24 Aralık 2010 Cuma

KİTAP KOKUSU,BİLİŞİM KORKUSU

Geçen gün okuduğumuz bir paragrafın ardından bir taraftan sevdicekle konuşuyoruz “teknoloji sayesinde neredeyse her işimizi oturduğumuz yerden bilgisayar ile halleder hale geldik.Alışverişler bile online mağazalardan yapılır,kitaplar bir tıkla internetten seçilir oldu.Neredeyse kitap almak için kitapçıya gitmeye gerek kalmadı,sanal sahaflara rağbet eder oldu okuyucular.Sayfa çevirmenin keyfi,kağıt kokusu,yeni kitabın mürekkebinin hoş kokusunu duymak isteyen yok…” mealinde bir şeyler söylüyoruz bir taraftan da kitapyurdu.com dan alacağımız kitapları seçiyoruz :) Yaptığımızla konuştuklarımızın çelişkisini fark edince başladık gülmeye.Ama hemen avuttum kendimi;ben hala her girdiğim kitapçıda kendimi kaybedip hülyalara dalabiliyorum,hala kitapları raflarından alıp uzun uzun kokluyorum :) Ve hala kitapçıları,kütüphaneleri çok seviyorum.Hala tanımadığım sokaklarda gezerken evlerin açık pencerelerinden baktığımda duvarlarında bol kitap görüyorsam kendimi o evdekilere acayip yakın hissediyorum.Hala birbirinden güzel kitaplar hakkında harika yorumlar yazan onlarca blog okuyorum,o blogların sahiplerini hiç tanımasam bile yazılarını okuyunca “işte bu bizden biri” diyorum.Sanki aynı kabileden gibi bi şeyiz onlarla :) onlardan biriyle bir gün bir yerde karşılaşsam kitaplar sayesinde kolaylıkla diyalog kurabilirim.Hasılı kitaplarla olan bağım hala çok kuvvetli,aramızdaki ilişki sadece okumakla sınırlı değil ;)


Bunca lafın ardından bu kitaplarımı neden internetten tıklayarak aldığıma gelelim.Okumak istediğim kitaplardan birini gittiğim kitapçılarda bulamadım,bir an önce almak için acele edince hemen netten siparişimizi verdik.İki gün sonra yani bugün kargocu amca çaldı kapımızı :) Kargocu amcanın yolunu heyecanla beklemenin hazzı da bir başka konu :)) İnternet falan ama kitapyurdu.com un kitap severlere yaptığı incelikleri seviyorum ben.Evlenmeden önce sevdicek bana hep kitapyurdundan kitap yollardı ve her seferinde kitapla birlikte başka bir sürpriz çıkardı içinden.Bir kere kitapları çok korunaklı bir şekilde paketliyorlar ki bu önemli bir şey.Bir de kampanya filan yapıyorlar ya tadına doyulmuyor o zaman :) Ve bir sürü kitap ayracı yolluyorlar, seviyorum o ayraçları.Bu sefer bir de “cafe crown action” yollamışlar.

Bu yıl okuma açısından kişisel tarihimin en sönük yılını yaşamış olduğum için kendime kızsam da bu haftasonum bol okumalı geçecek.Son kitaplarımın isimlerine gelince;


İstanbul Hatırası - Ahmet Ümit

Bir Bahçe Düşü - Ali Çolak

Ejderha ve Kelebek - A.Ali Ural

Dicle’den Yükselen Feryat Hallac-ı Mansur - Ahmet Çelik

En son kitap en çok merak ettiğimdi.Kitaplarım elime geçer geçmez onları sevdim,kokladım,inceledim ve başladım Hallac’ı anlatanını okumaya :) Bu arada çocukluğum çok kitap -öyle böyle değil ciddi anlamda çok kitap- içinde geçti diye anlatmıştım zamanında.Kitaplar konusunda babamın yolunda emin adımlarla ilerliyorum.Ama babamın eşe dosta veya okuma alışkanlığı kazansınlar diye uğraşıtığı öğrencilerine verdiği fakat bir türlü geri gelmeyen kitapları hiç aklımdan çıkmıyor.İşte bu yüzden sanırım, kitaplarımı paylaşmak konusunda biraz cimriyim :( Ama okumak için isteyene de “hayır” diyemiyorum ki…Yaklaşık iki haftadan fazla bir süredir üç ayrı kitabım üç ayrı arkadaşımda.Biliyorum, gelecek kitaplarım bana geri...yine de korkuyorum işte :(

Selam,çiçek ve kitap ile... :)

Neşeniz bol olsun...

