22 Şubat 2011 Salı

YAĞMUR-KİTAP-ÇAY ÜÇLEMESİ

Ocak ayının son haftası bol kutlamalı bol sürprizli geçti benim için.Doğum günüm 27 ocak olunca o hafta farklı mekanlarda farklı şekillerde kutlamalarla şenlendi gönlüm,sevenlerim sağolsun :) Yaş ilerledikçe doğum günü kutlamanın da pek bi keyfi kalmıyor kabul ama ne olursa olsun sürprizler keyiflendiriyor insanı.O hafta ilk hamle sevdiceğimin ailesinden geldi.Annemler benim doğum günümde Çandarlı da olacakları için gitmeden bana sürpriz yapmak istemişler.Ellerinde nefis bir pasta ile çıkageldiler.Önce ben hiç üzerime alınmadım "ağzımız tatlansın diye pasta geldi" diyerek hemen çayı koydum.Ama özenle hazırlanmış pasta mumlarla ışıl ışıl odaya getirilince doğum günü çocuğu olduğumu hatırladım.20 li yaşların sonlarına yaklaşıyorum filan demedim mumlarımı üfleyip afiyetle pastamı yerken hediyeleri ve tebrikleri kabul ettim :) Sonraki kutlama doğum günümü nereden öğrendiklerini anlayamadığım öğrencilerimden geldi.Çeşitli sınıflarda çeşitli etkinlikler oldu benim için.Kendi sınıfım olan bıcır 6’lar aynı saatte derslerimizin bittiği bir günü takip edip yalvar yakar çıkardılar beni okuldan.Güzel bir cafe de bana bir sürpriz parti daha yaptılar.Onlarca çocuk bir öğretmen cafe çalışanlarına illallah dedirttik.Ama sağolsunlar yine özenle seçilmiş pasta,hediyeler,anılar,şiirler derken cafe çalışanları da katıldı bize,çektiler kahrımızı :) Sonra bir başka gün sıra arkadaşlarıma geldi.Onlarda güzel bir mekanda sevdicekle birlikte beni şaşırtıp sürprizleriyle yüzümü güldürdüler.Tam 27 ocağın ilk dakikalarında sevgilinin -kardeşimin de katkılarıyla hazırladığı- sürpriziyle aklım başımdan gitti.Uzun bir süre şok üstüne şok yaşadım derken önce gözlerim doldu heyecandan.Sonra sürprizin etkisiyle sabaha kadar ağız-kulak mesafem sıfır olarak dolandım durdum :) Tatile annemlerin yanına gittiğimizde bir fasıl da bizimkilerin kutlaması oldu.Bir insan bu kadar şımartılır mı ya?O kadar da dedim “beni böyle şeylere alıştırmayın” diye.Neticede kutlamalar bitince uzun bir süre normal hayata alışamadım; bir süre her an yine biri bana renkli bir hediye paketi uzatacak sandım.Annemin yaptığı pastalara bakıp “neden bunların üzerinde mum yok” diye içerledim.Bizimkiler “hadi dışarıya çıkalım” dediklerinde “ahanda yine bana süpraaayyzz yapacaklar” diye en önce ben yollara düştüm.Yavaş yavaş anladım kutlamalar bitmiş ve ben bir yaşıma daha girmişim :)
Şimdi gülümseyerek yazıyorum bunları buraya,yazıyorum ki unutmayayım yaşanmış güzellikleri.Yazıyorum ki seneye de aynısını isterim haberiniz olsun,burada mesaj ulaşacaktır sahiplerine eminim :) Bir elimde sıcacık ıhlamur çayım diğer elimde kitabım ve dışarıda yağmur…Cama vuran yağmur damlalarına Anneke Van Giersbergen yumuşacık sesiyle eşlik ediyor.Bir yudum çayımdan bir cümle kitabımdan diyerek kitabın akıcı cümleleriyle çayımın lezzetini harmanlıyordum ki kitap bitti.Bende oturdum bilgisayar başına.Bu sefer kitabım bitti çay-yağmur-kitap üçlemem yarım kaldı diye üzülmedim çünkü sırada okunacak çok kitap var.Bakınız fotoğraflar.2010 un sonlarında bir gün sevdiceğe “2011 de çok daha fazla kitap okumalıyım” demiştim.Unutmamış bu sözümü ve az önce anlattığım doğum günü sürprizine okunacak kitaplar listemdeki tüm kitapları da eklemiş.2011 in ilk kitapları bunlar...Kitaplarımı merak eden ben gibi kitap kurdu arkadaşlar için okudukça yorumlarım kitaplarımı ama şimdilik isimlerini yazayım hemen;
Adım Adım Kur’an Dili-Dr.Necla Yasdıman;Arapça öğrenmek isteyenler için güzel bir kaynak.Ben son 1 aydır arapçayı unutmayayım,bilgilerimi tazeleyeyim diye Necla hocamın Arapça derslerine katılıyorum.Dersler çok eğlenceli geçiyor,eski bilgilerimi yeniden hatırlamak hatta bir çok şeyi unutmadığımı görmek,yeniden tercümeler yapabilmek bana çok iyi geliyor. Ve bu derslerde hocamın bu kitabının çok faydasını görüyorum.
La Sonsuzluk Hecesi-Nazan Bekiroğlu
Tahran’ın Damları-Mahrob Serajı
Resimde Görünmeyen-A.Ali Ural
Tek Kelimelik Sözlük-A.Ali Ural
Satranç Oynayan Derviş-A.Ali Ural;Neden üç tane Ali Ural kitabı?Bilmem,seviyorum onun yazılarını.Son çıkan kitabını (kelebek ve ejderha) okuduktan sonra tüm kitaplarını okuma hevesi sardı beni.
Leyla-Alexandra Cavelius;Bugün bitirdiğim kitap.Zaten bu sabah başlamıştım okumaya.Bu romanı okumayı düşünüyorsanız öyle edebi beklentilerle elinize almayın.Sanırım çeviriden kaynaklanan bir basitlik hakim kitabın diline.Ama anlatılanlar acı şeyler hatta dehşet verici ve kitap çok çabuk ilerliyor.Bosna savaşının ortasında genç ve güzel Leyla’nın hikayesi…
Şah & Sultan-İskender Pala
Firarperest-Elif Şafak;Bu aralar başucu kitabımız bu.Sevdicek her gece uyumadan önce iki deneme okuyor bu kitaptan bana.Elif Şafak’ın üslubunu seviyorum.Yormadan,germeden okutuyor kendini.
Kaplumbağa Terbiyecisi-Emre Caner


