16 Ocak 2010 Cumartesi

BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ...(M.K.ATATÜRK)

Dün akşam sevdiceğim beni çok güzel bir programa götürdü.Gideceğimiz yeri ve konuyu söylediği zaman çok heyecanlandım. “acaba neler dinleyeceğiz bu akşam ?”merakıyla gittik oraya.Sevgilinin arkadaşları ile orada buluşacaktık o yüzden hazırlanma olayını biraz ağırdan almış olacağım ki biz gittiğimizde başlamıştı program.Neyse ki ilk cümleler söylenmişti henüz…



ESADER-Ege Sağlık Derneğinin düzenlemiş olduğu bu program ile “Afrika’da çocuklar sıtmadan ölmesin” diyerek İzmir’den kalkıp Tanzanya’ya giden 30 Türk doktorunun dünyanın bir ucunda ne zor şartlarda neler başardığını öğrendik…


Program Tanzanya ve ora insanını tanıtan güzel bir fotoğraf sunumu ile başlayıp fotoğrafların hikayesinin anlatımıyla güzel bir sohbet havasında devam etti.Türk doktorlarımız 0-5 yaş arası her üç çocuktan birinin sıtmadan öldüğü Afrika ülkesinde yaklaşık 4 bin cibinlik dağıtmış,10 günde 5 bin kişiye sağlık taraması yapmış,50 ye yakın cerrahi ameliyatı gerçekleştirmiş,buradan oraya 1 ton ilaç götürmüşler.


İlk başlarda oradaki yetkililer bu gönüllü doktorlarımıza endişeyle bakıp onlara itimat etme konusunda tereddüt yaşamışlar.Çünkü Türk doktorlardan önce başka ülkelerden gelen doktorların farklı amaçları varmış.Resmen oraya gidip insanların zor durumundan yararlanıp onları deneme tahtası gibi kullanmış bazıları.Kimi diş çekmeyi oradakiler üzerinde öğrenmeye çalışmış,kimi ilaçlar denemiş,kimi ameliyat pratiği yapmış.Evet inanılması güç ama bunları yaşamışlar oradakiler.Çünkü orada yapılan herhangi bir hatanın hesabını soran yok,ölenin ardından “bu neden öldü?” diye araştıran yok zaten ölüm sıradan bir olay.Hal böyle olunca Türk doktorlarına şüpheyle yaklaşmaları kaçınılmaz.



Dün akşam orada Tanzanya’ya ait fotoğraflar ekrandan aktıkça ve ben her bir fotoğraf karesini izledikçe “halimize ne kadar şükretsek azdır” diye geçirdim içimden.Hele bir de doktorların anlattığı birbirinden ilginç öyküleri dinledikçe insan hayatının hiçbir anlamının olmadığı,fakirliğin açlığın sıradan bir şey sayıldığı o bölgelerde yaşayan insanlar için yapılan bu çalışmanın hiçte azımsanmayacak bir şey olduğunu anladım.




Bir yerlerde birilerinin hiçbir menfaat gözetmeksizin tamamen Allah rızası için böylesine güzel işler yaptığını bilmek çok güzel.Buradan ESADER e teşekkür ediyor başarılarının devamını diliyoruz.Daha nice güzel,hayırlı işlere imza atmaları dileğiyle…




Neşeniz bol olsun….



12 Ocak 2010 Salı

SANAL ALEM

Bir güzel çiftin gezip gördüklerini,izlediklerini,dinlediklerini,okuduklarını hasılı bir güzel çiftin hayatından minik kesitleri blogta okumaya alışkın olan değerli dostlardan gelen ısrarlı maillerde ısrarla soruyorlar blogcudan blogspota geçiş nedeniyle mi azaldı yazılar diye.Yok aslında tam olarak öyle olmadı bilakis blogspota taşınmayı tamamlamak iyi geldi bize,burada daha çok yazasım geliyor.Ama malum son zamanların yoğunluğu.Bu günlerde bilgisayarın başına ne zaman geçsem e-okulda zaman geçip gidiveriyor.Dönem sonu yaklaşıyor,erkenden not işlemlerini tamamlayayım istiyorum.Çalışkan bir öğretmenim ben :)


E-okul dışında geçen zamanlarda sanal alemin altını üstüne getirdiğim vakitler ilk önce bloglarla başlıyor elbette.Altını üstüne getidiğim vakitler dediysem o vakitler öyle “saatler” değil.Çoğu zaman bir saati bile geçmiyor bu vakitler.Bloglardan sonra twitter,ff,etsy ve eskisi kadar olmasa da google analytics,face ve daha aklıma gelmeyen bir kaç siteye bakınıp duruyorum.



