Herkes gibi bende hediyelere,ödüllere bayılıyorum.Bugün sayfamda ne var ne yok bakayım derken sevgili Pınar’ın yorumuyla ödülüme koştum.Pınar’ın blogunun adı “yaşasın ben” ben ona kısaca “yaşasın Pınar” diyorum.Pınar öncelikle benim için yayınladığı şu fotoğraflar ve yazısıyla beni çok mutlu etmişti bugünde bu ödülle…Ödülü alıp,dönüp gitmek yok ama,ödülün şartları var;
1)Sizi ödüllendirene teşekkür edin.
2)Sizi ödüllendirenin blog linkini yayınlayın.
3)Ödülün logosunu yayınlayın.
4)7 yaratıcı bloggeri ödüllendirin.
5)7 blogun linkini yayınlayın.
6)Ödüllendirdiklerinizi haberdar edin.
7)Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın.
Bende ödül vermek istiyorum ve kimi yazsam şaşıp kalıyorum.Tüm arkadaşlara gitsin bu ödül diyeceğim ama şartlar 7 blog ismi yaz diyor :) Öncelikle bu yazıyı okuyan herkes üzerine alınsın, şimdi 7 isim yazayım da şartı yerine getireyim;blogunu yakın bir zamanda tanıdığım sevgili Aslı,her zaman samimi yorumlarıyla beni onure eden sevgili ablogta ,cancağızım çillim çilli begonya,blogu olmayan ama sayfamızı okumaktan vazgeçmeyip,bize sürekli nazar duası okuyan Figen Abla,blogundan güzel esintiler taşan Sevgi, kaleminden çıkan her cümle ile bizleri büyüleyen Newbahar ve çikolatacı kız tedirginruhcikolatacısı bu ödül tüm okuyucularımla birlikte sizlere…
Kendim hakkında 7 ilginç şeyi daha önce yazmıştım.Bir daha yazıpta baymayayım şimdi :)
Neşeniz bol olsun…
17 Mart 2010 Çarşamba
15 Mart 2010 Pazartesi
NİHAYET EST...
Blog dünyamızda Eyüp Sabri Tuncer in kampanyasından yararlanmayan kalmadı sanırım.Benim bu kampanyadan yararlanma sürecim oldukça uzun sürdü.Siparişlerimi uzun zaman önce vermeme rağmen daha bugün ulaştılar elime.Önce sitede yapılan açıklamalara bakarak bu kadar uzamasına aldırmamıştım,ama benden sonra sipariş veren arkadaşların ve ablamın kargosu benden önce ellerine ulaşınca bu işte bir gariplik olduğunu anladım.Sayfada sipariş takibini yapabileceğim bir bilgi bulamayınca Ali girdi devreye.Nasıl etti bilemiyorum ama ilgili kişiye ulaşmış ve geçen akşam bir bayan beni aradı.Siparişlerimin Eyüp Sabri Tuncer den yola çıktığını ama siparişin kargo ayağında bir sıkıntı olduğunu,kargomun kaybolduğunu özür dileyerek haber verdi -bendeki şans işte- :)Ve hemen ertesi gün yeni paketimin yola çıkacağını haber verdi.Siparişim yola çıkar çıkmaz da bana maille ulaşarak paketin yolda olduğunu,aynı zamanda yoğun istek üzerine kampanyanın 25 Mart a kadar uzatıldığını bildirdi.Neyse ki yaşanan aksilikler bitti de kavuştuk Est lere :)
Ben el yapımı iki değişik kalıp sabun seçmiştim,hediye seti olarak ise Pure Love u tercih ettim.Sabunlar oldukça güzel,kokuları da hoş dekoratif olarakta gayet güzel görünüyorlar.Pure love ise henüz kullanmadım ama tek tek kokularına baktım biraz keskin olmakla birlikte kullanılınca gayet hoş bir koku bırakacak anlaşılan…
Haftanın ilk günü EST günü oldu işte :)
Neşeniz bol olsun…
