5 Ocak 2011 Çarşamba

MUTFAĞIMIZA KÜÇÜK DOKUNUŞLAR

Oldum olası küçük mantar panolarla aram çok iyi olmuştur.Lisedeyken odamda,sonraları öğrenci evimizde,daha sonraları ise Trabzon’daki bekar evimde çok kullanmışımdır çeşitli mantar panoları.Şimdiler de de mutfağımda… :) Cidden seviyorum bu mantar pano olayını :)Seviyorum ama uzun zamandır unutmuştum ben o panoların varlığını.Ta ki geçen akşama kadar.O akşam Koçtaş’ın internet sitesinde dolaşırken minik kedicikli bir mantar panoya rastlayınca yeniden debreşti mantar pano aşkım.

Hiç üşenmedim kalktım giyindim, gittik Koçtaş’a…Koçtaş benim öyle çok uğrak yerlerimden olmasa da girince köşe bucak gezmeyi seviyorum.Bu seferde öyle oldu,iyice yorulana kadar gezdik ve kendimizi masrafa soktum :) evet ben yaptım :) Birbirinden güzel rengarenk minik kilimleri görünce dayanamadım aldım,işlemeli çerçevelerin fiyatına bakıp "ne kadar ucuzmuş" dedim onlara da dayanamadım,minik bir tablo vardı -yalnız bir başına- orda öylece yalnız kalmasın dedim…dedim de dedim işte…kedicikli mantar pano dedim tuttum konuşma bulutu şeklindeki mantar panoyu sevdim aldım :)

Eve gelince neyi nereye koyalım derdine düştük.Mantar panonun yeri mutfak oldu.Hemen okuldaki panolarımızda kullandığım renkli raptiyelerimi buldum.Birkaç fotoğraf,birkaç cümle astık panomuza.Ve ben o panoya raptiyeleri batırırken çıkan sesi yine çok sevdim :) Fotoğraflarken panomuz çok sade idi ama şimdi çok daha güzel ve dolu…
PS;Pano üzerindeki fotoğraflar da neymiş diye hiç anlamaya çalışılmamalı bence :) çünkü fotoğraflarda biz ve dostlar var diye ben üzerlerinde oynayıp anlamsız bir hale soktum onları :)
PS II;Ben gibi meraklısı için işte koçtaştaki bazı tatlı panolar.
Neşeniz bol olsun...

4 Ocak 2011 Salı

GÜNÜ KURTARAN HEDİYE :)

Öğretmenler odasının kapısı önünde gülen gözlerle biraz da heyecanla beni bekliyordu Bengisu.Yanına yaklaştığımda ışıl ışıl minik bir paket uzattı bana.Önce anlayamadım ne olduğunu,daha benim doğum günüme çok var diye geçirerek içimden “bu ne için?” dedim. “hediyeleşmek için sebebe gerek yok ki öğretmenim,ama biz çekiliş yapmıştık bana siz çıktınız.Bu sizin ve eşiniz için…” deyince “vay benim akıllı cimcimem,sevdiklerini mutlu etmek için elbet bir sebebe ihtiyaç yok… “ :) dedim,başladılar yanındaki arkadaşıyla kıkırdamaya :) Paketi açtım özenle,içinden bu şirin fincanlar çıktı,öptüm öğrencilerimin yanaklarından,hemen fincanımdan sıcacık bir şeyler içme derdine düştüm :) Bu soğuk,karanlık havada iyi geldi bana bu güzellikler…Havanın kasvetine kaptırmışken kelimelerimi,içimden sadece bakmak -ne konuşmak ne yazmak- sadece bakmak gelirken bir iki kelam da olsa ettirdi Bengisu’nun hediyesi…
beni hatırladıkça,
ara sıra gönlümü al.
sokakta görünce, gülümse,
yanıma yaklas,
az elin elimde kal.


evine misafir geleyim,
kahvemi sen pişir.
taze doldurulmus sürahiden
bir bardak su ver
yetişir.


