Gümüş renkli bir güne uyandım bugün,
İnceden inceye dökülen
yağmur damlalarıydı yoldaşım,
Düşen her yağmur damlasıyla
andım seni
Yüzüm mütebessim
Kalbim müteşekkir...*
ayşenur&ali
*17.04.2008
ayşenur
22 Nisan 2009 Çarşamba
18 Nisan 2009 Cumartesi
SEKERAT

Tiyatronun olmazsa olmazlarından biri SEYİRCİ…ve artık sizler çok iyi biliyorsunuz ki biz neredeyse tiyatrosuz yapamayanlardan olduk.Bu yıl perdeler kapanmadan ne kadar oyun izleyebileceğiz yarışındayız adeta :) Bu akşam “Sekerat” adlı konser/oyunun seyircisiydik…
Ege Sanat Atölyesi Sekarat için şunları söylüyor ; “Sekarat praojesini, Wolfgang Borchert’in Kapıların Dışında oyununu kaynak alarak şekillendirdik.Bu hikaye için uzun uzun şeyler yazılabilir.Ama bizce hepsi aynı kapalı kapılara çıkıyor.BU, SAVAŞTAN DÖNEN BİR ADAMIN HİKAYESİ…Ege Sanat Atölyesi olarak,tiyatro ve müzik alanında yaptığımız çalışmaları ‘SEKERAT’ gösterisiyle Oyun/Konser formatıyla bizler için yeni bir biçim denemesi şeklinde sizlere sunmaya karar verdik.Umarız bu hikaye hepimiz için savaşa dair bir hatırlatmadan öteye geçer...”
Sekeratın Oyun/Konser formatıyla sahneye konulması ilgi çekiciydi.Sahne geçişleri arasındaki şarkılar,kostüm,makyaj ve aksesuarlar,replikler bir hayli değişik ve çarpıcıydı.
DERDİN Mİ VAR
Derdin mi var,
Bundan sonra derdin mi var.
Battın bir kez,
Bundan sonra derdin mi var.
Sonsuzluk yık bundan sonra,
Issızlık yok.
Bundan sonra böyle yazıldı.
Böyle yazıldı.
Sömür,sür,yerden yere vur.
Böl,parçala,yönet;
Kalanları çiğne,yut.
Kader senin ellerinde bak.
Böl,parçala,yönet;
Kalanları çiğne,yut.*
Oyundan öyle çok iştahla bahsedemeyeceğim.Çünkü beklediğimizi bulamadık.Yine de sevdiceğim yanımda el ele oyun izleyip, değişik besteler dinlemek güzeldi ve hep yaptığımız gibi oyunun,oyuncuların performansının kritiğini yapmak,onun boncuk boncuk gözlerini heyecanla açıp bana izlenimlerini anlatması her şeye değerdi.Bu arada fotoğraf makinasız dışarıya çıkmayan biz bu sefer nasıl olduysa fotoğraf makinemizi evde unuttuk.Bu nedenle bu oyundan fotoğraf yok bu sefer.
Ha son bir şey daha… “Sekerat” kelimesi, kişinin ölüm anındaki aklına hakim olamayış,ızdırap ve baygınlıkları ifade eder.
*söz-beste : Engin BAYRAK
16 Nisan 2009 Perşembe
Bir Güzel Çift Mutfakta...
Mutfağıma giripte açık balkon kapısından içeriye dolan cıvıltıları,yemyeşil bahçeyi ve pırıl pırıl güneşi görünce bütün günümü mutfakta geçirdim bugün.Yemek yapmaya evlendiğimde başladığımı ve yemek konusunda da iddialı olmadığım bilinir.Ama benim sodalı böreğim meşhurdur.Ve bugün sevdiceğim için sodalı börek yaptım.Ben mutfakta uğraşırken bir baktım sevdiceğim işten kaçıp gelmiş J Ve birlikte devam ettik yemek yapmaya.Çok güzel iştah açıcı bir semiz otu salatası yaptık.Semiz otunun omega3 bakımından çok zengin olduğu ve salatasının çok faydalı olduğunu hatırlatmak isterim.Ali’nin salatalarından tadana kadar salata konusunda gurme(!) olduğumu düşünürdüm.Ama Ali’nin salatalarından sonra ben artık salata yapmaktan vazgeçtim. Ali’nin “Akdeniz salatası” ve “Baba salatası”adını verdiği salatası meşhurdur.Semiz otu salatasının ardından zeytinyağlı taze bakla pişirdik birlikte ve gerçekten harika lezzetlerle,mis gibi kokularla doldu evimiz.
