15 Nisan 2011 Cuma

BOL GÜNEŞLİ, ILIK BAHAR HAVASI :)

Nihayet bugün güneş hafif hafif ısıtmaya başladı kemiklerimizi :) Ve nihayet baharı hissedebildi İzmir.Bu güzel günde dersimin erkenden bitmesi,işlerine biraz ara verip beni almaya gelen sevdiceği okul kapısında görmek,sevdiceğin bu sürprizini bol köpüklü bir kahve ile ödüllendirmek,sonra onu Cuma Namazına uğurlayıp dualarda unutulmadığımı bilmek,evde yalnız kalınca perdeleri iyice aralayıp güneşin odaya dolmasını sağlamak ve hafta başında heyecanla başlayıp heyecanla devam ettiğim Bab-ı Esrar’ı elime alıp kurgu içinde kaybolmak,şimdi de pc başında oturup yazmak…hafta sonunun gelişi ne güzel :)

Yarın veli toplantımız olmayacak olsa gönül Çandarlı’ya kaçmak istiyor.Odamızla ilgili yapılacak daha çok şey var ya aklımda hafta sonu burada kalmak hiç cazip gelmiyor bana."Neyse haftaya gideriz" diyecek oluyorum haftaya da sınav telaşında olacağım.Olurda bir günlük bi kaçamak yapmazsak iki hafta daha bekleyecek benim planlar :)
Bir haftadan beri mutfak masamı süsleyen bu minik çiçek buketim bu gün itibariyle sarardı,soldu.Vazoları çiçekle doldurmak bambaşka bir heyecan ama şu solan çiçeklerin kötü kokusu eşliğinde vazoyu boşaltmak...pek bi itici :)

Güzel bir hafta sonu olsun
İçiniz neşe dolsun…

13 Nisan 2011 Çarşamba

İŞTE DUVAR KAĞIDIMIZ :)

Oh nihayet dediğinizi duyar gibiyim :) Aynen katılıyorum size “nihayet”…Geçen yazdan bu yana Çandarlı’daki yazlıkta bulunan o meşhur yatak odamız için bi adım daha atabildik.Daha önce şurada duvar kağıdı aradığımdan bahsetmiştim.Hep başka öncelikler derken bu işi erteleyip duruyorduk.Biz öylece durup dururken babam yeni yazlığı tam anlamıyla bitirdi (yazlık hikayesini de şurada ve burada anlatmıştım),koca yazlığın her şeyi tamam ama biz hala odamıza doğru düzgün bir şey yapmadık.Ama bu yazı kendi zevkimize göre düzenlediğimiz odamızda geçirmeye kararlıyız :) O yüzden geçen hafta ertelemeyi bırakıp sırf duvar kağıdı almak için çıktık dışarıya.Kesin alıcı olunca insan beğendiği bir şeyler bulabiliyor.Daha öncede bahsetmiştim ithal duvar kağıtlarına bakmak istediğimi öyle yaptık Bostanlı’da sırf duvar kağıdı satılan bir mağazada aldık soluğu.Yüzlerce katalog binlerce duvar kağıdı…Onca seçeneğin arasında boğulup kalmadan aradığımızı bulduk çok şükür :) Zaten,odamızdan ve nasıl bir şey istediğimizden biraz bahsedince mimar arkadaş seçenekleri birkaç taneye indirmişti bizim için.Bir de bilgisayarda duvar giydirme programında kağıdı bize gösterince kesinlikle aradığımızı bulduğumuza emin olduk.İlk fotoğraf duvar giydirme programında bizim seçtiğimiz duvar kağıdı.(diğer fotoğraflar bizim odaya ait)Bir önceki postta da bahsettiğim gibi kağıdımıza kavuşur kavuşmaz “acaba nasıl olacak” merakıyla koştuk Çandarlı’ya.