Ben el yapımı iki değişik kalıp sabun seçmiştim,hediye seti olarak ise Pure Love u tercih ettim.Sabunlar oldukça güzel,kokuları da hoş dekoratif olarakta gayet güzel görünüyorlar.Pure love ise henüz kullanmadım ama tek tek kokularına baktım biraz keskin olmakla birlikte kullanılınca gayet hoş bir koku bırakacak anlaşılan…
Haftanın ilk günü EST günü oldu işte :)
Neşeniz bol olsun…
12 Mart 2010 Cuma
BİRİ ÇANTAMI KARIŞTIRIYOR :)
Son zamanlarda blogları saran çanta karıştırma merakı buraya da sıçradı nihayet.Bir çok erkek blogcunun anlam veremediği bu etkinlik sanırım bizim merakımızın bir sonucu :) Sevgili İlkaycım “en sevdiğim şey çanta karıştırmak :))” diyerek başlamış yazısına ve hadi dök çantanı bir güzel çift diyerek bana da döktürdü çantamı :) Çantamı döktüm ve fotoğrafladım İlkay için.Neyse ki çantamı daha bu sabah değiştirdiğim için tüm fazlalıklardan kurtarmıştım çantamı.Genelde büyük çanta kullanıyorum ve bilirsiniz büyük çantalara eline geçen her şeyi atıyor insan,sonra aradığını bul bulabilirsen :)
Neyse işte çantam ve içindekiler ;
Çantam ; Accessories…geçen yıl çok severek almıştım.
Cüzdanım ; Öğrencilerim bayılıyor cüzdanıma.Üzerindeki minik taşlar parıl parıl parlıyor ya bayılıyorlar buna :)
Bozuk para cüzdanım ; Geçen yaz Çandarlı sahilinde dolaşırken görmüştüm,benim beğendiğimi gören annem almıştı onu bana.Üzerine yer yer pul işlenmiş minik bir şey işte :)
Kalemliğim ; bu pembe kalemliğimi yakın zamanda aldım.Hani dedim ya çanta büyük olunca aradığımı bir türlü bulamıyorum diye.İşte kalemliğim yokken sınıfta defteri imzalamak için aradığım kalemlerimi bile bulamıyordum bir türlü.Şimdi rengarenk kalemlerimi koydum içine,çokta kolay bulabiliyorum :)
Parfümüm ; Normelde parfümümü fotoğrafta görünen –parfüm şişesinin önündeki-küçük parfüm kutusunda taşıyorum.Hazır fotoğraflarken aklıma geldi hemen ona aktardım.Parfümümü merak edenler için;Escada Desire Me…Yakın bir zamanda kullanmaya başladım bu parfümü,parfümümü değiştirmeyi düşünüyorum falan derken Alişim’in doğum günümdeki hediyelerinden biriydi bu parfüm.Kokular konusunda çok hassasım ben,öyle her parfümü kullanamam.Şimdilerde sevdiceğim sayesinde çikolata,kahve,şakayık ve miva orkidesi kokularının karışımı harika bir esinti hissediyorum hergün :)
Not defterim ; İçinde rengarenk post-it lerin olduğu kırmızı not defterimi de Ali getirmişti bana.
İsim Kaşem ; Dikkat ediniz kaşemde kırmızı :) Öğrenci defterlerine imza atmakla yorulma diye Ali yaptırtmıştı bunu da :) Adımı soyadımı yazmakla uğraşmıyorum hele bir de iki soyisim olunca yazmak zor geliyor bana :))
Ders CD lerim ; Geçen gün Milli Eğitim bana bir sürü görsel materyal gönderdi.Sağolsunlar.Okuldaki dolabıma koymayı unuttum çantamda geziyorlar benimle.
Kulaklık ; Çoğu zaman okul çıkışlarında yürüdüğüm ağaçlı yolda radyo dinlemek için yanımdan ayırmadığım telefonumun kulaklığı.
Tokam ; Okulda saçlarımla sürekli oynadığım için yedek tokam yanımdadır her zaman.Bu tokayı geçen yaz Dikili de sahildeki çadırlardan birinden almıştım.