23 Aralık 2010 Perşembe

İKEA DAVE DİZÜSTÜ BİLGİSAYAR SEHPASI

Dizüstü bilgisayarların hayatımıza girmesi ve hayatımızda büyük yer kaplaması yakın bir tarihtedir.Bu bilgisayarların yaygınlaşması ile dizüstüler artık kullanıcılarının dizlerini yakmasın,ağrıtmasın diye kullanışlı,bizi rahatlatan pek çok alternatif eşya çıktı piyasaya.İsmi dizüstü olmasına rağmen bilgisayarı uzun süre dizlerin üstüne koymak pek mümkün değil çünkü :) İlk zamanlar bilgisayarları ısındıkça dizlerini yakmasın diye yastık,yorgan :) vs gibi eşyaları kullanandı Türk halkı.Sonraları ise çok ısınan bu bilgisayarlarını rahatça kucaklarına almak için üst yüzeyi sert ve düz,altı ise boncuk köpük yada boncuk silikon sayesinde yumuşacık olan kahvaltı tepsilerinin üzerine laptoplarımızı (dizüstü bilgisayar demekte ısrarcıydım halbuki) koymaya başladık.Tabi böylelikle bu güzelim yatak tepsilerinin tüm romantizmi uçup gitti :) Aynen bizde uzunca bir süre dizüstü bilgisayarımızı sevdiceğin kuzeninin hediye ettiği tepsi üzerinde kullandık.Ee napalım üzerinde bilgisayar kullanmaya en elverişli edavat o idi :) Zamanla bilgisayar tepsimizin alt yüzeyini kaplayan kumaştan kaçmayı başaran köpükler yavaş yavaş etrafa dağılmaya başlayınca benim de sinirlerim bozulmaya başladı tepsiye.Bu tepsiden daha kullanışlı bir şeyler aramaya giriştim.Bir takım mağazalarda soğutuculu olanlara filan rastladımsa da pek beğenmedim.En son uzun bir zaman önce ikea da bu sehpaya rastladım.Oturdum inceledim,beğendim,aldım.
Kırmızı,beyaz ve siyah olmak üzere üç rengi mevcut.Yükseklik ve eğiminin ayarlanabilmesi (2 kademeli) ve kaydırmaz yüzeyi ile kullanışlı bir ürün.İkeanın öyle her ürününden memnun olamayan ben bu sehpayı sevdim :)
PS;Geçen gün ikeada bu sehpalar indirimdeydi.İndirimli fiyatı sanırım 38 gibi bişey.İlgilenenlere duyrulur :)

Neşeniz bol olsun…

22 Aralık 2010 Çarşamba

EVİMİZİN RENKLERİ

Evde canlı çiçek bakımı –en azından bir çok çiçeğin bakımı- zor değil mi?Çiçekçide görüp hayran kaldığımız,kucaklayıp evimize getirdiğimiz çiçeklerin her zaman ilk gün gibi kalmayabileceğini hesaba katmak lazım.Sahip olduğumuz çiçeğin gerçekten ne istediğini iyi bilmek gerek.Ki bazen de ne kadar ne yapılması gerektiğini bilsekte çare olmuyor.Güzelim bitkilerin önce çiçekleri kuruyup dökülüyor,sonra yaprakları bir bir düşüyor.
Ya da saksı çiçekleri konusunda ben çok şanssızım :) halbuki aldığım çiçeklerin bakımını en ince ayrıntısına kadar öğrenir,elimden geleni yaparım ama bazen sonuç yine yaprak dökümü…en son şurada bahsetmiştim çiçeklerimden.Orada görülen pembe çiçeğimin sadece yaprakları kaldı artık :( onun ardından Atatürk çiçeğimde yapraklarını dökecek gibi olunca soluğu çiçekçimde aldım.Tavsiyelerine uyarak önce yerlerini değiştirdim,sonra gerekenleri yaptım,kurtarmaya çalışıyorum hala.

 Evde çiçek olmasını seviyorsan en iyisi bakımı kolay çiçekler :) Ben bunu düşünerek değil de minik saksılarının renklerine bayılarak aldım fotoğraftaki kaktüslerimizi.Sonra baktım ki bakımı da çok kolay bu miniklerin.Bu arada kaktüslerin arkasındaki hani şurada ve şurada bahsettiğim çiçeğimiz guzmania...
Yakın bir zamanda kaktüsün bilgisayar gibi elektronik cihazlardan yayılan radyasyonu emerek zararlı etkilerini azalttığı söylentisi internette yayılınca kaktüs satışlarında patlama olmuş.Ama bazı yetkili kimselerce yapılan açıklamalara göre kaktüsle ilgili net bir bilimsel görüş yokmuş.Kaktüs radyasyonu emer mi emmez mi bilmem ama minik saksılarıyla evimize renk katan,beni çok uğraştırmayan bu kaktüsleri ben çok sevdim.
PS;Kaktüsgiller familyasında sınıflandırılan opuntia bazı yörelerde “kaynanadili” ismiyle anılır.Sanırım eskiden kaynanalar pek sivri dilli,diken sözlüymüş :)

Neşeniz bol olsun….