Benim sevdiceğim “biz bu kağıtları babamla yapıştırırız” diyerek usta filan çağırmak istemedi.Ve Pazar sabahı erkenden işe koyulduk.Hiçte öyle göründüğü kadar kolay değilmiş duvara kağıt yapıştırmak :)Hele birde bizim duvar hafiften eğimli çıkınca desenleri tutturacağız diye akla karayı seçtik.Ama bizimkiler duvar kağıdı ustaları kadar maharetli çıktılar.Bu işi ilk defa yapmalarına rağmen çok düzgün oldu.Ben -ki sadece ufak yardımlarda bulunduğum halde- herkesten çok yoruldum :) Ama sonuç muhteşem oldu.Uzun süre karşısında oturup izledik duvarımızı :)

Bu arada geçen akşam Küçük Sırlar dizisinde bir kızın evinde gördüm aynı duvar kağıdını.Diziyi izlemediğim için bilemiyorum hangi kızın evi olduğunu ama orada koyu renkli duvarların yanına uygulamışlardı kağıdı.Neyse hafta sonu duvar kağıdı yapıştırma maceralarımızdan bize kalan tecrübeleri paylaşayım sizlerle.Duvar kağıdı almayı düşünenler dikkat :)

Öncelikle mümkünse duvar kağıtlarını görmeden hatta dokunmadan karar vermeyin.Ben önce internetten seçip sipariş vermeyi planlıyordum sonra iyi ki de öyle yapmamışım dedim.Çünkü kağıtların çoğu öyle nette göründüğü gibi olmuyor kimisi nette göründüğünden çok daha güzel,kimisinin dokusu çok farklı…Mesela bizim seçtiğimiz kağıt hem desen olarak hem de kalite olarak çok hoşuma gitti benim.Kağıdın yanar dönerli halleri ve ışık vurdukça parlayan gri çizgileri ise uyguladıktan sonra farkettiğimiz süper ayrıntılar.Ayrıca kağıdı acemice duvara yapıştırmaya çalıştığımız halde hiçbir şekilde kirlenmedi,yırtılmadı.Özellikle kabartmalı olması görüntü açısından,kolay yırtılmaması ise kağıdı uygulayan kişi açısından önemli bir şey…

Kağıt almaya gitmeden önce kafanızda rengi belirleyin derim ben.Çünkü yüzlerce seçenek arasında insanın kafası karışabiliyor.Aynı zamanda nasıl bir odaya uygulayacağınızı,duvarın yada duvarların boyutlarının bilgisini kağıdı alacağınız yerdekilere bildirirseniz seçenekleri size daha rahat sunabilirler.


Yerli kağıtlar bu ithal kağıtlara oranla çok daha ucuz (neredeyse yarı yarıya).Ama yerli kağıtların çoğu çok ince kağıt ve soluk desenli.En azından benim bakabildiklerim öyleydi.Belki yerliler arasında da diğerlerinin kalitesinde kağıtlar vardı ama dediğim gibi ben aradığımı çabuk bulduğum için diğerlerine bakamadım.


Kağıdı duvara yapıştırmakla ilgili de yazılacak çok şey var aslında.Ama onu da başka zamana inşallah :) Daha fazla uzatmayayım ben şimdilik yeter :)

Neşeniz bol olsun….

12 Nisan 2011 Salı

SERİN GÜNLERİMİZE TAT KATIYORUZ

Bu nisan fazlasıyla nazlı geldi :) Havalar ha ısındı ha ısınacak derken serin bir bahar geçip gidiyor.Oysa dalların rengarenk çiçeğe durduğu şu günlerin daha ılık,daha sakin olması gerekmiyor muydu? Havaların bu dengesizliği az buçuk bize de sirayet etti sanırım ki ikide bir mutfağa girip birbirinden değişik tatlar denemek ister olduk.Tatlı-tuzlu-acı değişik bir sürü şey yapmak var aklımızda.Hafta sonu bademli-limonlu kekte karar kıldık ve başladık kekimizi çırpmaya…Sonuç işte fotoğraflarda gördüğünüz gibi süper oldu :) Fotoğraflarda kekin üzerine pasta süsü serpilmiş gibi gözüküyor oysa limon kabuğu rendeledik kekin üzerine…

Hafta sonu bu enfes keki de yanımıza alıp Çandarlı’ya kaçtık.Yolda bizimkileri aradık sıcacık çayımızı hazır etsinler diye.Yine Çandarlı’nın en güzel günleri bu nisan günleri.Papatyalar donatmış her yeri.Ama biz odamızın dekorasyonu ile uğraşmaktan papatyaların tadını çıkarmaya fırsat bulamadık.Odamız da neler yaptık onları da yarın anlatayım en iyisi.Çünkü bu akşam “Çok Bilen Çok Yanılır” adlı oyunu izlemek için Konak sahnesinde olmayı planlıyoruz.Şimdilik bana müsaade…