Buradan tarif vermek istemiyorum.Zaten başta da dediğim gibi yemek konusunda çok yeni sayılırım.Çok güzel yemek blogu yazan arkadaşlarımız var. Ama mutfakla ilgili birkaç öneri verebilirim;-Fırından çıkardığınız hamur işlerini, özellikle kekleri servis etmeden önce mutlaka en az 1,5 saat dinlenmeye bırakmalısınız.Fırından çıkar çıkmaz kesip servis yaparsanız içi hamur kalır ve tadında bir acılık hissedilir.
-Kek ve börek yaparken büyük yumurta kullanmayın.Çünkü büyük yumurtalar kekin soğuduğu zaman çökmesine neden olabilirler.Bu nedenle orta boy yumurtalar kek ve börek için en uygunudur.
-Sarımsağa ihtiyacınız olduğu anlarda kabuğunu ayıklamaktan sıkılıyorsanız (benim gibi),fazla miktarda sarımsağı bir seferde soyun.Sonra da zeytinyağı dolu bir kavanoza atıp,burada saklayın.Bu şekilde hem uzun süre muhafaza etmiş hem de içinde bulunduğu yağla yemeklerinize,salatalarınıza ayrı bir lezzet kazandırmış olursunuz.Bu arada fotoğraflarda gördüğünüz böreğimi dayanamayıp hemen fotoğrafladım :) oysa servis tabağına alıp fotoğraflasaydım daha şık bir görüntü olabilirdi :) Şimdilik bu kadar.İlerleyen zamanlarda öğrendiklerimi paylaşmaya devam edeceğim.Şimdi güzel bir akşam geçirmek için dışarıya çıkma vakti...
mutlu günler....
15 Nisan 2009 Çarşamba
karanfilli günler

Eğer kendinizi yorgun ve bitkin hissediyorsanız ve özellikle zihin yorgunluğunuz var ise; en az 4-5 Dakika demlenmiş siyah çay içerisine 8-9 adet kuru karanfil atılmalıdır. Ancak karanfili parmağınızla ufalamaya çalıştığınızda ufalanırsa o raf ömrünü tamamlamıştır. Taze olmasına dikkat ediniz. 2-3 Dakika bekleyin ve karıştırıp için. İçtikten 10 Dakika sonraysa saçınızın kökünde bile dahi kıpırdanmayı hissedeceksiniz.
Yorgunluğunuzun buharlanıp gittiğini belirgin şekilde farkedeceksiniz. Dinçleştiren ve üzerinizdeki ağırlığı alan bir kürdür. Fakat çay sallama çay değil, demleme çay olmaldır.*
Beni bu havalar mahvetti. Hastayım,bitkinim. Haftasonu geçtiğimiz haftanın yorgunluğunu gidermek için Çandarlı’nın o mis gibi havasını alıp dinlenelim diye yine yazlığa kaçtık.Çandarlı’da hayat sakin,papatyalarla huzur dolu ama Çandarlı’dan döndük,yine hastayım...bir sürü ilaç...
Haftanın başında karanfilin enerji veren özelliğinden bahsedeyim istedim.Belki benim gibi yoğun,yorgun arkadaşlar varsa bu sayede enerji depolarlar ...
Mutlu günler sizin olsun...
* Dr.İbrahim Saraçoğlu
9 Nisan 2009 Perşembe
SONSUZA DEK...DOĞAN CANKU...
SONSUZA DEK
Sokaklar geçiyorum sızım hüznüm gölgem benim
Sokaklar geçiyorum sızım hüznüm gölgem benim
Caddeler aşıyorum gözyaşlarım en sessizliğim
Asılsız çarelerle yürüyorum işte böyle
Zamanı geriye çeviririm diye
Acılar yaşıyorum kavuşmak bedeliyle
Bekliyor biliyorum az ötemde sessizce
Adımlarım yaklaştı görüyorum orda işte
Kayboluverdi yine sokaklar arasında
Elbet birgün yollar çaresizce tükenip son bulacak
Zaman işte yeniden başlamış olacak
İnanırım kalbim onunla sonsuza dek yaşayacak
Kaybolup gidecek maziyle birlikte…
Çağımızın en önemli gitaristlerinden biri…Doğan Canku…Bundan 4-5 yıl önce klasik gitar eğitimi aldığım yıllarda bir gün onun gibi flamenko çalmayı hayal ederdim.Çünkü popüler müzik ve flamenkoyu mükemmel bir şekilde harmanlayışı her zaman büyülemiştir beni.Ve dün gece onu sahnede canlı kanlı J izleme fırsatı buldum sevdiceğim sayesinde.Tek kelime ile mükemmel bir konserdi. ‘ Ayrılık’ şarkısını en iyi yorumlayanlardan birisidir kendisi ve kısa ama samimi bir hoşbeşten sonra o güzel gitarı ile ‘ayrılık’ diyerek başladı konserine…
Geçmiş yıllarda –özellikle üniversitede- katıldığımız tüm konserlerde sıkış tepiş bir durumda izlerdik konserleri.Oturamazdık yerimizde,sahnenin dibine kadar gidip zıplardık illaki.Hele Bostancı Gösteri Merkezinde izlediğimiz konserleri unutamam,şarkılara eşlik edeceğiz diye bağırmaktan sesimiz kısılırdı çoğu zaman.Katıldığımız her etkinlik gibi gittiğimiz konserlerde öğrenci işiydi anlayacağınız J.Ama artık oturduğumuz yerden özellikle sahneyi en iyi şekilde görebildiğimiz rahat koltuklardan izliyoruz sanatı,sanatçıyı.Dün gecede Doğan Canku ve ekibi tam karşımızda bizim aşkımız için çaldılar sanki o eşsiz melodileri.Çok samimi bir konserdi,şarkı aralarında anlattığı anıları ile bol bol güldürdü bizi,çalıp söylediği şarkılarla da büyüledi adeta.