Neşeniz bol olsun…



17 Şubat 2011 Perşembe

BEKLEYİŞ

Yazılarımızın takipçisi olan bir çok arkadaş biliyor artık bizim güzel belde Çandarlı’ya olan sevgimizi.Yine hafta sonunu bekliyorum Çandarlı’ya kaçıp kafa dinlemek için.”Tatilden daha yeni çıktın ne çabuk yoruldun” diyenler olacaktır aranızda :) ama asıl tatil dönüşü ilk günler daha çok yoruyor insanı,sonrasında alışıveriyorsun.Bende bu hafta cidden bi tuhaf oldum,sabahları erken uyanmak yaramadı bünyeme :) Neyse hafta bitti sayılır ne kaldı şurda:)




Çandarlı’ya en son şubat tatilinden önceki hafta sonu gitmiştik.Rüzgarlı,soğuk ve sessizdi…Şöminede yanan odunların çıtırtısı eşliğinde kedi gibi kıvrılıp uyumuş,babamın (kayınpederim) benim için pişirdiği mis gibi kestane kokusuyla uyanmıştım :) Sonra soğuk filan dinlemeyip bahçeye çıkıp kıpkırmızı bir gonca gül ve turuncu bir çiçek fotoğraflamıştım (bknz;fotoğraflar)…Yazarken iyice anladım ki ben Çandarlı’yı çok özlemişim :) Neyse biraz daha sabır…

Neşeniz bol olsun…

15 Şubat 2011 Salı

DÖNÜŞ

Üç haftalık kocaman bir aranın ardından yeniden merhaba.Arayan soran,merak eden tüm arkadaşlara selamlar,sevgiler…Güzel bir tatil yapıp dinlendim,yenilendim ve işte döndüm.