Sanal alem dedim ya bahsetmeden geçemeyeceğim.Son birkaç haftadır TürkMax’ta yayınlanan Sosyal Alem programına takılır oldum.Program her cumartesi 22:30 da yayınlanıyor.İnternet ve televizyon evreni aynı potada sloganı ve sanal alem ile sosyal alemi birleştirme mantığıyla başlayan programın sunucusu Elif Dağdeviren.Elif abla her hafta stüdyosuna ünlü konukları alıp her konuğunu bir notebook un başına oturtuyor.Ve konuklar bir yandan ekrandan akan twitleri takip etmeye çalışırken bir yandan da karşılıklı sohbet etmeye çalışıyorlar.Haliyle iki işi bir arada yapamayanlar veya sanal aleme yabancı olanlar için bu durum bir hayli zor oluyor.Neyseki Elif Dağdeviren iyi idare ediyor durumu da çoğu zaman keyifli diyaloglar çıkıyor ortaya,kimi zaman da araya birkaç video veya cıvıldaşlar adını verdiği birkaç twit serpiştiriyor da kurtarıyor programı.Ha bir de program boyunca popüler sosyal medya ağlarının hepsi reel olarak açık olup izleyici ile sürekli bağlantı halinde olunca yazdıklarım ekranda görünsün diye bin takla atan twitter ahalisi yanında her duruma bir birinden anlamlı twit girenleri unutmamak lazım.İşte şimdilik bunlarla geçip giden sosyal alem programı, sanal aleme dalıp dünyayı unutanları birazcık sosyal aleme çekebilir mi bilemiyorum.


Neyseki internet aleminde kendini kaybetme çağını geçtik çoğumuz.Artık interneti bilinçli kullananların sayısı gün geçtikçe artıyor çok şükür ki…Bir güzel çift der ki;hayat geçip giderken bilgisayar başında tüketmemeli bu ömrü.Yaşadığımız ve yaratıldığımızın hakkını en iyi şekilde verebilmek için monotonluktan kurtulup gezmeli,görmeli,yemeli,içmeli,eğlenmeli,okumalı en önemlisi de aşkı yaşamalı :) vs vs. işte…hayatı coşkuyla yaşamak hayata karşı bir borçtur değil mi?…


Neşeniz,coşkunuz bol olsun…




NOT:Bize bu güzel çiçeği gönderen nohut odaya kocaman sevgiler buradan.Zaten ne zaman sayfasına gitsem içim aydınlanıyor bu gün ışığını görünce ışıl ışıl oldum.Bu çiçek bizden bir güzel çift okurlarına ulaşsın o zaman :)

6 Ocak 2010 Çarşamba

TATİL SONRASI

Yılbaşı tatilini uzattıkça uzatmak istiyorum.

Tatil öylesine yoğun bir o kadar da güzel geçti ki hala rehaveti atamadım üzerimden.Geçen bir yılı İzmir de uğurlarken yalnız değildik.Canım ablalarımla İzmir’in altını üstüne getirdik.Havalarında güzel olmasını fırsat bilip birbirinden güzel mekanlarda kahvaltı edip en güzel yerlerde tıka-basa karnımızı doyurduk.Yemek içmekten arta kalan zamanları alış-veriş yaparak değerlendirdik.Biz alış veriş çılgınlığı yaşarken beyler bizi mağazalara bırakıp gidip oyunlarını oynadılar :) Ne zamandır beklediğimiz indirimler tam zamanında başlayınca bir çok mağazayı bir çok markayı ziyaret etmeden geçmek olmazdı :) Mango,Zara,Bershka,stradivarius,Park bravo,Nine west ve daha aklıma gelmeyen nicesinin raflarını altüst ettiğimizi hatırlıyorum.
Yılbaşı kutlamak gibi bir adetimiz yok, geçip giden bir yılın ardından kutlama yapabilenlerden değilim ben yaa…yılbaşı tatildir bizim için,önemli olan birlikte olmaktır. Ve bizde bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirdik.Kısacık bir tatil bile olsa sonrasında okula dönmek zor oldu…Önce okula döndüm şimdide bloğuma :)
Yine yeni yazılarla burada olacak bir güzel çift…

Şimdilik
Neşeniz bol olsun…

27 Aralık 2009 Pazar

PAZAR ETKİNLİĞİ :)



Çalışma odamızı toparlayalım dedik dün akşam.Yazılı kağıtları,kitaplar,dergiler,gazeteler vs vs derken evin en çok ve en çabuk dağılan odası orası.Atılacakları ayırırken elime geçen ayakkabı kutularını atmadım bu sefer.Bu kutuları güzel bir şekilde kaplayayım da İkea kutulara kardeş olsunlar dedim.Kutulardan bir tanesini parlak kırmızı kalpli bir kitap kaplığı ile kendim kapladım.Pek başarılı olduğum söylenemez :) Ama bir diğeri için siyah-kırmızı oluklu mukavvaları kullandım.Bu sefer halime acıyan sevgili yardım etti bana,böylece harika bir şey çıktı ortaya.İkinci kutu için oluklu mukavva fikrini buradan aldım.Çok tatlı değil mi?