Yeşil bileklik,sakız ; Beşinci sınıflardan Zeynep’in hediyesi bunlar bana.Bugün hediye etmişti henüz boncuklu bilekliğimi kullanıp sakızımı çiğneyemedim :)
Ağrı kesici ; Kolay kolay ilaç içmem,içemem.Ağrıyı çekerim ama o hapları yutmam.Ama majezik çantamdan eksik olmaz.
Kitabım ; Ne zaman,nereye gidersem gideyim çantamdan kitap eksik olmaz.Bu aralar yanımda gezdirdiğim kitap; Kitab-ı Aşk-İskender Pala…
Telefonum ; Çantamı döktüğümde telefonla konuşuyordum.Bir yandan da fotoğraf çekiyordum.Kimi sabahlar evden çıkarken unuttuğum telefonum,bugün unutmadım :) unutmadım ama telefon bana lazım olduğu için çantamdakilerin arasında fotoğraflayamadım onu,neyse konuşmam bitince onu da fotoğraflayıverdim :)
Fotoğraf makinem ; Bir onu görmediniz değil mi? :) Yakında ikinci fotoğraf makinemi aldığım zaman fotoğraflarım onu da :)
Bitti…
Bitti değil mi?unuttuğum bir şey kaldı mı?Sahi makyaj çantam,anahtarlarım,ıslak mendillerim nerde işte onları unutmuşum,çantamın içinde kalmışlar,nasıl çanta dökmekse benimki :))
Benim de merak ettiğim çantalar vardı.Ama onların çantaları da karıştırıldı çok şükür :)))
Neşeniz bol olsun…
Neyse işte çantam ve içindekiler ;
Çantam ; Accessories…geçen yıl çok severek almıştım.
Cüzdanım ; Öğrencilerim bayılıyor cüzdanıma.Üzerindeki minik taşlar parıl parıl parlıyor ya bayılıyorlar buna :)
Bozuk para cüzdanım ; Geçen yaz Çandarlı sahilinde dolaşırken görmüştüm,benim beğendiğimi gören annem almıştı onu bana.Üzerine yer yer pul işlenmiş minik bir şey işte :)
Kalemliğim ; bu pembe kalemliğimi yakın zamanda aldım.Hani dedim ya çanta büyük olunca aradığımı bir türlü bulamıyorum diye.İşte kalemliğim yokken sınıfta defteri imzalamak için aradığım kalemlerimi bile bulamıyordum bir türlü.Şimdi rengarenk kalemlerimi koydum içine,çokta kolay bulabiliyorum :)
Parfümüm ; Normelde parfümümü fotoğrafta görünen –parfüm şişesinin önündeki-küçük parfüm kutusunda taşıyorum.Hazır fotoğraflarken aklıma geldi hemen ona aktardım.Parfümümü merak edenler için;Escada Desire Me…Yakın bir zamanda kullanmaya başladım bu parfümü,parfümümü değiştirmeyi düşünüyorum falan derken Alişim’in doğum günümdeki hediyelerinden biriydi bu parfüm.Kokular konusunda çok hassasım ben,öyle her parfümü kullanamam.Şimdilerde sevdiceğim sayesinde çikolata,kahve,şakayık ve miva orkidesi kokularının karışımı harika bir esinti hissediyorum hergün :)
Not defterim ; İçinde rengarenk post-it lerin olduğu kırmızı not defterimi de Ali getirmişti bana.
İsim Kaşem ; Dikkat ediniz kaşemde kırmızı :) Öğrenci defterlerine imza atmakla yorulma diye Ali yaptırtmıştı bunu da :) Adımı soyadımı yazmakla uğraşmıyorum hele bir de iki soyisim olunca yazmak zor geliyor bana :))
Ders CD lerim ; Geçen gün Milli Eğitim bana bir sürü görsel materyal gönderdi.Sağolsunlar.Okuldaki dolabıma koymayı unuttum çantamda geziyorlar benimle.
Kulaklık ; Çoğu zaman okul çıkışlarında yürüdüğüm ağaçlı yolda radyo dinlemek için yanımdan ayırmadığım telefonumun kulaklığı.
