Bu hafta cumadan gittik Çandar’lıya ve cumartesi akşamı döndük.Çandarlı’nın en güzel günleri başlıyor yavaş yavaş.Her yer yeşilleniyor,bembeyaz papatyalar sarmış bahçemizi.Şimdi sıra ağaçlarda hele bir de ağaçlar çiçeklensin Çandarlı’ya doyum olmaz .Bu hafta balkona her çıktığımda bir papatyalara baktım gülümsedim bir de bulutlu gökyüzü altında iyice Karadeniz e benzeyen Ege ye bakıp sakinleştim.Ben sakinleştim ama lodos sayesinde Ege yi hırçın bırakıp döndük Ege nin başka bir kıyısına…
Pazar günümüzü evimizde geçirdik.Bu sabah bir yandan sevgilinin ta geceden aklına düşen “peynirli bişi” leri kahvaltıya hazırlarken bir yandan da hamurlarla oynayıp un savaşı yaptık:)Biz kahvaltımızı yaparken yağmur vurmaya başladı cama ve kahvaltı sonrası Pazar yürüyüşümüzde de eşlik etti bize.
Böyle yağmurlu havalarda yapılacak en güzel şeyi yaptık eve döndüğümüzde;Önce bir tavla maçı yaptık.Tabiki ben yine yenildim :) Her zaman bir hışımla bir de acayip laflar ederek oturuyorum tavlanın başına.Kendime güvenimi görseniz karşıma oturanı perişan ediyorum oyunda sanırsınız.Ama nafile,Ali’nin bilerek yenilmeleri ve “hayatım o taşı oraya değil buraya koy” şeklindeki müdahaleleri de olmasa “kazanmak” nedir bilemeyeceğim :) Bir de her seferinde içime dolan kazanma hırsıyla “kölecilik” oynamaya kalkışıyorum.Bilir misiniz bilmem, oyunda yenilen kişi yenen kişinin bir gün boyunca kölesi olur.Biz buna kölecilik diyoruz :) Mesela biz bunu çok önceleri ablamlarla yapardık,köle olana yapmadığımız eziyet kalmazdı;yok “bana su getir”,yok “bulaşıkları sen yıka”,”kolumu kaldıracak halim yok köleciğim kolumu sen kaldır” :) neyse ki Aliciğim bana kıyamıyor da sevgili kölesini azad ediyor her defasında :)
Tavla maçının ardından kocaman bir kase patlamış mısırın yanına güzel filmler seçtik yine.Filmlerden bir tanesi “Ice Castles-(2010)” IMDB puanı 4.7… Güzel bir müzik ve bembeyaz bir manzara ile başlayan klasik bir romantik film.Benim gibi buz pateni izlemeye meraklı olanların izleyebileceği bir film ama izlemezsenizde çok bir şey kaybetmezsiniz :)
Diğer film ise “The Lovely Bones- (2009)” IMDB puanı 6.7…Alice Sebold‘un 2002 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan The Lovely Bones filminin yönetmeni Peter Jackson.Filmin uyarlandığı kitabı okusam çok daha büyük keyif alırdım eminimki…Çünkü filmdeki bir çok sahnenin gereksizliği,tempoyu düşüren ayrıntılar benim de filme olan ilgimi azalttı.6.7 puan çok gibi geldi bana…yinede izlemek isteyenlere iyi seyirler…
Bir hafta sonu daha böylece bitti.Şimdiden pazartesi sendromunu yaşamaya başladım bile ben :)
Neşeniz bol olsun…
7 Mart 2010 Pazar
2 Mart 2010 Salı
AYNA
Uzunca bir zaman önce şurada yazlıktaki odamızı dekore edeceğimizden bahsetmiştim.O yazıyı yazdığımda salon takımları yeni alınmıştı.salon takımlarının ardından Halılar, perdeler, tablolar derken her şeyi daha çok annemin beğenisini göz önünde bulundurarak tamamladık ve harika bir salon çıktı ortaya.Sonunda söz verdiğim gibi onları fotoğraflamak aklıma geldi.Biraz geç oldu ama bir sonraki yazımda o fotoğrafları da paylaşacağım buradan.