Neşeniz bol olsun…

7 Nisan 2011 Perşembe

Neşeniz Bol Olsun

Yazanın “kem küm” edeni de benim gibi yazıp yazıp sileni olsa gerek.Onca zaman sonra hiç aklımda yokken pc başına geçip sayfama yazı yazayım deyince böyle oldu işte.Yahu cümleye nasıl başlanıyordu? :)) Şaka bir yana cidden uzun zaman ara verince nasıl başlayacağımı bilemez oldum.Önce blogların kapanması,sevdiğim bir çok arkadaşı okuyamama durumlarım soğuttu beni bu blog işinden.Sonra bloglar açıldı (sanırım) ama baksanıza blog benden soğumuş şimdide :) Gerçi ben blog yasağını hiç yaşamadım,hiçbir ayarla oynamadığım halde kendi sayfama da diğer tüm sayfalara da rahatlıkla ulaşabildim.Ama buna rağmen ha kapandı ha kapanacak düşüncesi beni de delirtti ve sayfamı yedekledim.Yasağın bana uğramamış olmasına şaşırmakla birlikte birbirinden değerli dost sayfaları okuyamamakla bende yasaktan nasibi almış oldum.Bu nedenle içimden yazmakta gelmedi.Hatta uzun zamandır bilgisayarımın başına oturmuyorum bile,face sayfamı kapattım,twitterda 140 harfe mahkum ettim kendimi…

Neyse netice itibariyle bugün buradayım,döndüm sanırım :) Arada bir böyle aralar vermek iyi oluyor,özlüyor insan ama en önemlisi özlendiğini duyuyor.Çok teşekkür ederim özleyip,soranlara.Bir güzel çift sayfasının güncellenmediği onca zamanda çoook şey oldu bitti.Anlatmaya hangisinden başlayayım bilemiyorum.En iyisi geçtiğimiz haftalarda güneşli güzel bir günde Sasalı da yakaladığımız sevimli karelerden başlayalım;

 Sasalı doğal yaşam parkında güneşli bir gün...

Doğal yaşam parkının süslüleri :)

Daha küçücük bir çocuktum babamla annemin ellerimizden tutup bizi Gülhane hayvanat bahçesine götürdüklerinde.Tabi o zamanlar hayvanat bahçesiydi orası.En çok yılanlardan korkmuştum,babamın eline sıkıca yapışmıştım ordan geçerken.Sasalı Doğal Yaşam Parkında yılan görmedim ama o günden bugüne durum değişmedi benim için;yine en çok yılanlardan korkuyorum :) Onun dışında diğer tüm hayvanlar tel örgülerin arkasından çok sevimli geliyorlar bana :)

Neşeniz bol olsun...

11 Mart 2011 Cuma

“ÇİÇEĞİ BURNUNDA” YAŞAM KOÇUYUM :)

Uzun zamandır içimdeki yazma dürtüsünü bastırmak zorunda kaldım.Ama nihayet bugün erkenden evime gelip dinlendim ve nihayet tamamen keyfiyetten bilgisayarımın başındayım :) Son bir hafta öylesine soğuk ve öylesine yoğun geçti ki bugün şu saatte dışarıdaki güneşe de evimde oluşuma da inanamıyorum.Dışarıda güneş var dediysem öyle ısıtan bir güneş değil o.Hava hala soğuk,hafif rüzgarlı ama olsun güneş var :)

Geçtiğimiz hafta BOBO projesi (Daha önce bahsetmiştim Benim Öğretmenim Benim Öğrencim Projesi) kapsamında NLP ye dayalı Yaşam Koçluğu seminerine gittik…Sabahları derslerimize girdik,dersten çıkıp koştur koştur bir şeyler yiyip seminer yerine ulaşıp saatlerce dinledik.İlk başlarda “çekemem seminer falan” dedimse de seminere katılınca işler değişti :) Değişik okullardan yaklaşık yirmi meslektaş bir araya gelince konuşacak,paylaşacak çok şeyimiz oldu.Hele bir de öğrendiklerimiz fazlasıyla ilgi çekiciydi.Her oturumda en az iki oyun oynadık,bildiklerimizi pekiştirdik,yepyeni şeyler öğrendik,deneyimlerimizi paylaştık,yedik-içtik,güldük eğlendik :) Hasılı benim için yoğun ama çok verimli bir hafta oldu.Ve artık çiçeği burnunda bir yaşam koçuyum ben :)

