5 Haziran 2012 Salı

EVİMİZİN NEŞESİ

Hamilelik dönemim boyunca kendimi ne kadar hazırladım desem de,her gün karnımdaki bebekle uzuun konuşmalar yapmış olsam da bebik doğduktan sonra yakın zamana kadar bir türlü “ben anneyim” diyememiştim tam manasıyla.Kimi zaman o uyurken başına geçip Ali ile bebeğimiz sanki bize bir görev olarak verilmiş,yakında bu görev tamamlanacak yeniden herşey eski haline dönüverecek gibi diye konuşuyorduk :) Aç mı,gazı var mı,kaka yaptı mı yapacak mı,uyuyacak mı,uyanacak mı…dertlerimiz bunlardı.ama zaman ilerledikçe Ahmet Tuğra evdeki varlığının emme,gaz çıkarma,kaka yapma vs den öte bişey olduğunu hissettirmeye başladı bize.Evet bizim evde Ali ve benden başka bir “birey” daha vardı artık ve ben ciddi ciddi anneydim :)
Doğduğu ilk gün o güzel gözlerini bana dikip uzun uzun bakmıştı :) Babası “oğluuumm” dediğinde sanki anlıyormuşçasına ona bakar,ağlıyorsa susar,dinlerdi.Zamanla annesinin dışındakileri de ayırt etmeye başladı,bakışları anlam kazandı,isteklerine göre ağlama şekilleri belirginleşti,kaka olayı düzene girdi,gazını daha rahat çıkarmaya başladı,gülmesi ağlaması çok çok daha anlamlı hale geldi :) Evimizin neşe kaynağı artık öyle bir “ben buradayım” diyor ki onu anlamamak,ona duyarsız kalmak mümkün değil.Neredeyse her cümlemiz “bizim oğlumuz…,Ahmet tuğra mız,minik mührümüz”diye başlıyor ve dolu dolu anlatıyoruz onu :)

Tam dört aylık olduk.Her yeni günde bambaşka sürprizleri var bize.Uzun zaman önce başlayan “agııı,aguu”lar şimdilerde “ooovvv,uuuvv,heeyaa” gibi değişik hecelerle zenginleşti,utanıp yüzünü saklamayı,parmaklarını yalamayı kendi parmakları yetmeyince bizim ellerimizi alıp ağzına sokmayı,her uzattığımızı yakalayıp ağzına götürmeyi,göbeğinden öpüldükçe gıdıklanıp kıkır kıkır gülmeyi ve daha aklıma gelmeyen bi çok şeyi öğrendi.Dudaklarını büzerek ağlamaya hazırlanması,gözlerini kısarak gülmesi…Ahh aahh …son üç-dört gündür yeni eğlencesi yattığı yerde deli gibi ellerini ayaklarını çırparken dudaklarını öne uzatıp dilini de ittirerek bile isteye tükürük çıkarıp,gülmek.Hatta şimdi bile yanımda aynı hareketi tekrarlıyor,tükürüğünden baloncuklar oluşturuyor ve arada sevinç çığlıkları atıyor :) Babası sayesinde tam bir müziksever oldu.Babasının kucağında son ses müzik eşliğinde odadan odaya gezerken uyumaya bayılıyor.Babasının anlattığı uyduruk masalları dikkatle dinliyor,onu dinlerken sakinleşiyor.Babasının onu atıp tutmasına,yine müzik eşliğinde yaptırdığı egzersizlere doyamıyor.”Babası bunca şeyi yaparken annesi sen napıyosun?” demeyin ben onlar eğlenirken onların kahkahaları eşliğinde koştura koştura ev işlerini hallediyorum,kendime vakit ayırıyorum.Baba kadar güçlü olmadığım için Ahmet Tuğra ile oynadığım oyunlarda,onu kucağımda gezdirirken yorgun düşüyorum.En iyi yaptığım şey Ahmet tuğra nın karşısına geçip şebeklik yapmak.Onun güldüğünü,eğlendiğini gördükçe iyice çocuklaşıyorum,harika performans gösteriyorum :)
Evet benim sevgili bebikim "pc başında süren doldu anne" diyor.İki gün üstüste yazı yazmama müsade ediyor ya buna da şükür...ama şimdilik bana müsaade…

Neşeniz bol olsun…

4 Haziran 2012 Pazartesi

ŞANSLI TORUN :)

