7 Haziran 2010 Pazartesi

POŞETLİK

Canım anneciğimin nereden aklına geldiyse kalkmış bize poşetlik örmüş.Çokta güzel yapmış,mutfağım daha bir renklendi sayesinde.Benim mutfağıma uygun diye bana turuncu ablamlara ise birine kırmızı,diğerine pembe örmüş.Aslında annem böyle örgü işi ile çok fazla uğraşan bir hatun değildir,gelemez öyle sıkıntılı işlere ama çok sevimli bulmuş bu poşetlikleri ve nasıl olduysa “öreyim” demiş.Ben poşetliğimizi görünce önce “bu da kim?” dedim :) sonra tanıştık poşetlikmiş kendileri,hem de gözleri bile var ve göz bebekleri oynayıp duruyor,çok tatlı :)İçine poşetlerimizi doldurdum şişko bir poşetlik yaptım onu :) İsmi de Ali’den “bizim yakışıklı” diyor ona :)

P.S:Ben annemi özledim :(




Neşeniz bol olsun…

6 Haziran 2010 Pazar

DAMLALAR

Bir açıp bir kapatan,isli-puslu bir İzmir günü…İki gündür ne güzel dökülüyor yağmur.Bu günlerin,bu ılık yağmuru ne de güzel…dün sınavdan sonra bütün gün gezip dolaştık yağmur altında.Bol bol yağmur damlası,yağmurla yıkanan güzel sokaklar,yağmurda sağa sola koşuşan insan fotoğrafları ekledim arşivime…Bugünse yine sınav vardı ama bu gün sınav sonrasını evde yağmuru izleyerek geçiriyoruz.

Bu arada daha geçen günlerde bahsetmiştim şurada;sevgilinin doğum gününe az kaldı(Gerçi o paragraf kendini imha etmişti).Ali için seçtiğim üç hediye Cuma günü ulaştı evimize.Ama bendeki şansa bakar mısınız,ben günlerdir uğraşıyorum sevdiceğe sürpriz yapacağım diye kargocu amca tamda ikimizin de evde olduğu saati seçiyor teslimat için.İşin garibi Ali de o gün benim hediyelerimden habersiz başka bir paket için kargocuyu bekliyordu.O yüzden beklediği paket geldi sanıp koştu kapıya bende benim siparişlerim geldi diye koştum.Neyse baktık ki benim paketler gelmiş.Tabi Ali şaşırdı bunlar ne diye.Amaç onu şaşırtmaktı doğru ama yer ve zaman çok yanlıştı :( Bendeki de şanssızlık işte!

Neyse bu hediyelerine doğum gününden erken kavuştu sevgili,benim beceriksizliğim yüzünden ama çok şükür ki hediyeler ve sürprizler bitmedi daha :) 10 Haziran günü onu şaşırtmaya kararlıyım.Hediyeler neler merak edenler için hediyelerin bir kısmından bahsedeceğim ilerde :) Şimdilik sizleri İzmir’e düşen yağmur damlalarından objektifime takılanlar ile baş başa bırakayım…


Neşeniz bol olsun…


3 Haziran 2010 Perşembe

ÖĞRETMEN HALLERİ-II

Son iki haftadır okulda öğrenci yok.Koskoca sınıflarda kimi zaman 2 kimi zaman 4 öğrenciyle muhabbet ediyoruz.Hele bugün bir çoğumuz hiç derse girmedik çünkü öğrencilerimiz SBS telaşında,okula uğrayan yok…

Ama okula gidip gelmek,e-okul işlemleri ile uğraşmak en önemlisi ve en zoruda not telaşı çok yorucu.Notlarını beğenmeyen öğrenciler,not istemek için öğretmenleri bunaltan veliler,öğrencilerin hak ettiğini vermek,adaleti sağlamak için kılı kırk yaran bizler…hasılı zor, çok zor…

Neyseki bugün 16:30 uçağı ile üç günlüğüne ablam geliyor yanıma.Ablalarımla meslektaş olduğumuz için çok iyi anlıyoruz birbirimizin halinden.O gelsin de gezelim,eğlenelim biraz.Gerçi haftasonu bir de SBS miz var ama olsun en azında akşamları kafa dağıtacağız :)

Yorucu günlerin bitmesine az kaldı.Karne telaşının ardından seminer dönemini de atlatınca ver elini tatil :) Hatta bu yazın ilk tatil kaçamağı için hazırlıklarımızı yaptık bile şimdiden.Minik bir tatil olacak çünkü seminer dönemi sürerken kaçacağız buralardan.Ama oldukça güzel bir yerde,harika bir mekanda konaklayacağız.Seminerlerimiz bitip okulun tam anlamıyla tatile girdiği günlerde ise bambaşka ve uzun bir tatil planımız var nasipse…