Sayfamızı okuyanlar arasında bir çok meslektaşım,bir çok anne ve bir çok öğrenci var…Seminerde öğrendiklerimi hemen hayata geçirdiğim için bilgisayarımda bulunan belgeleri düzenliyordum ki seminerde kendimize de uyguladığımız “öğrenme stilleri envanteri”ni sizlerle de paylaşayım istedim.Hafta başından beri ben her gün seminerde öğrendiklerimi önce sevdicek üzerinde uyguladım :) sıra öğrencilerimde :)) Belki sizde kendiniz,çocuklarınız veya öğrencileriniz için yararlanırsınız bu envanterden.Yönergeyi okuyarak soruları yanıtlayınız,ardından aşağıdaki puanlama sistemine verdiğiniz cevaplara göre puanları yazıp toplayınız.(örn. ; 1. soruya "sık sık" cevabını verdiyseniz en alttaki işitsel tablosundaki 1 in karşısına 5 yazınız)...Çıkan sonuç sizin öğrenme stiliniz konusunda kesin olmasa da yaklaşık bir şeyler söyleyecek,size ipucu verecektir.Merak edenler için hemen söyleyeyim benim öğrenme stilim görsel-işitsel...Her iki tabloda da puanım eşit çıktı,en az puanım dokunsalda :) sizlerin stillerini de merak ediyorum ona göre :))Hadi bakalım kolay gelsin…

Kolay gelsin dedim ama bir türlü envanteri ve puan tablolarını buraya ekleyemedim.O yüzden merak eden arkadaşları bu sayfamıza alayım :)


**************

Değerlendirme;
Evet tablolarımızda çıkan puanlara bakarak öğrenme stilimizi belirledik böylece.Unutmayın en yüksek puan hangi tablodaysa öğrenme stiliniz odur.



GÖRSEL ÖĞRENİCİLER (GÖRDÜĞÜNE İNANANLAR);
İyi giyinir,ayrıntıları ve renkleri hatırlar,okumayı,yazmayı sever,insanların yüzünü hatırlar ama isimlerini unutur.
Not alarak,liste yaparak,öğrenilecek bilgileri okuyarak,bir gösteriyi izleyerek öğrenir.
Eğlenmek veya dinlenmek için okur.Uzun süre çalışamaz,çalışma sırasında sessiz ortam ister,hızlı okur.
Ne yapılacağını görmeden hareket etmede zorlanır.Gürültülü ortamlarda çalışamaz,ses akort edemez,öğretmenin hoş olmayan görüntüsü ile ilgilenir,sıkıcı ve düzensiz bir sınıfta çalışmak istemez.
Özel yaşamlarında genelde düzenli olurlar.Karışıklık ve dağınıklıktan rahatsız olurlar. Yazmayı sevmeseler bile defterleriniz düzenli,itinalı kullanırlar.Harita,poster,şema gibi görsel araçlardan kolayca etkilenirler ve bu araçlardan öğrendiklerini kolayca hatırlarlar….


İŞİTSEL ÖĞRENİCİLER (KONUŞAN DİNLEYEN ÖĞRENİCİLER)
Doğaçlama (spontan) konuşur,ayaküstü düşünür,karşılaştığı insanların yüzlerini unutur ama adlarını hatırlar,kelimelerle ve dille çalışır,hafif sesli ortamlardan hoşlanır.
Tartışmalardan hoşlanır,seçenekler hakkında konuşur,bir durumda ne yapılacağını o durumu yaşayanlara sorar,yazılılardan ziyade sözlülerde başarılı olur.
Yüksek sesle anlatım,bir öğretmeni dinleme,grup tartışması yapma,çalışma yerinde fon olarak sessiz müzik dinleme ile daha iyi öğrenir.
Görsel öğrenicilerden daha yavaş okur,uzun süre sessiz okuyamaz,okuduğu parçada resimleri umursamaz.
Küçük yaşlarda kendi kendilerine konuşurlar,ses ve müziğe duyarlıdır,sohbet etmeyi birileri ile çalışmayı sever,genellikle ahenkli ve güzel konuşur,yabancı dil öğreniminde başarılıdır.
Göz ile okuma esnasında hiçbir şey anlamayabilirler o nedenle en azından kendisinin duyabileceği bir ses ile okumasına izin verilmelidir.Bilgi alırken dinlemeyi okumaya tercih ederler.