Bebikle ilk uzun tatilimizi bir önceki hafta Çandarlı da yaptık.Bebikle tatile çıkılınca bir haftalığına gittiğin yere sanki 1 aylığına gidiyormuşçasına hazırlanıyorsun.Gidilen yer kendi evimiz değil de bir otel falan olsaydı nasıl hazırlanırdık düşünemiyorum bile :) Öyle çok eşyası var ki minik adamın “aman şu da lazım olur,bu da lazım olur”lar hiiiç bitmiyor :)
Yazlıkta kullanmak için aldığımız ikea bebek karyolasından şurada bahsetmiştim.İşte o sallanmayan karyolayı Ahmet Tuğra daha kolay uykuya geçebilsin diye dedesi sallanabilir hale getirdi.Böylece tatil boyunca çok rahat ettik :) Bizim minik bey uykuya dalmak için hafif bi sallantıya ihtiyaç duyuyor çoğu zaman.Oradaki karyolası sallanmayan cinsten olunca çok zor uykuya dalıyordu.Dedesi düşündü düşündü çaresini buldu,işe koyuldu.Açık söyleyeyim kayınpederimin becerisine,pratik zekasına çok güvenirim ama Ali ve babam ne yapsak diye düşünürken ben“beşik konusunda yapacak bişey yok böyle idare ederiz boş verin yaa” demiştim.Ama sonuç fotoğrafta görüldüğü üzere hem çok şık hem de çok kullanışlı oldu :) Belki bizim durumumuzda olanlara bi fikir olur diye yazıyorum;Kayınpederim ve Ali bi gün boyunca düşünüp beşiğe böyle bi ayak yapılabileceğine karar verdiler.Önce marangoza gidip elindeki ahşabı istediği şekli tarif ederek kestirmiş kayınpederim.Sonra evde bu ayakları zımparaladılar,beşikle aynı renk olsun ve şık dursun diye sprey boyayla beyaza boyadılar.Son olarakta ileride çıkarılabilecek biçimde beşiğe monte ettiler.Ayakların eğimini öyle güzel ayarlamış ki dedesi beşik ne fazla sallanıyor ne de az,tam kararında…
Ahmet Tuğra ilk torun,çok çok şanslı bi torun :)Fotoğrafta görüldüğü üzere babannesi gündüz onu balkondaki salıncakta sallayıp eğlendirirken dedesi yeni planlar yapıyor torunu için.İlk işi arka bahçedeki büyük zeytin ağacına bir salıncak kurmak olacakmış,ardından da ön bahçeye torunu için bir havuz yapacak…Aynı şekilde annane ve dedesinin de planları çok.Ne zaman telefonda konuşsak bi annem bi babam planlarını anlatıp duruyorlar.Bizim minik onca güzellikten sonra İzmir e, evimize gelmek ister mi bilemiyorum artık :)

Neşeniz bol olsun...

14 Mayıs 2012 Pazartesi

ÖĞRENDİM


Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.” İsra suresi-23

Hiçbir zaman o “rahat anne” lerden olamayacağım sanırım :) Bebikle ilgili her konuda fazlasıyla titizim.Mümkünse herşey kontrolüm altında olsun istiyorum.E tabi her zaman herşey benim istediğim gibi olmuyor ve bu kadar vesveseli olmak yoruyor beni.Daha önce de demiştim ya Ahmet Tuğra hayatımıza girdi gireli hiç tanımadığım duygular sardı beni,hiç bilmediğim korkuların sahibi oldum. “Önce bebeğim” diyorum her anne gibi ben de ve işte bu yüzden onunla ilgili her konuda kılı kırk yarıyorum.


Bebek sahibi olmadan önce bebekli hatunlarda yadırgadığım,burun büktüğüm şeylere şimdilerde daha bi anlayışla bakıyor,bir çok şeyin sebebini anlıyorum :)Eskiden çarşıda,pazarda,alış veriş merkezlerinde küçücük bebekleriyle gezen anne-babalara hayret ederdim.Hatta itiraf edeyim minicik bebekleri o gürültüde,kalabalıkta pusetlerinde uyurken gördükçe içten içe bebeklere acır,annelerini acımasızlıkla suçlardım.Şimdi öğrendim ki o annelerin çarşı-pazar gezip kafa dağıtmaya,o bebeklerin de dış dünyayı tanımaya ihtiyaçları var.Ve dışarıda,gürültüde uyuyabilen bir bebeğin anne için ne büyük bir nimet olduğunu öğrendim :)