(ziya osman saba)


Şiir mi? Hiiiçç içimden geldi :)


Neşeniz bol olsun…


30 Aralık 2010 Perşembe

PEMBELİ CİCİ KOLYE

Bu gün dersim biraz geç başlıyordu buna rağmen zor uyandım yine.Uykuya doyamadım yine diye düşünürken kendimi hiçte iyi hissetmediğimi fark ettim.Başağrısı,halsizlik…Olsun,kalkınca düzelirim dedim.Giyindim,süslendim çıktım.Ama yolda dayanamayacağımı fark edince hemen yolumun üzerindeki aile hekimimize uğradım.Dönüşte de ilaçlarımı aldım geldim eve yattım.Sevdiceği telaşlandırmayayım diye “iyiyim” dedim ama o zaten sesimden anlamış durumu aramış doktorumu rapor istemiş.Çok şükür şuan kendimi çok daha iyi hissediyorum.Yatmaktan sıkıldım,kalktım biraz yazayım kafam dağılsın dedim :)

Pembeli cici kolyemden bahsedeyim sizlere.Öğrencilerim bayılıyor bu kolyeme.Öğrenci milletinin gözünden hiçbir şey kaçmaz ne giyseniz ne taksanız en ince ayrıntısına kadar inceler,unutmazlar.Bir ara benim pick me kolyeme takmışlardı kafayı şimdilerde de gözleri bu kolyemde :) Kolyem sevgiliden hediye,pembe tişörtünü giyince Ayşenur,çıkarınca Ali oluyor :)))
Neşeniz bol olsun…

29 Aralık 2010 Çarşamba

IŞIL IŞIL BİR KULE

Işıl ışıl olan sadece kule değil,neredeyse tüm İzmir daha bir ışıldıyor son günlerde.Ağaçlar,elektrik direkleri,meydanları süsleyen anıtlar ve daha nicesi pek bir parlaklar bu aralar.Büyük şehir belediyesi tarafından yeni yıl öncesi yapılan aydınlatma çalışmalarıyla iyice güzelleşti zaten güzel olan şehir :) Basmane Meydanı, 1. Kordon, Turgut Özal Rekreasyon Alanı, Bornova Meydan, Bostanlı Sahili, İnciraltı Rekreasyon Alanı, Susuz Dede Parkı, Mustafa Kemal Sahil Bulvarı, Cumhuriyet Meydanı ve Konak Meydanı'nı ışıklarla süsleyen Büyükşehir Belediyesi ekipleri, kentte farklı bir hava oluşturmuş.


Tabi İzmir’in simgesi saat kulesi unutulmamış,kulede yapılan düzenlemeyle bir ışık yağmuru oluşturulmuş ki seyrine doyum olmuyor. Konak Meydanı'ndaki gölgelikler, yelken direkleri, meydandaki ağaçlar ve vapur iskelesi de göz kamaştırıyor…

Bu ay şurada bahsettiğim proje kapsamında saat kulesinde çekim yapmak için geçen akşam Konak’ta idik.Saat kulesini ışıl ışıl görünce “şansa bak” dedim,bir taşla iki kuş olayı bu olsa gerek :) Saat kulesinde ve çevrede bol bol fotoğraf çektik,gönlümüzce…
PS: İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri, ışıklandırma çalışmaları kapsamında 31 km. uzunluğunda led hortum, 1 milyondan fazla ledli ampul ile bin adet projektör kullanmış…

Neşeniz bol olsun…

28 Aralık 2010 Salı

GEZELİM,GÖRELİM

Kemalpaşa,Bozdağ,Gölcük,Ödemiş,Birgi derken yine haftasonumuzu geze geze geçirdik.Neredeyse bizde gelenek halini aldı;arabasının modelini yenileyen,aile üyelerini istedikleri yere gezmeye götürüyor :) Sevgili kayınpederim iki hafta kadar önce yeni arabasını alınca galeride bana nereyi gezmek istediğimi sormuş ve eklemişti “İstersen Bozdağ’a götüreyim sizi,sana fotoğraf için bol bol malzeme çıkar.” O yüzden gezi planımız iki hafta öncesinden belliydi.Sağolsun ikinci babam dediğim sevdiceğimin babası oğullarından çok benim ne istediğimi sorar,ben söz konusu olduğumda akan suların durduğunu söyler,ne zaman uzun zaman görüşemesek beni gördüğünde gözleri dolu dolu olur.Hepsi karşılıklı tabiki ama çok şanslı bi gelinim vesselam,aman maşallah diyelim :)