Ve biz o zamandan bu zamana hala odamız için tek bir çöp bile alamadık:) Benim kararsızlığım, zor beğenmem ve daha çok 'nasıl olsa acelemiz yok' diyerek ağırdan almamdan dolayı yeni eşyalarımızı henüz almadık.O zamanda yazmıştım ya bembeyaz içimizi aydınlatacak bir oda olacak orası .Çünkü Ali öyle istiyor.Bu sefer de her şey onun zevkine göre olacak.
Ve o günden bugüne benim kafamda odamızın Mobilyaları belirginleşti.Bu Akşam eski fotoğraflarımıza bakarken bir zamanlar tam da istediğim gibi bir ayna fotoğrafladığımı fark ettim.Hemen sizlerle de paylaşayım istedim.Tam bizim hayalimizdeki beyaz mobilyalara uygun, çok güzel ...
Bu ayna düğün sonrası balayına çıkmadan önce iki gün dinlenmek için kaldığımız Beyond Hotel in Balayı suit * inden.Bu arada Beyond otel dünyadaki 7 tasarım otelinden biri seçilmiş, farklı dekorasyonu ve retro mimarisiyle tek kelime ile süperdi.O gün orada bir çok fotoğraf çekmiştim ama daha sonra yayınlamayı unutmuşum demekki.Bu aynayı o zamanda çok beğenmiştim, şimdi buna benzer bir ayna bulacağım ya da yaptıracağım.Bir yerlerde gözünüze çarparsa bana haber verin olur mu?Fotoğrafta aynadan bakan gelin benim, kendimi buğulamak için epeyi bir uğraştım:)
27 Şubat 2010 Cumartesi
YAĞMURLU...
Yağacak yağmurun haberini vermişlerdi daha hafta bitmeden.Bu habere rağmen çıktık yollara.Daha biz evin önünde iken başladı yağmur.Önce hafif hafif ,nazlı nazlı dökülürken damlalar birden hızlanıverdi.İlerleyen saatlerde de kimi zaman hız kesti kimi zaman bardaktan boşanırcasına yağdı ama tüm gün kesilmedi.Bütün gün dışarıda olduğumuz için doyasıya izledik yağmuru.Havalar soğuk olup günler fazlasıyla yoğun geçince sürekli şikayet ediyorduk ailece bir şeyler yapamıyoruz diye.Bu sefer Aytaç’ta katılınca bize -ailece olmasa da- birlikte vakit geçirmiş olduk.Bu arada Aytaç Ali’nin kardeşi…Bugün Tire’ye gittik.Planımız geze geze gidip Tire yolu üzerindeki güzellikleri görmekti ve yağmurun hız kestiği vakitlerde yolumuzun üzerindeki tüm güzelliklerden yararlandık.Yağmur nedeniyle Tire’yi tam anlamıyla gezip göremesekte Tire’yi en tepeden görebildiğimiz bir yerde yemek yiyip karnımızı doyurup farklı yollardan döndük evimize.