Tokam ; Okulda saçlarımla sürekli oynadığım için yedek tokam yanımdadır her zaman.Bu tokayı geçen yaz Dikili de sahildeki çadırlardan birinden almıştım.
Yeşil bileklik,sakız ; Beşinci sınıflardan Zeynep’in hediyesi bunlar bana.Bugün hediye etmişti henüz boncuklu bilekliğimi kullanıp sakızımı çiğneyemedim :)
Ağrı kesici ; Kolay kolay ilaç içmem,içemem.Ağrıyı çekerim ama o hapları yutmam.Ama majezik çantamdan eksik olmaz.
Kitabım ; Ne zaman,nereye gidersem gideyim çantamdan kitap eksik olmaz.Bu aralar yanımda gezdirdiğim kitap; Kitab-ı Aşk-İskender Pala…
Telefonum ; Çantamı döktüğümde telefonla konuşuyordum.Bir yandan da fotoğraf çekiyordum.Kimi sabahlar evden çıkarken unuttuğum telefonum,bugün unutmadım :) unutmadım ama telefon bana lazım olduğu için çantamdakilerin arasında fotoğraflayamadım onu,neyse konuşmam bitince onu da fotoğraflayıverdim :)
Fotoğraf makinem ; Bir onu görmediniz değil mi? :) Yakında ikinci fotoğraf makinemi aldığım zaman fotoğraflarım onu da :)
Bitti…
Bitti değil mi?unuttuğum bir şey kaldı mı?Sahi makyaj çantam,anahtarlarım,ıslak mendillerim nerde işte onları unutmuşum,çantamın içinde kalmışlar,nasıl çanta dökmekse benimki :))
Benim de merak ettiğim çantalar vardı.Ama onların çantaları da karıştırıldı çok şükür :)))
Neşeniz bol olsun…
9 Mart 2010 Salı
GÜN BATIMI SARISI
Daha bahar gelmeden bana depresyonu geldi sanırım :) Ciddi ciddi her mevsim değişiminde benimde ruh halim değişiverir,adamakıllı gel-gitlerim olur.Sadece mevsim değişimlerinde olsa iyi bir gün içinde her türlü ruh haline bürünebiliyorum çoğu zaman.
Gün içinde beni en çok güneş doğarken yahutta güneş batarken ki dakikalar etkiler.Hele akşam üstleri güneş batarken evdeysem,yalnızsam bir de boş boş oturuyorsam seyreyle bendeki hüznü :( Çevremdeki herkes özellikle de Alişim çok iyi bilir benim “Akşamüstü hüznü” vakitlerimi, çok iyi bilir “günbatımı sarısı”nın beni nasıl mahzunlaştırdığını.O yüzden Onu tanıdığım günden beri bahsettiğim bu vakitlerde bir kere bile yalnız bırakmadı beni.Ne yapıp edip yanımda oldu hep…
Ve yıllar önce ilk zamanlarımızda benim bu saniyelik değişen ruh hallerimi fazlasıyla tuhaf bulup her seferinde bana nasıl davranacağını şaşırıp adeta kendini parçalardı sevdiceğim.Ama uzun zamandır hele de evlendiğimizden beri beni çözmüş :) artık her türlü atağıma önceden hazır ve temkinli :)O yüzden beni en iyi anlayıp,dinleyenimdir kendisi…
Mesela bu aralar sabahları ani bir coşku ile fırlıyorum yataktan,coşkumu gören zannederki ben bu enerji ile uçarak gideceğim okula ama bir de bakmışsın iki dakika sonra sabun köpüğü misali dağılıvermiş tüm coşkum.Zaten sabah mahmurluğu geçmeden konuşmamayı huy edinenlerdenim, yataktan fırlarkenki coşkumun yerini birdenbire uykulu gözlerim ve ağzımı bıçak açmayan hallerim alıyor.Neyse ki okula gidene kadar Alişim’in coşkusunu paylaşıp,ilk dersin sonlarına doğru açılıyorum.
