp geldi.
Mıknatıslı ve oldukça şeker anahtarlıklar.İçlerinden ikisini çok beğendim aralarında kararsız kaldım ve sonunda adlarını bir güzel çift koyduğum anahtarlığı seçtim :) fotoğrafşarda farkedilmiyor belki ama ikisinin de elinde mıknatıs var ve bir araya geldiklerinde hemen el ele tutuşuveriyorlar :)


P.S;İlk fotoğrafı telefonumla çektiğim için telefonumun pembesi yansımış anahtarlığa.Normalde öyle pembelik yok :)

Neşeniz bol olsun...


24 Eylül 2010 Cuma

GEZİLESİ GÖRÜLESİ III

Gezi gözlem yazılarımıza devam ediyoruz:)

Yer;Sinop,Kaymakam Kaya Mevkii-Gerze

Olurda Sinop taraflarına yolunuz düşerse bu güzel köy mekanına uğrayıp Sinop mantısının tadına bakarken,enfes karadeniz manzarasını izlemeyi ihmal etmeyiniz.Mekan öylesine güzel,öylesine seyirli ki mantı sonrası dumanı üstünde mis kokulu semaver çayımızı yudumlarken manzarayı izlemeye doyamadım...
Bu güzel manzaraya doyamazki insan...

Mekanın sahipleri şirin bir aile ve el ele verip güzelce işletiyorlar bu güzel yeri.Teyze mantıyı kendisi açıyor,üzerinede kendi hazırladığı mis gibi tereyağını kızdırıp döküveriyor.Üstteki cevizli ve yoğurtlu mantı babamın tercihi,bizse sadece yoğurtlu ve tereyağlı olanını tercih ettik.her ikisi de çok güzel...


Yolumuz üzerindeki şirin Dere Cuma Camii...Çevresi ve minik caminin içi öylesine güzelki epeyi bir vakit geçirdik orada.Tabi cami önündeki çeşmelerden buz gibi suyumuzuda içmeyi ihmal etmek...Bol fotoğraflı bir post oldu,şimdilik bu kadar olsun :)

Neşeniz bol olsun...

22 Eylül 2010 Çarşamba

SHAPES ta her gün 30 dk

Oldum olası düzenli spor yapan insanlara özenmişimdir.Sadece özendim işte,kalkıp bende düzenli bir spor hayatına başlayayım diye bir kaygım olmadı hiçbir zaman.Genelde canım istediğinde yürüyüşlere çıkıp,yiyip-içtiklerime dikkat etmeye çalışırım.Ne zaman “ben de artık düzenli spora başlayayım” diyecek olsam çevremdekiler hep bir ağızdan “ne alaka yaa,senin spora mı ihtiyacın var?” dediler şaşkınlıkla.Oysa artık “sadece kilo sorunu olanlar spor yapar” yanılgısını çok gerilerde bırakmış olmalıyız.Zaten benimde bu yaşıma kadar hiç kilo sorunum olmadı.Ama spor demek sağlık demektir diyerekten geçen hafta başladım sporuma :) Evimizin tam karşısında oldukça şık bir spor salonunun olması spora başlamamdaki en büyük etken yoksa ben bu tembellikle spor salonlarına falan gidemezdim :))) Salondakilerin bile "senin spora ihtiyacın yok ki"demelerine rağmen şimdilerde inatla her gün yarım saat sevgili Didem’le birlikte Shapes for woman da deli gibi spor yapıyoruz :)

Aslında başlamışken bir spor disiplini kazanayım ve Allah ömür verdikçe sağlıklı ve zinde bir yaşam için spora devam edeyim istiyorum ama bu istek mi yoksa tembelliğim mi daha ağır basar bilemiyorum :) Sağlıklı yaşam için spora devamda sebat gösterebilcek miyim onu zaman gösterecek,hayırlısı :)))


Neşeniz bol olsun...

SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...