İzmir’den çıkmadan önce sevgilinin tatlı halasının kızına uğradık ayaküstü.Selamlaştık,görüştük tam ayrılacakken elime bir paket tutuşturdu Hatice abla.Bu ne filan derken açtım baktım ki pamuk gibi,çok cici bir şal.Beni tanıyanlar bilir fazlasıyla şal meraklısıyımdır ben.Rengarenk şallarımı tüm kış taşırım boynumda,omuzlarımda.Hazır yağmurda yağarken hemen yeni şalımı atıverdim omuzlarıma…sıcacık…pamuk gibi… :)
Şal meraklısı olmam bir yana çok üşürüm ben.Hele bir de okulda sıcacık sınıftan çıkıp öğretmenler odasına gidene kadar geçen sürede oluyor ne oluyorsa.Hastalanıveriyor insan farkında olmadan.Böyle durumlarda şallar yetişiyor imdadımıza :) Benim çok üşüdüğümü bilen Alişim’in annesi daha biz evlenmeden önce birbirinden güzel kazaklar örmüştü bana.Hala da örüyor.En son fotoğraftaki mavi süveterimi örmüş bana.Bu gün hava serin olunca evde maviş maviş giyeyim dedim :)
Neşeniz bol olsun…
İzmir’den çıkmadan önce sevgilinin tatlı halasının kızına uğradık ayaküstü.Selamlaştık,görüştük tam ayrılacakken elime bir paket tutuşturdu Hatice abla.Bu ne filan derken açtım baktım ki pamuk gibi,çok cici bir şal.Beni tanıyanlar bilir fazlasıyla şal meraklısıyımdır ben.Rengarenk şallarımı tüm kış taşırım boynumda,omuzlarımda.Hazır yağmurda yağarken hemen yeni şalımı atıverdim omuzlarıma…sıcacık…pamuk gibi… :)
Şal meraklısı olmam bir yana çok üşürüm ben.Hele bir de okulda sıcacık sınıftan çıkıp öğretmenler odasına gidene kadar geçen sürede oluyor ne oluyorsa.Hastalanıveriyor insan farkında olmadan.Böyle durumlarda şallar yetişiyor imdadımıza :) Benim çok üşüdüğümü bilen Alişim’in annesi daha biz evlenmeden önce birbirinden güzel kazaklar örmüştü bana.Hala da örüyor.En son fotoğraftaki mavi süveterimi örmüş bana.Bu gün hava serin olunca evde maviş maviş giyeyim dedim :)
Neşeniz bol olsun…
26 Şubat 2010 Cuma
VİTRİNDEKİLER
Son zamanlarda çarşıda pazarda dolaşırken vitrinlerdeki hareketlilik ve canlılıktan gözlerimi alamıyorum.Bu aralar İpekyol-twist’in yeni sezon ürünlerine takıldım kaldım adeta.Özellikle twist trençkotlardan bahsetmek isterim.Her biri birbirinden güzel,bu yüzden bir türlü karar veremedim hangisi benim olsun?Aslında gidip hepsini tek tek denedim,aynanın karşısında kendime bakıp “ooo çok yakıştı bana” cümlesini kurdum hepsi için.Tabi yanımdakilerde her seferinde bana destek verince kararsız kaldım.En iyisi hepsi benim olsun dicem ama… :) En kısa zamanda karar verip giyerim nasılsa :) …
Neşeniz bol olsun…
Neşeniz bol olsun…
25 Şubat 2010 Perşembe
KiNG DÜNYASINI KEŞFEDİYORUZ
Tatlı blog arkadaşlarımdan biri tarafından tanıştırıldım King Dünyası ile.Bende buradan sizlere duyurayım istedim.Güzel bir yarışma ve güzel bir hediye King ten.Benim böyle konularda hiç şansım yoktur ama belki kazanan siz olursunuz kim bilir?O yüzden yarışma hakkında bilgi için lütfen buyurun http://kingdunyasi.blogspot.com/ Hadi bakalım iyi olan kazansın :)
Bu güzel kandil gecesinde buradaki gibi yine size güzel kandil simitleri sunmak isterdim ama bu kandil bana sunuldu mis gibi kandil simitleri.Bu kandilde de aynı duygular içindeyim;Bu mubarek gecenin feyz ve bereketinden yararlanmak için zaman kısa.Durmamak lazım.En güzel hislerle yüce yaradana el açma vaktidir bu vakit…
Dualarda buluşmak ümidiyle…
“ Kullarım Beni sana soracak olursa,
muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım.
Bana dua ettiği zaman dua edenin
duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da
Benim çağrıma cevap versinler
ve Bana iman etsinler.
Umulur ki irşad olurlar.”