Tatilin ilk günü düştük yollara,geze geze ve büyük bir heyecanla gittik güzel memleketime.Gezdik,gördük,annemin güzel yemeklerinden yedik,bol bol fotoğraf çektik…Tatilimin ikinci haftasında döndük,sevdicek iş başı yapınca bende evimizin tadını çıkardım.Bol müzikli,bol kitaplı süper bir dinlenmece ortamı oluşturdum.Kitaplarımdan başımı kaldırdığımda aylardır merak edipte "ne varmış bunlarda" demediğim diginin sinema kanallarına takılıp kaldım.İyiki de takılmışım bir çok sinema kanalında dünya sinemasından çok güzel,değişik türde bir sürü film izledim,eğlendim.En çok “Paris,Je t’aime” (2006) kaldı aklımda…20 yönetmen,birbirinden iyi oyuncular ve Paris’e dair minik öyküler…Filmlerden sıkıldığımda home tv den alamadım gözümü;7 günde değişim,Carter’la evini yenile ve bir sürü dünya mutfağından örnekler barındıran yemek programlarına baktım öylece.Sanırım şimdiye kadar tv başında bunca vakit geçirmemiştim :)
Ve tatil bitti koşuşturmacaya devam...Yazacak onca şey varken kısaca bizden haberler böyle:)
Neşeniz bol olsun...

21 Ocak 2011 Cuma

KOLAY YEMEK :)

Tüm çalışan hanımlar gibi yemek söz konusu olunca çoğu zaman benim de iki ayağım bir pabuca giriyor.Her ne kadar erken biten derslerimden dolayı günün büyük bölümü bana kalsa da pratik yemekler bazen kurtarıcım oluyor.Lafı fazla uzatmadan sizlere kolay ve lezzetli bir tarif yazayım;fırında beşamel soslu karnıbahar…Bu tarifi evliliğimin ilk günlerinde,benden bir yıl önce evlenip mutfak sırrını çözmüş bir arkadaşımdan almıştım.Ama ben onun tarifinden daha farklı hazırladım bu yemeği.Severek yiyor,tavsiye ediyoruz :)


Belki bir çoğunuz bilir bu tarifi ama bir de benden dinleyin :) Öncelikle karnaıbahar parçalara ayrılıp bir güzel yıkanır.Havuçlar halka halka,patatesler küp küp (büyük küpler) doğranır ve hepsi çok yumuşatmadan haşlanır.Önce haşlanan karnıbaharlar suları iyice süzülerek borcama alınır.Ardından aynı şekilde havuç ve patatesler…Bu arada arzuya göre kırmızı pul biber ilave edilebilir.Daha sonra beşamel sos hazırlanır.Ben hazır beşamel sos kullanıyorum çoğu zaman (adı üzerinde kolay yemek :) ). Beşamel sos borcamdaki malzemelerin üzerinde eşit şekilde gezdirilir.Son olarak kaşar rendesi eklenir ve yemeğimiz ısıtılan fırına verilir.Kaşar peynir iyice eriyip üstü kızarınca yemeğimiz hazır demektir.Afiyet olsun…
Buradan sizlere kolay yemek tarifi verdim ama ben şimdi mutfağa gidip tüm hünerlerimi ortaya dökeceğim.Çeşit çeşit ve lezzetli yemekler yapmak için kolları sıvamış durumdayım.Çünkü bu akşam uzaklardan çok ama çok sevdiğim biri geliyor ;)

Neşeniz bol olsun...