Benim gibi pinpirikli bir anneye rahat bir doktor lazım değil mi?Ahmet Tuğra nın doktoru öyle işte.Acayip tatlı,insanın içini rahatlatan hatta her kontrolde beni güldürmeyi başaran bir doktor.İşte o doktorumuzun tavsiyeleri sayesinde bebeğimizin 40 ını filan beklemeden ufak gezilere çıkmaya başlamıştık.İyiki de öyle yapmışız,aksi takdirde evde oturup kalmak delirtirdi beni.İlk zamanlar havanın nisbeten daha ılık olduğu günlerde minik yürüyüşlere çıkıyorduk.Daha sonra alış veriş merkezlerine gitmeye başladık.Tabi hafta içi ve oraların daha sakin olduğu saatleri seçerek.Zamanla sürekli gittiğimiz cafeler,restaurantlar derken bizim bebikte alıştı tempomuza :)

Öğrendim ahhh ne güzel şeyler öğrendim.Buraya yazmakta aciz kaldığım ne çok şey öğrendim,öğreniyorum da…

Neşeniz bol olsun...

9 Mayıs 2012 Çarşamba

bizim hayatımız “o” artık

Annelik iç güdüseldir kabul ama şu üç ayda yaşadıklarım anneliğin çoğunun tecrübe olduğunu öğretti bana.Ve Allah ömür verdiği sürece öğreneceğim,yaşayacağım daha çok şey,uzun bir yol var önümde.Üç ayı geride bıraktık.İlk günden beri nerdeyse bebeğimle yapışık yaşadım diyebilirim.Her fırsatta kucakladım,emzirdim,konuştum,şarkılar söyledim,hiç ayırmadım yanımdan.Hatta yeri geldi kıskandım,onu babası hariç herkesten kıskandım.Bi başkası kucağına aldığında bile yüreğim hop etti bir yeri acıyacak,düşecek diye.Bu duyguyu yaşamayan birine belki çok “tuhaf”  gelecek bu cümlelerim ama eminim yaşayan anlayacaktır :)

Şimdiye kadar “bebik ne isterse,nasıl isterse” öyle oldu herşey.Minicik bişey olmasına bakmayın onun da istekleri var :) Ama artık üç ayı geride bıraktı,şimdi bişeyler öğrenme-öğretme vakti :)Daha önce farkında olmadığı bir çok şeyi keşfetmeye başladı.Daha minicikken başlayan gülümsemeler zamanla gülücüğe dönüştü.Ağlamaların yanına önce “agıııı”lar eklendi ardından “aguu,aaa” sesleri ve tuhaf çığlıklar geldi.Şimdilerde öyle tatlı sesler çıkarıyor ki biz ona “şarkı söylemek” diyoruz :)Başkasını bilemem ama babası ve ben oğlumuzun yaptığı herşeye hayranız.Onu uyurken izlemek hatta özlemek,çektiğimiz fotoğraflardaki artistliğine hayran kalmak,gittiğimiz her yerde bi anda çevresini sarıp onu seven,adını,yaşını soran insanlarla karşılaşmak,hep ondan konuşmak,onu aramıza alıp saatlerce onunla oynamak,hayallerimizi artık ona göre şekillendirmek ve daha nicesi…bizim hayatımız “o” artık :) Hatta bana bu yazıyı tetikte yazdıran,devamını yazacakken yarım bıraktıran da o :)
Neşeniz bol olsun...

2 Mayıs 2012 Çarşamba

BEBİK TATİLDE :)

Sanki uzun zamandır bloga yazı yazmayan ben değilmişim gibi yazayım bu yazıyı.Sizler de sanki blogum her daim güncelleniyormuş gibi hissedin :) Ben bugün bu yazıyı yazmayıp fotografları yayınlayamazsam bi daha hiç yazamıcam eminim.Çünkü fotoğraflar diğer binlerce fotoğrafın arasına karışıp,unutulup gidecek.Sonra ben hatırlayıp “aa şunları da bloga ekleyeyim,ilerde bebik okur,bakar” filan dediğimde binlerce fotoğrafın arasından bunları bulamayacağım.Hatta aramaya üşeneceğim.Kendimi biliyorum,bugün yazdım yazdım daha da yazamam :)