En sevdiğim şarkılarından biri olan ‘sonsuza dek’ adlı şarkıyı ‘bir kırık bebek’ adlı sinema filmi için bestelediğini esprili bir dille anlattı.Daha sonra besteyi dinleyen kayınvalidesi duygulanıp ağlayınca,eşinden bu beste için söz yazmasını istemiş.Bir zamanlar menajerleri olan Hıncal Uluç hakkında söyledikleri,Modern Folk Üçlüsünün geçmişine göndermeler,Azerbaycan konser anıları,ekibindekilere arada bir takılmasıyla çok eğlendirdi seyirciyi.
Neler mi İstiyorum.. Victor Hugo'nun sözleri üzerine yedi buçuk dakikalık bir şölen..
"Neler mi istiyorum uyanınca her sabah
Ne bahardan bir neşe, ne yazdan bir çiçek
Siyah, siyah, çok siyah, kadife kadar siyah
Bir saçın buklesini bana kim getirecek?.."
İspanyolca söylenip insanın kanını kaynatan melodiler…ve 70li yıllarda bir çok aşığa iç çektiren şarkıları.Özellikle ‘geceler’…dinleyin derim…Şarkının sözleri Doğan Canku nun babasına ait.Bestesi için babasından söz yazmasını isteyince İsviçre ye ameliyat için giden kızına yani -Doğan Cankunun kız kardeşine- yazmış bu şarkının sözlerini.

Geçmiş yıllarda –özellikle üniversitede- katıldığımız tüm konserlerde sıkış tepiş bir durumda izlerdik konserleri.Oturamazdık yerimizde,sahnenin dibine kadar gidip zıplardık illaki.Hele Bostancı Gösteri Merkezinde izlediğimiz konserleri unutamam,şarkılara eşlik edeceğiz diye bağırmaktan sesimiz kısılırdı çoğu zaman.Katıldığımız her etkinlik gibi gittiğimiz konserlerde öğrenci işiydi anlayacağınız J.Ama artık oturduğumuz yerden özellikle sahneyi en iyi şekilde görebildiğimiz rahat koltuklardan izliyoruz sanatı,sanatçıyı.Dün gecede Doğan Canku ve ekibi tam karşımızda bizim aşkımız için çaldılar sanki o eşsiz melodileri.Çok samimi bir konserdi,şarkı aralarında anlattığı anıları ile bol bol güldürdü bizi,çalıp söylediği şarkılarla da büyüledi adeta.
En sevdiğim şarkılarından biri olan ‘sonsuza dek’ adlı şarkıyı ‘bir kırık bebek’ adlı sinema filmi için bestelediğini esprili bir dille anlattı.Daha sonra besteyi dinleyen kayınvalidesi duygulanıp ağlayınca,eşinden bu beste için söz yazmasını istemiş.Bir zamanlar menajerleri olan Hıncal Uluç hakkında söyledikleri,Modern Folk Üçlüsünün geçmişine göndermeler,Azerbaycan konser anıları,ekibindekilere arada bir takılmasıyla çok eğlendirdi seyirciyi.
Neler mi İstiyorum.. Victor Hugo'nun sözleri üzerine yedi buçuk dakikalık bir şölen.."Neler mi istiyorum uyanınca her sabah
Ne bahardan bir neşe, ne yazdan bir çiçek
Siyah, siyah, çok siyah, kadife kadar siyah
Bir saçın buklesini bana kim getirecek?.."