Benim fotoğraf çekmeye olan merakım yüzünden özellikle Bozdağ seçildi ama şansımıza hava oldukça karanlık ve soğuktu.Işık az olunca fotoğraflarımız istediğimiz gibi olmadı ama bol temiz hava,ödemiş köftesinin tadı,karlı dağların görüntüsü iyi geldi hepimize.İşte bir kaç minik fotoğraf;





PS;Fotoğrafların orjinal boyutlatına yer veremedim yine fazla foto var diye.Eğer yolunuz Bozdağ'a düşerse yol üzerindeki satıcılara mutlaka rastlarsınız (bknz son fotoğraf).Eğer buralardan köy peyniri,tereyağ,kuru fasulye almak isterseniz şiddetle tavsiye ederim.Ha bir de fotoğraftaki bayan gibi sizde oradaki teyzelerin yaptığı sıcacık gözlemelerden yemek isterim derseniz patatesli gözlemeleri çok lezzetli,yedim biliyorum :))
Neşeniz bol olsun…

24 Aralık 2010 Cuma

KİTAP KOKUSU,BİLİŞİM KORKUSU

Geçen gün okuduğumuz bir paragrafın ardından bir taraftan sevdicekle konuşuyoruz “teknoloji sayesinde neredeyse her işimizi oturduğumuz yerden bilgisayar ile halleder hale geldik.Alışverişler bile online mağazalardan yapılır,kitaplar bir tıkla internetten seçilir oldu.Neredeyse kitap almak için kitapçıya gitmeye gerek kalmadı,sanal sahaflara rağbet eder oldu okuyucular.Sayfa çevirmenin keyfi,kağıt kokusu,yeni kitabın mürekkebinin hoş kokusunu duymak isteyen yok…” mealinde bir şeyler söylüyoruz bir taraftan da kitapyurdu.com dan alacağımız kitapları seçiyoruz :) Yaptığımızla konuştuklarımızın çelişkisini fark edince başladık gülmeye.Ama hemen avuttum kendimi;ben hala her girdiğim kitapçıda kendimi kaybedip hülyalara dalabiliyorum,hala kitapları raflarından alıp uzun uzun kokluyorum :) Ve hala kitapçıları,kütüphaneleri çok seviyorum.Hala tanımadığım sokaklarda gezerken evlerin açık pencerelerinden baktığımda duvarlarında bol kitap görüyorsam kendimi o evdekilere acayip yakın hissediyorum.Hala birbirinden güzel kitaplar hakkında harika yorumlar yazan onlarca blog okuyorum,o blogların sahiplerini hiç tanımasam bile yazılarını okuyunca “işte bu bizden biri” diyorum.Sanki aynı kabileden gibi bi şeyiz onlarla :) onlardan biriyle bir gün bir yerde karşılaşsam kitaplar sayesinde kolaylıkla diyalog kurabilirim.Hasılı kitaplarla olan bağım hala çok kuvvetli,aramızdaki ilişki sadece okumakla sınırlı değil ;)


Bunca lafın ardından bu kitaplarımı neden internetten tıklayarak aldığıma gelelim.Okumak istediğim kitaplardan birini gittiğim kitapçılarda bulamadım,bir an önce almak için acele edince hemen netten siparişimizi verdik.İki gün sonra yani bugün kargocu amca çaldı kapımızı :) Kargocu amcanın yolunu heyecanla beklemenin hazzı da bir başka konu :)) İnternet falan ama kitapyurdu.com un kitap severlere yaptığı incelikleri seviyorum ben.Evlenmeden önce sevdicek bana hep kitapyurdundan kitap yollardı ve her seferinde kitapla birlikte başka bir sürpriz çıkardı içinden.Bir kere kitapları çok korunaklı bir şekilde paketliyorlar ki bu önemli bir şey.Bir de kampanya filan yapıyorlar ya tadına doyulmuyor o zaman :) Ve bir sürü kitap ayracı yolluyorlar, seviyorum o ayraçları.Bu sefer bir de “cafe crown action” yollamışlar.