(Bakara Suresi, 186)
Tatlı kandiller …
22 Şubat 2010 Pazartesi
MİSAFİR
Geçtiğimiz haftanın yoğun günlerinin tatlı yorgunluğunu iyice dinlenerek attık bu hafta sonu.Tatlı yorgunluk diyorum çünkü evimize gelen misafirlerimiz için hazırlık yapıp,onlar gelince de doyasıya yiyip içip geç saatlere kadar sohbet ederek geçti günler.Hele bir de hazırladıklarıma ardı ardına övgüler gelince tüm hafta mutfaktan çıkasım gelmedi :)
Haftanın ilk konukları sevdiceğimin kuzenleri idi.Sonraki günlerde de arkadaşlarımızı ağırladık.Kuzenlerin geldiği gece epeyi kalabalıktık.Ben hazırlığımın büyük bir kısmını bir önceki günden tamamlamıştım ama tam misafir geleceği gün okulda ŞÖK toplantısı olduğunu öğrendim,toplantı beşe kadar sürünce akşama nasıl yetişeceğim diye bir telaş aldı beni.İki okulu birden idare etmeye çalışınca tüm imzaları ve yeni haberleri kaçırıyorum.Her şeyden en son benim haberim oluyor.O günde toplantıdan haberim olmayınca toplantı bir an önce bitsin diye elimden geleni yaptım :)
Her akşam başka bir misafirimiz olunca menüde ufak değişiklikler yaptık.Ama kısır ve zeytinyağlı yaprak sarması her akşamımızın favorileriydi :) Daha önceki yani ilk zeytinyağlı yaprak sarmam için buyurun tık tık :)
Yemek-içmek bahane olsa da insanın sevdikleriyle yediğinin tadı bir başka güzel oluyor.Artık buz gibi akşamlar geçip gidiyor,soğuklarda sıcacık evden dışarıya adım atmak istemiyor insan ama güzel bahar gecelerinde eş-dost-akrabayla ev oturmalarının tadını çıkarmak lazım…
Neşeniz bol olsun…
Haftanın ilk konukları sevdiceğimin kuzenleri idi.Sonraki günlerde de arkadaşlarımızı ağırladık.Kuzenlerin geldiği gece epeyi kalabalıktık.Ben hazırlığımın büyük bir kısmını bir önceki günden tamamlamıştım ama tam misafir geleceği gün okulda ŞÖK toplantısı olduğunu öğrendim,toplantı beşe kadar sürünce akşama nasıl yetişeceğim diye bir telaş aldı beni.İki okulu birden idare etmeye çalışınca tüm imzaları ve yeni haberleri kaçırıyorum.Her şeyden en son benim haberim oluyor.O günde toplantıdan haberim olmayınca toplantı bir an önce bitsin diye elimden geleni yaptım :)
Her akşam başka bir misafirimiz olunca menüde ufak değişiklikler yaptık.Ama kısır ve zeytinyağlı yaprak sarması her akşamımızın favorileriydi :) Daha önceki yani ilk zeytinyağlı yaprak sarmam için buyurun tık tık :)
Yemek-içmek bahane olsa da insanın sevdikleriyle yediğinin tadı bir başka güzel oluyor.Artık buz gibi akşamlar geçip gidiyor,soğuklarda sıcacık evden dışarıya adım atmak istemiyor insan ama güzel bahar gecelerinde eş-dost-akrabayla ev oturmalarının tadını çıkarmak lazım…
Neşeniz bol olsun…
19 Şubat 2010 Cuma
ÇOCUKLUĞUMDAN...
Son iki gündür İzmir’in güzelliğine doyum olmuyor.Dışarıdaki pırıl pırıl güneşi görünce insanın kırlara bayırlara koşup yatıp yuvarlanası geliyor:) Havayı böyle güzel görünce içimden kim bilir Çandarlı şimdi nasıl güzeldir diye geçti.Haftasonu kaçıp gitmeli o taraflara...
Hani bir önceki yazımda dedim ya bu aralar her gün misafirim var diye.İşte bu akşam da sevgili arkadaşım Tubik ve eşi gelecekler.Bugün dersim erken bitiyordu okuldan çıkıp koşarak geldim eve, geldim ki akşama hazırlık yapayım.Ama önce blog dostlara bir uğradım baktım ki sempatik blogcu arkadaşım Çatı katı beni soru yağmuruna tutmuş,soruları cevaplamadan gitmeyeyim dedim;
Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem… Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu
Çocukluğuma dair pek çok yazı yazmışımdır bloglarımda.Çocukluğum bir çoğumuzun olduğu gibi benim de unutulmaz,mutlu,sakin,en güzel günlerimdir.Ve çocukluğumda ailemle yapmış olduğumuz her türlü aktivite benim anılarımın en güzelleridir.Bu soruya yazacak onlarca cevabım var.Öğretmen bir ailenin çocuğuyum ben ve baba mesleği nedeniyle Türkiye’nin bir çok yerinde bulunduk.Beni ben yapan aktivitelerimizden birinden bahsedeyim doğuda küçük bir kasabada uzun kış gecelerinde sobada yanan odunların çıtırtısı eşliğinde babamın bize okuduğu bir birinden güzel kitapları dinlemek…Babama olan hayranlığımı ve bir çok öğrencisi gibi bana da kitap okumayı nasıl sevdirdiğinden bahsetmiştim.İşte o güzel okuma akşamlarından kaldı bendeki bitmez tükenmez bilmez bu okuma açlığı…
Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı? Sokakta oynar mıydınız?