İspanyolca söylenip insanın kanını kaynatan melodiler…ve 70li yıllarda bir çok aşığa iç çektiren şarkıları.Özellikle ‘geceler’…dinleyin derim…Şarkının sözleri Doğan Canku nun babasına ait.Bestesi için babasından söz yazmasını isteyince İsviçre ye ameliyat için giden kızına yani -Doğan Cankunun kız kardeşine- yazmış bu şarkının sözlerini. İşte böyle harika bir gecenin ardından güneşli bir İzmir gününde kulağımda dün geceden kalan güzellikleri tazeleyen şarkıları dinleyerek sevdiceği bekliyorum…

8 Temmuz 2008 Salı
"O"
Kendini aldatılmış, uyuşturulmuş hissediyor.Bu his onu yaşamın gerçekliğiyle karşı karşıya getiriyor.Yaşamın gerçek yüzü;Asr-ı Saadet çok gerilerde kaldı...İşte yine bir "gerçekler acıdır" klasiği yaşıyor.Evet ya,acı veriyor böyle gerçekler.Sanki Asr-ı Saadet dostluğu mu yaşamıştı ki şimdi şaşıyordu dost bildiklerinin sözlerine.İnsanoğlu işte"çiğ süt emmiş" al sana bir klasik daha!Ama kızıyordu işte o insanlar ister çiğ süt emmiş olsun,ister pişmiş aşa su katsın,her ne haltsa işte...Bu kendini bilmezleri tanımış olmasına bile kızıyordu.
Artık tanıyordu onları;"İnsanlar etrafımızda olsun,hep saçma duygularımızı sergileyebileceğimiz varlıklar olarak yanıbaşımızda dursunlar,ilgi görelim,herkesi etkileyip saygın olmaya çalışalım.Tek derdimiz;lüks otomobillere binmek,en markayı giymek,en lüks tatilleri yapmak en önemliside biz bunları yapalım diğerleri de bizi daima pohpohlasın.Modernist olalım ve modayı takip edelim.İnsanları kullanalım ve bize sergilenen herşeyin yapay duygular olduğunu gözardı edelim."
İşte o insanlar böyleydi.Bunları düşünmek bile içindeki yaşama sevincini öldürüyordu.Ve içinden söyleniyordu onlara; "Sizler kendinizi ne sanıyorsunuz ?Sahip olduğunuz yapmacık kibir sizi kendi ağırlığı altında ezmeyecek mi?Acaba sahip olduğunuzu sandığız şeylerle övünürken -dikkat edin paylaşırken demiyorum ÖVÜNÜRKEN- kendinizi kandırdığınızı,İÇ UYUMSUZLUKLARınızı dışa vurduğunuzu bilmiyor musunuz?Silkinin ve kendinize gelin;gözlerinizden kibirli açlığın bayat bakışlarını silin!"
Bunları söylüyor ve böylelerini hoşgöremiyordu bir türlü.Hoş görülecek bi tarafları da yoktu zaten!
4 Temmuz 2008 Cuma
Alıştığımız birşeydi yaşamak...
“arkadaşlar;kendisinden sâdece bir dönem -kıymetini bilmeden- ders alma şerefine nâil olabildiğimiz,Türk İslam Edebiyatı bölümünün kurucusu, Türkiyenin ilk kadın filoloğu,yeri doldurulamayacak insan, -anne, abla, hoca- gerçek İNSAN NECLA PEKOLCAY dün akşam aramızdan ayrılmıştır. Bugün cuma namazı sonrası fakültemizden Eyüp kabristanına uğurladık kendisini. Mütevazı bir kalabalıkta, yaşadığı gibi sâde'ce gitti ebedî yurduna... Başımız sağolsun. -Yakınlarına sabır dilemek isterdim ama.... yakını yok ki .((( -Allah rahmet eylesin..”Arkadaşımdan gelen böyle bir maille öğrendim o kıymetli insanın aramızdan ayrılmış olduğunu. Evet kendisinden sadece bir dönem ders alabilmiştik, daha fazlası nasip olmamıştı bizlere.Yaş 17,fakültede ilk günlerimizdi o bizi Edebiyat dersinde kürsüsünde karşıladığında,kıymet bilememiştik yazıkki…
“Öldük ölümden bir şeyler umarak
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü
Nasıl hatırlamazsın o türküyü
Gök parçası,dal demeti,kuş tüyü
Alıştığımız bir şeydi yaşamak…”
Sadece hüzün var elde…




Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
SELANİK
İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...
-
Canım anneciğimin nereden aklına geldiyse kalkmış bize poşetlik örmüş.Çokta güzel yapmış,mutfağım daha bir renklendi sayesinde.Benim mutfağı...
-
Bu gün İzmir’e doyum olmaz,dışarıda yumuşacık bir kış havası var.Tam “çık-gez-dolaş hatta git cici dükkanlardan minik bir şeyler al” havas...
-
İzmir’e ilk geldiğimde bir çok yabancı gibi,bende kalabalık caddelerin bir köşesinde,cami önlerinde,ara sokakların birinde yada bir parkta b...