Siyah üzerine parlak taşlar yapıştırmak benim fikrim.Her iki kutuda da kullandım taşları çokta hoş oldular bence :) Hoş olmakla birlikte bir sürü ıvır-zıvırı toplayıp beni dağınıklıktan kurtarıyor bu kutular.Öncesinde İkeadan renk renk alıp evin değişik köşelerine özelliklede çalışma odasına koymuştum kutuları.Her birinin içi dolu.Bu kırmızı-siyah kutuyu da hemen kırmızı kitaplığımın raflarına koydum…



E artık benim blogumda kırmızı rengi çokça görmeye aşinasınız değil mi?Elimde değil kırmızıdan vazgeçemiyorum.Ama bir kutu daha kaplayacağım o farklı renkte olacak.El işlerinde çok becerikli olmadığım gibi böyle ince işlerle uğraşmaktan çok çabuk sıkılıyorum.Mesela kutu üzerine o taşlardan daha çok eklenecek ama öylesine sıkıldım ki şimdilik bu kadar yeter dedim :) O yüzden ikinci kutuyu kaplama işini başka bir zamana bırakıyorum.Onu kapladığım zamanda buradan paylaşırım sizinle.Şimdilik bu kutuların fotoğraflarıyla baş başa bırakayım sizleri…
Bu arada şu hep öncesi-sonrası fotoğraflarına bayılmışımdır işte bende yaptım bir tane (bknz;ilk fotoğraf) içimde kalmadı :)

Yağmur başladı başlayacak...düne nazaran kapalı ve hüzünlü bir hava var bugün İzmir'de.Ve şimdi başlayacak yağmurun tadını çıkarma vakti.Hazırlandık,çıkıyoruz...Hoş ve romantik bir pazar gezintisi yapma vaktidir...


Güzel bir Pazar diliyorum herkese…

Neşeniz bol olsun…

26 Aralık 2009 Cumartesi

İKİ FİLM

Bu sabah nefis bir güne uyandık.İzmir ne güzelsin bugün… :)



Sabah gezimizi tamamlayıp döndük yuvamıza…son günlerde sanırım soğuk havanın da etkisiyle daha bir “evcimen” bir çift olduk.Bakmayın bizim öyle çok gezip tozduğumuza evimizle uğraşmak,evde vakit geçirmek bizim için bambaşka bişey.Özellikle hafsonları bol bol uyuyup,uzun kahvaltılar yapıp evimizin huzurlu atmosferini yaşamak gibisi yok…İşte bugünde bu güzel günde iki film izledik.Böyle günlerde çokça uyuyup tüm gün evde olunca geceler daha bir uzun geliyor insana ve o zaman gece atıyoruz kendimizi dışarıya :)


İzlediğimiz filmlere gelince;







Filmlerden biri Law Abiding Citizen.2009 yapımı filmin başrollerinde Gerard Butler ve Jamie Foxx var.IMDB puanı 7.3 … Film ülkemizde henüz vizyona girmedi 1 Ocakta sinemalarda olacak.Oldukça etkileyici ve sürükleyici bir film.Daha filmin başlarında kendinizi kaptırıyorsunuz hatta ben daha ilk sahnelerde “ee her şey çözüldü,şimdi nolacak” dedim ve sonrasında neler çıktı neler :) İzlerken böylesine güzel bir filmin finalinden çok şey bekliyorsunuz haliyle,ama final çok tatmin edici olmasa da film güzeldi.Tavsiye ederim…








İkinci film ise Bruce Willis ‘in Suretler adlı filmi.IMDB puanı 6.4…Senaryo ilginç ama ne bileyim film hiç bana göre değildi ve sonuna kadar da izleyemedik zaten.Aksiyon-bilim kurgu meraklıları sevebilirler belki bu filmi.Filmin tamamını izlemediğim için çok fazla yorum yapmayayım en iyisi.