Çocukluğumun çoğu az öncede bahsettiğim üzere küçük kasabalarda geçti.O yüzden yeni nesil gibi önümüze yığınla oyuncak gelmedi yahut elektronik kutulara hapsetmedik çocukluğumuzu.O küçük kasabaların o zamanlar bize ulaşılmaz ve kocaman gelen dar sokaklarında akşam ezanlarına kadar maceradan maceraya koşardık.Her türlü oyundan nasibimi alarak yaşadım çocukluğumu,evcilikten çelik çomağa,futboldan isim-şehir e kadar aklınıza gelebilecek her türlü oyun…En sevdiğim oyuncağıma gelince küçük-beyaz ayıcığım :)
Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay…
Her şey olması gerektiği gibi bence…çok şükür…
Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay…
İyi ki ile başlayan bir sürü cümle kurabilirim.Hangisini yazayım karar veremedim.En iyisi en önemli “iyi ki” mi yazayım;İyi ki benim ailemin kızıyım ve iyi ki aşkı Alişim ile tanıdım ve iyi ki onunla yaşıyorum bu hayatı…
Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı
Çocukluk dönemimde şehirden şehire,evden eve taşınıp durduk.Ailece bir gün yerleşik hayata geçmeyi umduk ve geçtik :)Her yeni şehir,her yeni ev bizim için kocaman bir mutluluk olurdu.Ne de olsa hep oynayacak bir şeyler bulurduk.Kim bilir anne-babama ne zor geliyordu o günler.Gezmeyi çok seven bir aileydik,ömrümüz yollarda geçti,baksanıza hala da öyle :) Ama sürekli ev,okul,öğretmen değiştirmek bize oyun gibi gelirken şimdilerde bakıyorum da hiç ilkokul arkadaşım yok benim.Çünkü 5 yıllık ilkokulu ben üç farklı şehirde 5 ayrı okulda okudum :) o günlerin etkisiyle sanırım anılarımda öylesine çok sokak,öylesine çok tanıdık gelen yüz,o kadar çok manzara var ki…İşte tüm bunlar taa o günlerimden kalkıp gelip bu günümü etkiliyor.İlk gittiğim yeri hemen benimsemek istiyorum,hemen bir sürü anı biriktiriyorum,hemen uyum sağlıyorum…
sorulara biraz hızlı cevap verdiğim için ancak bu kadar oldu çatı katım :)
Hadi bakalım sıra bende…topu diğer blogcanlara atma zamanıdır şimdi :
SAYIKLAMA MAHALİ Tuğba cım ve NEVBAHARDAN Nevbaharcığım ben de size soruyorum,ne dersiniz? :)
Neşeniz bol olsun...