KINESTETİK ÖĞRENİCİLER(HAREKET HALİNDE OLANLAR)
Çeşitli spor ve danslarla uğraşmayı sever,yarışmalardan ve maceralardan hoşlanır,zorluklara meydan okur.Koşma,sıçrama,atlama,yuvarlanma ve büyük motor kasları kullanmaktan hoşlanır.
Problemleri güç kullanarak çözmeye çalışır.Önemli ölçüde bedensel güç gerektiren çözümler arar.Öğrencinin öğrendiği şeyi sergileme veya gösterme eğilimi vardır.Bir şeyi anlatmaktan ziyade nasıl yapılacağını göstermeyi tercih eder.
Canlandırma,taklit yaparak,gezerek daha iyi öğrenir.Eğlenmekten ziyade anlamak için okur.Öğrendiği şeyleri pratiğe döker.
Okunaklı el yazısına sahip değildir.Dışa dönük rahattır.Uzun süre oturamaz.Kelimeleri doğru okuma ve kullanmakta sıkıntı yaşar.
Çalışırken sık sık ara verme gereksinimi duyabilir.Ders çalışırken hareket edebilmesi öğrenmesini kolaylaştırabilir.Örneğin küçük çocuklar çarpım tablosunu öğrenirken ip atlayabilirler…


Neşeniz bol olsun…

6 Mart 2011 Pazar

Size Tavsiye;Sizeyorum :)

 Cyrano Agency (2010)

Yapım:
2010 ~ GüneyKore

•Tür:
Komedi, Romantik

•Yönetmen:
Hyeon-seok Kim

•Oyuncular:
Park shin hye, Uhm Tae Woong, Lee Min Jeong, Sin-hye Park, Cheol-min Park, Daniel Choi, Tae-woong Eom, Hyeon-kyeong Ryu, Mi-so Lee, Min-jung Lee, Sae-beauk Song

•Süre: 115 Dk
Bir kaç tiyatro aşığının sevdikleri sahnelerine kavuşmak için paraya ihtiyaçları vardır.Para kazanmanın yolu da onlar için çöpçatanlıktan geçmektedir.Her şey yolunda giderken bir müşteri çıkagelir .Ve grubun lideri için hiçte kolay olmayacak bir işe evet demek zorunda kalırlar.
Sizeyorum:Film ilk dakikalardan itibaren izleyiciye ilerleyen dakikalarda nasıl keyifli bir film izleyeceğinin sinyallerini veriyor.Senaryosunun ilginçliği yanında bu film şirin çekik gözlü arkadaşlar sayesinde son saniyesine kadar gülümsetiyor.Filmin yarısında sonunu tahmin ettiğinizi düşünüyorsunuz ama senarist sizin gibi düşünmüyor Filmin müzikleri ise gayet güzel seçilmiş.Özellikle Agnes BALTSA şarkısının çaldığı sahneler oldukça romantikti.Ailecek izleyebileceğiniz keyifli bir film.İyi Seyirler…
                                            ***********************
Blogspotun başına gelenler canımızı sıkınca benimde yazma hevesim falan kalmadı ama bu filmden bahsetmeden geçemeyecağim.Biraz kafa dağıtıp rahatlamak isteyenler için harika bir film.Yukarıdaki yazının kaynağı burasıdır.Filmin yanısıra bu sayfayı da sizlere tavsiye ediyorum.Sürekli yenilenen içeriği,yazarının sinemaya bakış açısı ve çok kıymetli tavsiyeleri ile bakmadan geçilmeyecek bir sayfa...İşte Cyrano Agency filminden romantik sahnelerle dinlemeye doyulmacak,hüzünlü ses Agnes Baltsa eseri;


Neşeniz bol olsun....

2 Mart 2011 Çarşamba

ALİ AYŞE'Yİ SEVİYOR :)


ali ayşeyi seviyor

Bu gün çok sevdiğim bir arkadaşım "bu şarkıyı duyunca hemen siz aklıma geldiniz" diyerek face den göndermiş bana bu şarkıyı.Bizde tüm gün dinleyip durduk,gönlümüz şenlendi sözler ile :) Blogspottaki bu belirsizlik sürerken ben de sayfaya bu melodiyi bırakayım,sizlerde dinleyin istedim :)

Neşeniz bol olsun...

SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...