19 Ocak 2011 Çarşamba

hazin günlerin derbeder musikisi

Haftanın tam ortası,günün son demleri…nasıl da yorgun beden,zihin :( malum dönemin sonuna yaklaştık.Not derdi sardı veliyi de öğrenciyi de.Ama öğrenciden ziyade veliler not peşinde sanki!Bu hafta başından beri öyle değişik olaylarla karşılaştık ki artık “pes” dedik her birimiz.Koca bir dönem boyunca çocuğunun durumunu merak etmeyen,çocuğunun düşük sınav notları hakkında ne yapılması gerektiğini danışmayan,çocuğunun yapmadığı ödevlerden bihaber olan sayın veli dönem sonunda karnede hep 85 üstü görmek istiyor ya ah işte bunu aklım almıyor!85 puandan fazlasını istemekle kalmayıp öğretmenin karşısına geçip çirkinleşerek “100 verin çocuğuma” diyecek kadar da basitleşiyor.Her birine sabrediyoruz.Çünkü böyle kimseler çok azınlıkta biliyoruz.Biliyoruz ki bilinçli,kıymet bilen velilerimiz çok daha fazla.Arada bir çıkacak böylesi de deyip teselli ediyoruz birbirimizi.Hafta başından beri gece rüyalarımda bile e-okula performans ödevi ve derse katılım notu yazıyorum.Derslerimde her fırsatta hak,hukuk ve adaletten dem vuran benim için kabus oluyor bu not işleri.Can sıkıcı ya bahsi geçen konu o sebepten cümlelerim kırık dökük. “Dinleyen (okuyan diyelim biz ona) söyleyenden arif gerektir” düşüncesi ile beni anladığınızı hissediyorum :)
*****
Yukarıda paylaştıklarımı düşünerek bakıyordum pencereden dışarıya.Karşı apartmanın bahçe kapısında karşıya-okula-geçmek üzere beklerken gördüm onu.Küçük bir caddede karşıdan karşıya geçmek ne kadar zor olabilirdi ki…Önce etrafı dinlediğini hissettim seyrettiğim pencerenin ardından.Sonra dudakları kımıldadı ve bir adım attı.Bir adım daha,bir adım daha…anladım;sayıyor,her bir adımını sayıyor…Okul bahçesinin kapısına ulaştı,derin bir soluk alıp bıraktı,gülümsedi…gülümsedim…kendisi gibi güzel bir arkadaşı bahçe kapısında onu görünce koşarak girdi koluna.Daha bir aydınlandı yüzü,kol kola geçtiler sıraya.Yüzümüzü değil sesimizi,kokumuzu kazıdı hafızasına her birimizin.Derste yanına yaklaştığımda görmeden anladı beni çoğu kez hem de gözlerimin içine bakarak dinleyenden daha çok.Bembeyaz,kocaman defterine minik minik noktalarla not etti ağzımdan çıkan bir çok cümleyi.Ve ben her defasında onun kabarık noktalı kitabını elime alıp anlamaya çalıştığımda ,gülümseyerek sabırla anlattı bana nasıl okuyup anladığını.Ama ben çoğunu anlayamadım,zorlandım :( Hastalanıp derse gelemeyen gurup arkadaşındayken tüm dökümanlar ,performans ödevini sunmak için yalnız çıktı sınıfın karşısına.Adaleti anlatırken öyle bir hitap etti ki sınıfa görmeden bizi hisseden o güzel yüzüne hayran hayran bakıp dinledik dakikalarca. Hayyam’dan bir alıntı ile bitirdi sözlerini;Adalet, evrenin ruhudur…

Notlarını açıkladığım zaman,hak etmediği halde yüzsüzleşip 100 isteyenlere inat o sorguladı aldığı 100 ü hak ederek mi aldığını.
Benden bu kadar,yazarın dediği misal “hazin günlerin derbeder musikisi” ni mırıldandı bugün kelimelerim…

Neşeniz bol olsun…

13 Ocak 2011 Perşembe

ÇORAPLARIMA BAKIN :)

Havalar nasıl da soğuk gidiyor böyle.Hele böyle günlerin sabahları,Allahım ya yataktan çıkmak kabus :( Bu aralar çok üşüyorum,çok çabuk hastalanıveriyorum.Bu soğuklarda fazla nazlıyım o yüzden :) Aşırı soğuğu kaldıramıyor benim bünyem,çünkü çok üşürüm ben.En çokta ayaklarım üşür.O yüzden bu havalarda evde patiksiz gezemem.Annem bilir beni,ayaklarımın ne çok üşüdüğünü de…O yüzden rengarenk patikler yaptırmıştı çeyizim için.Bir sürü,renk renk patikler…Aynı şekilde sevdicekte bilir bir türlü ısınmayan minik ayaklarımı :) Geçenlerde Mudo da dolaşırken fotoğraftaki çoraplarımı görür görmez “tam senlik” diye alıp attı sepete.Eve gelip hemen çoraplarımı giyince de “tavşan çoraplı kız” diye epeyi bir güldürdü beni :) Pembe tavşan çoraplarımla öyle mutlu-mesut eğleniyorken,fotoğraflasın diye bol bol poz verdik Ali’ye :)