Hani bir önceki yazımda dedim ya bu aralar her gün misafirim var diye.İşte bu akşam da sevgili arkadaşım Tubik ve eşi gelecekler.Bugün dersim erken bitiyordu okuldan çıkıp koşarak geldim eve, geldim ki akşama hazırlık yapayım.Ama önce blog dostlara bir uğradım baktım ki sempatik blogcu arkadaşım Çatı katı beni soru yağmuruna tutmuş,soruları cevaplamadan gitmeyeyim dedim;
Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem… Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu
Çocukluğuma dair pek çok yazı yazmışımdır bloglarımda.Çocukluğum bir çoğumuzun olduğu gibi benim de unutulmaz,mutlu,sakin,en güzel günlerimdir.Ve çocukluğumda ailemle yapmış olduğumuz her türlü aktivite benim anılarımın en güzelleridir.Bu soruya yazacak onlarca cevabım var.Öğretmen bir ailenin çocuğuyum ben ve baba mesleği nedeniyle Türkiye’nin bir çok yerinde bulunduk.Beni ben yapan aktivitelerimizden birinden bahsedeyim doğuda küçük bir kasabada uzun kış gecelerinde sobada yanan odunların çıtırtısı eşliğinde babamın bize okuduğu bir birinden güzel kitapları dinlemek…Babama olan hayranlığımı ve bir çok öğrencisi gibi bana da kitap okumayı nasıl sevdirdiğinden bahsetmiştim.İşte o güzel okuma akşamlarından kaldı bendeki bitmez tükenmez bilmez bu okuma açlığı…
Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı? Sokakta oynar mıydınız?
Çocukluğumun çoğu az öncede bahsettiğim üzere küçük kasabalarda geçti.O yüzden yeni nesil gibi önümüze yığınla oyuncak gelmedi yahut elektronik kutulara hapsetmedik çocukluğumuzu.O küçük kasabaların o zamanlar bize ulaşılmaz ve kocaman gelen dar sokaklarında akşam ezanlarına kadar maceradan maceraya koşardık.Her türlü oyundan nasibimi alarak yaşadım çocukluğumu,evcilikten çelik çomağa,futboldan isim-şehir e kadar aklınıza gelebilecek her türlü oyun…En sevdiğim oyuncağıma gelince küçük-beyaz ayıcığım :)
Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay…
Her şey olması gerektiği gibi bence…çok şükür…
Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay…
İyi ki ile başlayan bir sürü cümle kurabilirim.Hangisini yazayım karar veremedim.En iyisi en önemli “iyi ki” mi yazayım;İyi ki benim ailemin kızıyım ve iyi ki aşkı Alişim ile tanıdım ve iyi ki onunla yaşıyorum bu hayatı…
Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı
Çocukluk dönemimde şehirden şehire,evden eve taşınıp durduk.Ailece bir gün yerleşik hayata geçmeyi umduk ve geçtik :)Her yeni şehir,her yeni ev bizim için kocaman bir mutluluk olurdu.Ne de olsa hep oynayacak bir şeyler bulurduk.Kim bilir anne-babama ne zor geliyordu o günler.Gezmeyi çok seven bir aileydik,ömrümüz yollarda geçti,baksanıza hala da öyle :) Ama sürekli ev,okul,öğretmen değiştirmek bize oyun gibi gelirken şimdilerde bakıyorum da hiç ilkokul arkadaşım yok benim.Çünkü 5 yıllık ilkokulu ben üç farklı şehirde 5 ayrı okulda okudum :) o günlerin etkisiyle sanırım anılarımda öylesine çok sokak,öylesine çok tanıdık gelen yüz,o kadar çok manzara var ki…İşte tüm bunlar taa o günlerimden kalkıp gelip bu günümü etkiliyor.İlk gittiğim yeri hemen benimsemek istiyorum,hemen bir sürü anı biriktiriyorum,hemen uyum sağlıyorum…
sorulara biraz hızlı cevap verdiğim için ancak bu kadar oldu çatı katım :)
Hadi bakalım sıra bende…topu diğer blogcanlara atma zamanıdır şimdi :
SAYIKLAMA MAHALİ Tuğba cım ve NEVBAHARDAN Nevbaharcığım ben de size soruyorum,ne dersiniz? :)
Neşeniz bol olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
SELANİK
İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...
-
Canım anneciğimin nereden aklına geldiyse kalkmış bize poşetlik örmüş.Çokta güzel yapmış,mutfağım daha bir renklendi sayesinde.Benim mutfağı...
-
Bu gün İzmir’e doyum olmaz,dışarıda yumuşacık bir kış havası var.Tam “çık-gez-dolaş hatta git cici dükkanlardan minik bir şeyler al” havas...
-
İzmir’e ilk geldiğimde bir çok yabancı gibi,bende kalabalık caddelerin bir köşesinde,cami önlerinde,ara sokakların birinde yada bir parkta b...