 Havalar ısındığından beri her fırsatta Çandarlı ya gidip bebikimize temiz hava aldırıp geliyoruz.Ama bu gidişlerimiz hep günü birlik oluyordu.Çok istesekte “aman bebik üşür,aman uyuyamaz oralarda,aman yatağı,aman kıyafetleri” derken kalamadık bir türlü.Bu duruma dayanamayan dede duruma el koydu. “Torunumun odası benden,gidin mobilyalarını seçin,ne gerekiyorsa alın” deyince biz dururmuyuz :) Hemen ikeaya gidip daha bebik doğmadan seçip beğendiğimiz mobilyaları aldık.Daha önce yazmıştım bizim oradaki odamızın mobilyaları da ikea.Ahmet Tuğra nın karyolasını da ordan aldık ki uyumlu olsun diye...
Acaba yerini yadırgar mı,uyur mu filan diye korkuyordum ama maşallah orada çok daha güzel uyudu bizimki.Keşke hep orda kalsaydık :)Şimdi işin yoksa haftasonunu bekle heyecanla :)
Neşeniz bol olsun…

2 Nisan 2012 Pazartesi

ANI YAŞAMAK...


Anı yaşamak…zamana yenik düşmeyen hislerle dolup taşmak.Ne geçmişe takılıp kalmak ne de geleceğe uzanmaya çalışıp anı unutmak.Yapılabiliyorsa en güzeli anı yaşamak.Her zaman şimdiyi doyasıya yaşayanlardan olamasam da geçmiş yada gelecekte de çakılı kalmadım hiçbir zaman.Rahmetli annannemin “Allah bugünlerimizi aratmasın…” duası benim de dilimdedir her zaman.Çok şükür duam karşılık buldu şimdiye dek.Takılıp kalmadım geçmişe ama özledim geçmişten bazı minik anları,herkes kadar özledim, en çokta çocukluğumu :)

Zamanında sevdicekle evlilik yoluna çıktığımızda o zamanki çevremin “bak bugünlerinin kıymetini bil,evlenince öyle olmayacak,böyle olmayacak” tarzı söylemleri yüzünden çok bunaltmışımdır Ali yi.Öyle korkulara ittiler ki beni sandım ki her evlilik aynı,evlilik varsa aşk yok.Hatta şurada bazı cümlelerimden sızıyor kaygılarım :) Oysa ki yaşadıkça öğrendim ne kadar yersizmiş kaygılarım…

Evliliğimin ilk yılında yine karşıma çıktı felaket tellalları. “aa bugünlerinizin kıymetini bilin,siz şimdi cicim aylarınızdasınız çok ararsınız bugünlerinizi”.Ben yine sandım ki zaman geçtikçe bu rüya misali günler bitecek,her şey,tüm güzellikler tavsayacak,biz  sıradanlaşıp tükeneceğiz.Oysa ki ilk günlerimizi gülümseyerek,mutlulukla anımsarken bugünün keyfini hiçbir şeye değişmeyeceğimi yaşarken öğrendim…

Hamileliğim süresince de yine farklı kişilerden aynı cümleleri duydum :) “hamileliğinin tadını çıkar,bak çocuk doğsun çook ararsın bugünlerini” evet çok güzel bir hamilelik yaşadım çok şükür,çoğu duygumu da buradan yazdıklarımdan az da olsa hissetiniz sanırım.Hatta şuradan küçük kaygılarımı da hissettirdim sizlere.Doya doya yaşadım miniğimin içimde büyüdüğü o güzel anları.Ve minik mührümüzün doğumuyla birlikte anı yaşamaya başladım doyasıya.Onsuz hiçbir günümü aramıyorum,aramam da :)

Şimdi miniğimi büyütürken yine susmuyor o sesler “sen dur daha bunlar iyi günlerin,asıl iş çocuk büyüyünce…çok ararsın bu bebek hallerini,keşke hiç büyümeseydi dersin” diye bilmeden de olsa çalmaya çalışıyorlar benden bu güzel anlarımı.Ama yok artık yemiyorum ben bunları :) Artık duydukça bu sözleri gülümsüyorum ve içimden her zaman ki duam yükseliyor “Allah bugünlerimizi aratmasın…”(AMİN)

Neşeniz bol olsun…

26 Mart 2012 Pazartesi

UYKU ARKADAŞI


Uzun zamandır ne yazı yazabildim ne de sevdiğim blogları okuyabildim.Ama bu seferki vakitsizlikten değil bilgisayarımın arızası yüzünden oldu :( Eski bilgisayarım Dell beni 5 yıl idare etti ama daha 2 ay önce aldığım Asus 2.ayda servise gidip geldi.Bendeki de şans işte.Bilgisayarın yokluğundan telefondan hallettim internet işini ama kocaman ekrana alışmışken telefon ekranından blogları izlemenin hiç bi keyfi yok.O yüzden sadece twitter da takılabildim bunca zaman...