21 Aralık 2010 Salı

SEVİMLİ BİR HEDİYE;ŞİŞE İÇİNDE GEMİ :)

 Ortada hiçbir sebep yokken,öylesine,tamamen içten gelen bir hediye…Gönlü güzel bir dostun uzattığı şirin bir paket sayesinde güzelleşen ılık bir Salı günü.Hafta sonunun aksine iki gündür İzmir öylesine tatlı bir güneşle içimizi ısıtıyor ki ne mutlu İzmirliye :)

Bugün bana uzatılan paketi bir açtım içinden bu şirin şey çıktı;şişe içinde gemi :) Daha önce aynen buna benzer sevimli bir gemicikte öğrencimden gelmişti.Bu tarz cam şişe içine yerleştirilen gemi maketlerinin aşinasıyım Sinop’tan.Kocaman,ağzı dapdaracık şişelere öylesine ustalıkla gemi maketleri yerleştirirler ki hayran kalmamak elde değil.Yani demem o ki yolunuz bir gün Sinop’a düşerse mutlaka şişede gemi maketlerine bakın hatta eviniz için alın bir tane…
P.S;Şişe içine geminin nasıl yapıldığına dair bir çok video var nette.Meraklı ve yetenekli olan arkadaşlar deneyebilirler…
Neşeniz bol olsun…

20 Aralık 2010 Pazartesi

SEBZELİ FARFALLE TRİCOLORE SALATASI


Haftanın ilk gününü atlattık çok şükür.Bu gün size haftasonu afiyetle yiyip doyamadığımız bir lezzetin tarifini sunayım istedim.Başlığa bakmayın siz,bildiğiniz "Sebzeli Makarna" tarifi vereceğim :) Ali öğrenci evinde yediği makarnaların fazlalığı nedeniyle makarnadan bıkmış biri.Onun aksine ben makarnayı çok seviyorum.Bu makarnayı Ali denemek istedi ve bildiği makarları unuttu bunu yedikten sonra :) Çünkü oldukça hafif,süper bir lezzet.Makarnayı gördüğümde öylesine iştahım kabarmıştı ki düzgün bir fotoğraf çekemedim,ancak bu kadar oldu :)

İşte tarifi;

Malzemeler;
1 paket farfalle (kelebek) makarna
1 adet küçük boy havuç
1 adet küçük boy patates
1 adet küçük kırmızı biber
1 adet küçük parça brokoli
2 yemek kaşığı mayonez
2 yemek kaşığı yoğurt
1/3 yemek kaşığı dğranmış dereotu
tuz
pulbiber

Hazırlanışı;
.Bir paket kelebek makarnayı çok yumuşamayacak şekilde haşlayınız.
.Sebzeleri küçük küpler halinde doğrayınız ve haşlayınız.
.Makarnayı süzünüz,soğuk sudan geçiriniz ve soğumaya bırakınız.
.Mayonez,yoğurt ve pişirilmiş sebzeleri karıştırarak makarnaya ilave ediniz.
.Tuz ve pulbiber ile tatlandırınız,dereotu ile süsleyerek servis yapınız.
Afiyet olsun...
Neşeniz bol olsun...

17 Aralık 2010 Cuma

DEKORATİF NASREDDİN HOCA :)

Günün adı bile insanı dinlendirmeye yetiyor :) En azından bana öyle oluyor, günlerden Cuma diyorum keyfim yerine geliyor.Hele bir de bugün dersim erkenden bitiyor ya eve gelir gelmez tatil erkenden başlıyor benim için.Bugün sizin için evdeki minik Nasreddin Hocamızı fotoğrafladım.Bu şirin şeyi geçen bayram Konya’dan dönerken uğradığımız Akşehir’den almıştım.Ne tatlı değil mi?Evimize gelen misafir çocuklarının gözdelerinden biri de bu hocamız :)

Böyle elma yanaklı tatlı bir Nasreddin Hoca olur da bizi gülümseten fıkraları olmaz mı? ;

BENİM YERİME SENİ GÖTÜRÜR
Hoca Nasreddin ölüm döşeğindeymiş. Karısını çağırmış.
-Hanim en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur.
-Ayol hoca delirdin mi sen. Bu durumdayken ben nasıl süslenirim?
-İyi ya azrail gelince belki beğenip benim yerime seni götürür.
:))
Tazı
Ava meraklı çok cimri bir subaşı Nasreddin Hoca'ya:
-“Hoca Efendi, bana tavşan kulaklı, geyik bacaklı karınca belli, şöyle sicim gibi zayıf bir tazı buluver!” der.
Bir süre sonra Hoca, bir sokak köpeğinin boynuna ip takıp subaşıya götürür. Subaşı:
-“Aman Hoca Efendi, ben senden incecik bir tazı istemiştim. Sen ise bana koca bir sokak köpeği getirmişsin!” deyince,
Hoca lafı gediğine koyar:
- “Merak etmeyin efendim. Sizin yanınızda bu köpek bir aya varmaz, tazıya döner!..”
:))

 
Neşeniz bol olsun…

ONE LOVELY BLOG AWARD

Sevgili İlkbahar ödüllendirmiş bizi.Haftanın bu en güzel gününde bu güzel ödül iyi geldi:) Teşekkürler İlkbahar.

Bu ödül benden farklı ve eğlenceli yazılarıyla okumaya doyamadığım la row güncel e gitsin...

Neşeniz bol olsun...

SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...