Bu arada hani benim bir tayin olayım vardı ya o konuyu kafamda netleştirdim.Çokca düşünüp durdum ama sanırım sonunda bir karara varabildim :) ki bu aralarda tayin yönetmeliği saat başı değişir durumda.Her an yeni bir şey çıkıyor bakalım ne olacak.Bu konuda hakkımda hayırlısını diliyor, dualarınızı bekliyorum…

Neşeniz bol olsun…


1 Haziran 2010 Salı

BİR LOKMA İZMİR :)

İzmir’e ilk geldiğimde bir çok yabancı gibi,bende kalabalık caddelerin bir köşesinde,cami önlerinde,ara sokakların birinde yada bir parkta birden bire sıra oluşturan insanları görünce hayretle bakıyordum.Önceleri aniden beliriveren bu sıralara bir anlam veremiyordum.Sonraları öğrendim ki insanlar lokma dökülen koca kazanlar önünde oluşturuveriyorlar bu sıraları.İzmir lokmasını duymuştum ama böyle sokaklarda lokma döküldüğünü ilk defa görüyordum.İlk zamanlar bana çok garip gelen bu olay buralarda çok normal ve İzmir’de yaşamın vazgeçilmez bir parçası,sokaklardaki renkliliğin,hayatın akışının en güzel göstergesi.İzmir kültürünün vazgeçilmez bir parçası…
Lokma dökmek için özel bir makine bile var.Bu makinaların başında bembeyaz önlüklerini giymiş birkaç amca ve teyze bir yandan lokma hamurunu hazırlıyor,bir yandan hamuru makinaya döküyor ve son olarakta gelen geçene ikram ediyorlar.Lokma dökülmeye başlar başlamaz mis gibi kokusu yayılıyor etrafa,bu kokuyu alan herkes yolunu değiştirip lokmacıların başına varıyor ve sıraya giriveriyorlar.O hamurun kızgın yağ kazanına atılması ve sonucunda çıtır hamur parçacıklarının şekillenişini izliyor,yemek için sabırsızlanıyorlar.Lokma için sıraya girmek oldukça sıradan bir durum :) kimse yadırgamıyor,kimse tuhaf bakmıyor bu sıraya ve sıradakilere.Bilakis oldukça sempatik oluyor lokma kuyrukları,lokma sahipleri ne kadar çok insana lokma dağıtırsa o derece mutlu oluyorlar…

Öğrendiğime göre genellikle lokma ölmüş bir kişinin ardından,ölen kişinin hayrına onun yakınları tarafından döktürülüyor ve gelene geçene ikram ediliyor.Mesela bizim okulu yaptıran ve okulumuza ismini veren hayırsever için de okulun bahçesinde lokma döktürülmüştü.Yine sokakta olduğu gibi lokmayı gören öğrenciler hemen sıraya girmiş,güle oynaya almışlardı lokmalarını.İzmir’in bir çok sokağı gibi şerbet kokmuştu okulumuzun bahçesi de…
İlk zamanlar bir türlü anlayamadığım bu lokma kuyruğuna biz de girdik bu hafta sonu :) Çandarlı sokaklarında dolaşırken lokma dökenleri görünce birkaç fotoğraf çekeyim istedim.Biz fotoğraf çekmeye çalışırken bir de baktım ki sıradayız ve sıra bize gelmiş.Aldık sıcacık,çıtır lokmalarımızı ve hayrına lokma dökülen her kim ise üç İhlas bir Fatiha’yı okuyuverdik ardından.

Böyle ballandıra ballandıra yazarak -ki lokma olayı zaten başlı başına çok ballı bir olay- ağzınızın suyunu akıttıysam,hele bir de İzmir lokmasının bir kez olsun tadını alanlar varsa çok özür diliyorum sizden :)

Neşeniz bol olsun...


28 Mayıs 2010 Cuma

TEŞEKKÜRLER AMA BİR ŞEY DAHA VAR :)

Dünden beri bir sürü güzel yorum,bir çok mail aldık. Bir önceki yazımızı okuyan,yorumlayan,bizleri merak eden,hal-hatır soran,anlamaya-anlatmaya çalışan herkese çok ama çok teşekkürler.