Bu yıl okuma açısından kişisel tarihimin en sönük yılını yaşamış olduğum için kendime kızsam da bu haftasonum bol okumalı geçecek.Son kitaplarımın isimlerine gelince;


İstanbul Hatırası - Ahmet Ümit

Bir Bahçe Düşü - Ali Çolak

Ejderha ve Kelebek - A.Ali Ural

Dicle’den Yükselen Feryat Hallac-ı Mansur - Ahmet Çelik

En son kitap en çok merak ettiğimdi.Kitaplarım elime geçer geçmez onları sevdim,kokladım,inceledim ve başladım Hallac’ı anlatanını okumaya :) Bu arada çocukluğum çok kitap -öyle böyle değil ciddi anlamda çok kitap- içinde geçti diye anlatmıştım zamanında.Kitaplar konusunda babamın yolunda emin adımlarla ilerliyorum.Ama babamın eşe dosta veya okuma alışkanlığı kazansınlar diye uğraşıtığı öğrencilerine verdiği fakat bir türlü geri gelmeyen kitapları hiç aklımdan çıkmıyor.İşte bu yüzden sanırım, kitaplarımı paylaşmak konusunda biraz cimriyim :( Ama okumak için isteyene de “hayır” diyemiyorum ki…Yaklaşık iki haftadan fazla bir süredir üç ayrı kitabım üç ayrı arkadaşımda.Biliyorum, gelecek kitaplarım bana geri...yine de korkuyorum işte :(

Selam,çiçek ve kitap ile... :)

Neşeniz bol olsun...

23 Aralık 2010 Perşembe

İKEA DAVE DİZÜSTÜ BİLGİSAYAR SEHPASI

Dizüstü bilgisayarların hayatımıza girmesi ve hayatımızda büyük yer kaplaması yakın bir tarihtedir.Bu bilgisayarların yaygınlaşması ile dizüstüler artık kullanıcılarının dizlerini yakmasın,ağrıtmasın diye kullanışlı,bizi rahatlatan pek çok alternatif eşya çıktı piyasaya.İsmi dizüstü olmasına rağmen bilgisayarı uzun süre dizlerin üstüne koymak pek mümkün değil çünkü :) İlk zamanlar bilgisayarları ısındıkça dizlerini yakmasın diye yastık,yorgan :) vs gibi eşyaları kullanandı Türk halkı.Sonraları ise çok ısınan bu bilgisayarlarını rahatça kucaklarına almak için üst yüzeyi sert ve düz,altı ise boncuk köpük yada boncuk silikon sayesinde yumuşacık olan kahvaltı tepsilerinin üzerine laptoplarımızı (dizüstü bilgisayar demekte ısrarcıydım halbuki) koymaya başladık.Tabi böylelikle bu güzelim yatak tepsilerinin tüm romantizmi uçup gitti :) Aynen bizde uzunca bir süre dizüstü bilgisayarımızı sevdiceğin kuzeninin hediye ettiği tepsi üzerinde kullandık.Ee napalım üzerinde bilgisayar kullanmaya en elverişli edavat o idi :) Zamanla bilgisayar tepsimizin alt yüzeyini kaplayan kumaştan kaçmayı başaran köpükler yavaş yavaş etrafa dağılmaya başlayınca benim de sinirlerim bozulmaya başladı tepsiye.Bu tepsiden daha kullanışlı bir şeyler aramaya giriştim.Bir takım mağazalarda soğutuculu olanlara filan rastladımsa da pek beğenmedim.En son uzun bir zaman önce ikea da bu sehpaya rastladım.Oturdum inceledim,beğendim,aldım.
Kırmızı,beyaz ve siyah olmak üzere üç rengi mevcut.Yükseklik ve eğiminin ayarlanabilmesi (2 kademeli) ve kaydırmaz yüzeyi ile kullanışlı bir ürün.İkeanın öyle her ürününden memnun olamayan ben bu sehpayı sevdim :)
PS;Geçen gün ikeada bu sehpalar indirimdeydi.İndirimli fiyatı sanırım 38 gibi bişey.İlgilenenlere duyrulur :)

Neşeniz bol olsun…

SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...