Neyse durumumu arzettiğime göre sayfama ve özlediğim bir çok bloga kavuşmanın keyfini çıkarabilirim.Bu arada son bir haftadır ailecek hastayız.Çok şükür önemli bir şeyimiz yok gribiz :(  Geçen hafta boyunca Ali evdeydi,o evde iken miniğimizle bol bol vakit geçirdik,gezmelere gittik.Benim için herşey çok daha kolay oldu.Hasta olmamıza rağmen Ali nin tüm gün bizimle olması bize çok iyi geldi.Bizim minik adamın aksırsa da tıksırsa da etrafa gülücükler saçması,babasının anlattığı şeyleri anlıyormuşçasına gözlerini kocaman açarak dinlemesi hastalığı filan unutturdu bize.Ama bu gün Ali işe gidince yine elim ayağıma dolaştı.
                                        *        *       *
Hayatınıza bir bebeğin dahil olması demek önce tüm sistemin altüst olması sonrasında da herşeyi yeniden bir sisteme oturtmak için uğraşmak demek.Biz de neredeyse iki aylık olduk ve yavaş yavaş bebeğimize bir düzen kurmaya çalışıyoruz.Ama bir seyehat,bir hastalık vs. durumlarında herşeyi baştan almak zorunda kalınabiliyor.Evet bizim için daha çok erken,henüz tam anlamıyla bir düzenimiz bile yok.Nasipse 3.ayın sonundan itibaren çok daha hummalı bir çalışma bizi bekliyor.Şu an sadece bebekle ilgili konularda minik adımlar atıyor,minik alıştırmalar yapıyoruz.İlk adımlarımızdan biri de Ahmet Tuğra ya bir uyku arkadaşı seçmek oldu.Aman ne zormuş uyku arkadaşı seçmek :) Özel bir uyku arkadaşı almadık.Zaten evde uyku arkadaşı olmaya müsait bir sürü yumuşacık oyuncağımız vardı.Onlar üzerinde tek tek düşünüp birini oğlumuzun yanına yatırıverdik.Uyku eğitimine başlamadan oğlumuz arkadaşına alışsın şimdiden dedik.Bir çok uzman bebeğin bir battaniye bir tülbent veya böyle bir oyuncakla uyumaya alışmasının faydasından bahsediyor.Farklı bir yere gidildiğinde falan uyku arkadaşını yanında gören bebek daha kolay uykuya dalabiliyormuş.Yalnız ben bebeğimin uyku arkadaşına aşırı bağlanmasını,zamanla onu yalayarak,ısırarak filan uykuya dalmasını istemiyorum.Onu yanında görmesi yeterli benim çin :)Çünkü öyle bebekler var ki bir battaniyeye filan aşırı derecede bağlanıp onu koklayarak ona sarılarak uyuyor,onlar es kaza bir yerlerde unutulduğunda yada yıkandığında filan kıyametleri koparıyor bir türlü uyuyamıyorlar.Hatta alıştıkları o battaniye zamanla kirleniyor,onlar büyüdükçe yıpranıyor ama çocuklar vazgeçemiyor ondan.Bu da hoş bir durum değil.Çocuğumuzun uyku arkadaşı olsun derken arkadaşına öyle aşırı derecede bağlanmasını istemem.

Uzun zamandır uyku arkadaşı bizim miniğimizin yanında yatıyor ama bizimkinin umrunda bile değil.Hele biraz daha büyüsün,nesneleri ayırtetmeye başlasın o zaman göreceğiz neler olacağını :) Uyku arkadaşı konusunda seçeneğimiz çoktu,bazılarını fotoğrafladım sizin için :)

Bu bizim Kurbik,bir süre ilk arabamızın arka camında bizimle birlikte Türkiye yi gezdi kendileri :) bu sevimli şeyi düşünmüştük uyku arkadaşı olarak ama gözleri,kolları,bacakları derken bizim minik adam büyüdükçe Kurbik efendiye rahat vermez gibi geldi bize :)
Bu da Fanki :) Bu arkadaş Ali nin çok güzel bir sürprizi sonucu gelmişti bana.Onu ilk gördüğümde kocaman ellerinde dünyanın en güzel hediyesiyle arabanın arka koltuğunda oturmuş bana bakıyordu :)Bu kadar kocaman olmasaydı uyurken oğluma arkadaşlık edebilirdi.

İşte cimbom.Tam uyku arkadaşı olabilecek kıvamda.Küçük,sevimli,yumuşacık bir küçük aslan :)At çantaya minik adamla gidilen her yere götür :)

Neşeniz bol olsun...

SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...