Karar aşamasına geldiğim konulardan biri mesleki anlamada bir karar.Meslektaşlarım bilir; İl içi ve il dışı yer değiştirme başvuruları başladı.Hiç aklımda yokken evimizin yakınlarındaki bir okulda kadro açıldığını görünce “tayin istesem mi acaba” diye düşünmeye başladım.Fazla düşünmüş olacağım ki taa buralara,bloga kadar sıçradı kararsızlığım :) Diğer konuya gelince o şeker ve samimi cümleleriyle bizi mutlu eden,gülümseten tüm dostlara kucak dolusu sevgiler.Özellikle de buradan okuyup hemen telefonlarına sarılıp beni telefonda dakikalarca güldüren sevgili arkadaşlarım sağolun varolun :)

Bir şey daha var; diye başlayan paragraf bir süre sonra kendini imha edecektir demiştim değil mi?İmha etti :)

Neşeniz bol olsun…

27 Mayıs 2010 Perşembe

E HADİ Bİ KARAR VER :)

Çekilip bir kenara,her şeyi uzaktan seyredeyim.

Karar vermek zorunda olmayayım,oluversin ne olacaksa ve hayırlısıyla.
Karar vermemek,öylece beklemek…bu da olabilir,yapılabilir.
Peki ya beklemek öylece,hiçbir taşı oynatmadan yerinden
pişmanlık olur mu sonunda?
Doğru mu,yanlış mı? soru bu değil,olmasın da.
Ama düşündürmesin beni “sonucu”
“sonuç ne olur,nasıl olur?”.
Yine takılıyor aklıma “pişmanlık olur mu sonunda?”…

Huzur dolu bir yuva,her saniyesi şükür gerektiren bir yaşam
Derken yepyeni bir şeyler girecek bu hayata,yepyeni sayfalar açılacak belki de
Hani bir “karar” dan geçebilsem oluverecek bir şeyler…

Mükemmeliyetçiyim, kabul…
Görüntü tamamen berraklaşsın istiyorum, doğru…
O yüzden düşünüyorum buralarda
O yüzden güzel bir elbise hakkında yazacakken buraya, “karar” diyor klavyem.
Şimdi durup dururken oldu bu,düşünürken yakaladım kendimi
Oysa kimse yada hiçbir şey beni bir karar vermeye zorlamıyor
Kendi kendime yapıyorum bunu ben…
Belki de sabahtan beri uzayıp duran toplantıları yüzünden sevdiceğe sorup onun fikrini alamadığım için oluyor bu.
O gelir,ellerimi alır avuçlarının içine,boncuk boncuk bakar gözlerime,gülümseyerek dinler beni
Bende başlarım anlatmaya,önce tumturaklı cümleler kurarım ne kadar ciddiyim anlasın diye,anlattıkça anlatasım gelir,heyecanlı heyecanlı konuşurken fark etmeden kocaman kocaman açarım gözlerimi yine,sonunda beklide bakarım ki o karşımdayken yine olması gereken düşüvermiş dilimden,ondan aldığım güvenle en doğrusu için atırvermişim adımımı.
 Zil çaldı…sevdiceğim geldi…elinde sıcacık ekmekler…fırıncı amca bana sıcacık,çıtır çıtır ve minicik bir ekmek göndermiş.Yüzüm güldü yine :) Her saniyesi şükür gerektiren bir yaşam bu, demiştim değil mi?

Neşeniz bol olsun...


26 Mayıs 2010 Çarşamba

UZAKLARDAN GELEN HEDİYE

Son zamanlarda hep, benim öğrencilerime aldığım hediyelerden bahsettim.Bu seferde öğrencimden daha doğrusu bir öğrencimin velisi çok tatlı bir hanımdan gelen bir hediyeyi göstereyim sizlere.Bu velimiz okula çoğu zaman elleri kolları dolu olarak gelir.Birbirinden güzel pasta-böreklerle bizi mutlu eder.Sağolsun bu seferde beni mutlu etmek için böyle bir incelik düşünmüş.Bu hediyeler kutsal topraklardan benim için özel olarak alınmış.Umre için 1 aydan beri Arabistanda idiler,taa oralardan geldi bu ciciler:) Benim göz makyajına,değişik takılara ne kadar meraklı olduğum gözünden kaçmamış belikli.O yüzden tam üç tane sürme göz kalemi almış bana.Kalemler tam sevdiğim gibi simsiyah ve uçları yumuşacık.Bir tane yine siyah orijinal sürme,güzel bir kolye ve tatlı hurmalar :) bol bol da dua…


Şanslı bir öğretmenim ben :)


Neşeniz bol olsun...

SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...