Benim gibi ayacıkları çok üşüyen ve böyle şirin figürlü çoraplara bayılan sevdikleriniz varsa eğer bu soğuk günlerde onlara bu tarz şirin şeyler hediye edebilirsiniz siz de.Mesela geçen akşam bize gelen bir arkadaşım çoraplarıma bayılınca ona da alayım dedim ama aynısından bulamadım Mudo da.Sonra başka yerleri araştırınca bunlar kadar şirin bir sürü çorap,ev babeti ve pandufa rastladım.Hangisini alacağıma karar vermem zor oldu ama sonunda arkadaşım için çok cici şeyler seçtim.Hediyesini vereyim de onun ayağında sizler için fotoğraflayayım en kısa zamanda :)

Bu arada bu cici şeyler çok sıcak tutuyorlar ayakları.Aynı zamanda çorapların altındaki plastik noktalar da kaymayı engelliyor :))


Neşeniz bol olsun…

11 Ocak 2011 Salı

BAVUL

Bu yıl izlediğimiz tiyatro oyunları önceki yıllara oranla ciddi anlamda azaldı.Bunun öncelikli nedeni bu yıl sevdiceğin de benim de oldukça yoğun olan iş hayatımız sanırım.Ben Ali’ye göre daha şanslıyım iş hayatının yoğun günleri konusunda ama ikimizden birinin yoğun olması yetiyor işte.Sadece iş hayatı değil elbet;haftanın iki akşamı devam etmeye çalıştığımız kurslarımız var.Haftada iki akşam dolu olunca diğer akşamlara dolduruyoruz tüm programları.Aile,arkadaşlar derken her akşam bir yerlerde bir şekilde geçip gidiyor zaman.Birde “şu oyunu mutlaka izleyelim” diyebileceğimiz bir oyun çıkmadı henüz :( Ama yaklaşık 2 ay kadar önce mybilet ten “Ölüm Öpücüğü” adlı bir oyuna bilet aldık.Son anda yapılan başka programlar yüzünden biletimizi tam üç kere değiştirdik :) Mybilet ten bilet almanın en güzel yanı da bu;bizimki gibi planlarınız değişirse biletinizi açığa alabiliyorsunuz.O bileti kullanabilmek bize üçüncü seferde nasip oldu.Ama farklı bir sahne ve farklı bir oyunda.Geçtiğimiz haftasonu müsait olunca hemen internetten bakıp Konak Melek Ökte sahnesindeki “Bavul” isimli oyunu seçtik.


İzmir'in güzel aşamlarından...

Seyahat dönüşü havaalanında bavulları karışan bir kadın ve erkeğin hayatları da karışırsa ne olur? Olaylar komedi örgüsü içinde işlenip; mutlu sonla biter mi acaba?...” diye soruyor oyunun tanıtımında.Ben bu soruya cevap vermeyeyim ama oyun hakkında minik bir değerlendirme yapayım; Eser Sam Bobrick,çeviri E.Tuncay Turan...Dekor oldukça güzeldi.Kostümlerde öyleydi demek isterdim ama günümüz eserlerinden olan oyunun kostümleri de bildiğiniz güncel kıyafetlerdi işte.Bu oyunu merak edip,izlemeyi planlayanların iştahını kaçırmak istemem ama ben izlerken basit bir Amerikan sitcom u izliyor hissine kapıldım ve çok sıkıldım.Komedi idi ben gülecek bir şey bulamadım.Benim için zaman kaybıydı.Keşke daha tadı tuzu yerinde bir oyun izleyebilseydik ama her uyarlama başarılı olamıyor maalesef.Daha fazla zalimlik etmeyeyim ben,en iyisi izlemek isteyenlere iyi seyirler dileyelim :)
Oyun esnasında fotoğraf çekmek istemediğimden oyundan karelere yer veremedim,oyunun fotoğraflarını görmek isteyenler tık tık.
PS:Sevgili medanşeri ödüllendirmiş bizi.çok teşekkür ederiz...

 
Neşeniz bol olsun…

SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...