Şimdilik izlediklerimiz bunlar sırada bir sürü film var izlenmeyi bekleyen…izledikçe yazarım…





Neşeniz bol olsun…


21 Aralık 2009 Pazartesi

OYUNUN OYUNU



Haftanın ilk gününü atlattık çok şükür.Yarın sabah uyanmak,okula gitmek daha kolay gelir muhtemelen :)


Geçtiğimiz Cuma günü haftasonu başlıyor diye yine çocuklar gibi şendim.Öylesine şendim ki işte daha öncesinde gördüğünüz karanfil ve daha nicesiyle şenlendirdim günümü.Okul sonrası ben evde sevgili iş yerinde, çokça telefon görüşmesi,mesajlaşma ve msn muhabbeti yapıp planımızı yaptık.Evet ya hala bir gün içinde bütün iletişim şekillerini kullanıyoruz neredeyse :)

Uzun zamandır gitmek istediğimiz bir oyunu izledik Cuma akşamı.Ali bu oyunu çok uzun zaman Kocaeli’de izlemiş,tadı damağında kalmış.-Ki bu oyun Kocaeli Şehir Tiyatrosunda 6 yıl kapalı gişe oynamış.-Tesadüfen oyunun afişini görür görmezde “bu oyunu mutlaka izlemeliyiz Ayşenur” demişti bana.Ne zaman bu oyuna gitmeye niyetlensek hep başka şeyler çıktı.Sonunda ben herhalde biz bu oyunu izleyemeden oyun sahneden kalkacak demeye başladım.Hatta oyun aylardır sahnede olmasına karşın cuma akşamı bilet almaya gittiğimizde salon doluydu ve sadece boş bir koltuk vardı.Oyunu izlemeye kararlıyız ya koltuk yanına bir sandalye iliştirelim dedik,ben koltukta Alişim yanımda sandalyesinde en önde izledik oyunu…

İzlediğimiz eser İngiliz yazar Michael Frayn’ın yazmış olduğu “Oyunun Oyunu” adlı oyundu.İzledikten sonra Ali’ye hak verdim.Cidden bana izlemeliyiz diye ısrar ettiği ve anlattığı kadar varmış.Çok eğlenceli,bol kahkahalı ve izlerken sanki içinde kaybolduğumuz bir oyundu.Tiyatrodan çıkıp eve gelene kadar güldük sahnedekilere.Harika bir Cuma akşamıydı.Böylesine güzel ve eğlenceli bir oyun bir de geçen yıl izlediğimiz Metin Serezli’nin şu oyunuydu.




Oyunun Oyunu aslında bir değil, iki oyun. Aynı anda hem geleneksel bir fars hem de bu oyun içindeki oyunun son provasında ve turnesi sırasında gerçekleşen bir “sahne arkası farsı”.
Oyunun içindeki oyunda sahneden çıkan oyuncular, kendilerini kuliste yaşanan bir başka farsın içinde bulurlar. Bu iki farsın birleşimi “Oyunun Oyunu”nu tiyatro tarihinin en dahiyane oyunlarından birisi haline getiriyor.
Oyunun son perdesine gelindiğinde bu iki fars, artık birbirinden ayrılmaz bir duruma geliyor.
Oyun ilk kez Londra’da 1982 yılında oynandığında, İngiliz tiyatro dünyasının en önemli ödülleri olan Evening Standard ve Olivier en iyi komedi ödüllerini aldı.”




Uzun zaman olmuştu tiyatro hakkında yazmayalı değil mi?Bu sezon izlediğimiz 2.oyun bu.Geçen sezon sürekli yeni sahnelerde yeni oyunlar keşfediyorduk ama bu sene nedense çok daha yoğun geçtiği için fırsat bulamıyoruz.


Oyunu izlemek isteyenler hiç düşünmeden gidip biletlerini alsınlar,izleyip eğlensinler derim.

Neşeniz bol olsun…

18 Aralık 2009 Cuma

KARANFİLLİ CUMA








Bugün ders erken bitince eve gelip nette gezindim biraz.Gezinirken de birbirinden güzel şeyler buldum,içim açıldı.Bulduklarımdan bir tane de ben yaptım işte :) kırmızı-beyaz karanfil…Yapımı çok eğlenceli,çok basit ve çok hoş.İşte burada nasıl yapılacağı ve daha fazlası anlatılmış…







Daha önceki şu yazımda gördüğünüz tv ünitesinin bir parçası olan ışıklı bölümün altından bir kablo iniyor aşağıya.İşte sevgili bu kabloyu öylesine güzel kapatmıştı ki hala eve her gelen gidip onu yakından inceliyor.Uçuk pembe bir kurdele ile sardı ucuna fotoğraflarda gördüğünüz pembe ve kırmızı çiçekleri taktı (çiçeğin küçük bir mandalı var,o yüzden oraya tutturmak kolay oldu).bende o çiçeğin kurdelesinin ucuna nazar boncukları taktım ve takmaya devam ediyorum.Geçtiğimiz günlerde o nazar boncukları o kadar çoğalmıştı ki bir şey için lazım olunca bir çoğunu aldık oradan,şimdilik bu kadarı kaldı.Ve bugün de karanfilimi hemen oraya iliştiriverdim.Güzelde oldu :)


Biraz daha nette dolaşayım bakalım neler çıkacak daha :)


Neşeniz bol olsun…


SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...