Hasılı diyeceğim şudur ki bu “geçiş zamanları” mı desem “iki arada bir deredeki vakitler” mi desem ne desem bilemediğim bu değişim zamanları beni çok yoruyor.Kış desem değil,bahar desem hiç değil.Güneş batarken olduğu gibi gündüz desem değil akşam desem o hiç değil.
Gün dönüyor,mevsim değişiyor ben arada kalıyorum :)
*Fotoğraflar sevgili Alişim'in objektifinden...
Neşeniz bol olsun…
Gün içinde beni en çok güneş doğarken yahutta güneş batarken ki dakikalar etkiler.Hele akşam üstleri güneş batarken evdeysem,yalnızsam bir de boş boş oturuyorsam seyreyle bendeki hüznü :( Çevremdeki herkes özellikle de Alişim çok iyi bilir benim “Akşamüstü hüznü” vakitlerimi, çok iyi bilir “günbatımı sarısı”nın beni nasıl mahzunlaştırdığını.O yüzden Onu tanıdığım günden beri bahsettiğim bu vakitlerde bir kere bile yalnız bırakmadı beni.Ne yapıp edip yanımda oldu hep…
Ve yıllar önce ilk zamanlarımızda benim bu saniyelik değişen ruh hallerimi fazlasıyla tuhaf bulup her seferinde bana nasıl davranacağını şaşırıp adeta kendini parçalardı sevdiceğim.Ama uzun zamandır hele de evlendiğimizden beri beni çözmüş :) artık her türlü atağıma önceden hazır ve temkinli :)O yüzden beni en iyi anlayıp,dinleyenimdir kendisi…
Mesela bu aralar sabahları ani bir coşku ile fırlıyorum yataktan,coşkumu gören zannederki ben bu enerji ile uçarak gideceğim okula ama bir de bakmışsın iki dakika sonra sabun köpüğü misali dağılıvermiş tüm coşkum.Zaten sabah mahmurluğu geçmeden konuşmamayı huy edinenlerdenim, yataktan fırlarkenki coşkumun yerini birdenbire uykulu gözlerim ve ağzımı bıçak açmayan hallerim alıyor.Neyse ki okula gidene kadar Alişim’in coşkusunu paylaşıp,ilk dersin sonlarına doğru açılıyorum.
Hasılı diyeceğim şudur ki bu “geçiş zamanları” mı desem “iki arada bir deredeki vakitler” mi desem ne desem bilemediğim bu değişim zamanları beni çok yoruyor.Kış desem değil,bahar desem hiç değil.Güneş batarken olduğu gibi gündüz desem değil akşam desem o hiç değil.
Gün dönüyor,mevsim değişiyor ben arada kalıyorum :)
*Fotoğraflar sevgili Alişim'in objektifinden...
Neşeniz bol olsun…
7 Mart 2010 Pazar
TAVLA-MISIR
Bu hafta cumadan gittik Çandar’lıya ve cumartesi akşamı döndük.Çandarlı’nın en güzel günleri başlıyor yavaş yavaş.Her yer yeşilleniyor,bembeyaz papatyalar sarmış bahçemizi.Şimdi sıra ağaçlarda hele bir de ağaçlar çiçeklensin Çandarlı’ya doyum olmaz .Bu hafta balkona her çıktığımda bir papatyalara baktım gülümsedim bir de bulutlu gökyüzü altında iyice Karadeniz e benzeyen Ege ye bakıp sakinleştim.Ben sakinleştim ama lodos sayesinde Ege yi hırçın bırakıp döndük Ege nin başka bir kıyısına…
Pazar günümüzü evimizde geçirdik.Bu sabah bir yandan sevgilinin ta geceden aklına düşen “peynirli bişi” leri kahvaltıya hazırlarken bir yandan da hamurlarla oynayıp un savaşı yaptık:)Biz kahvaltımızı yaparken yağmur vurmaya başladı cama ve kahvaltı sonrası Pazar yürüyüşümüzde de eşlik etti bize.
Böyle yağmurlu havalarda yapılacak en güzel şeyi yaptık eve döndüğümüzde;Önce bir tavla maçı yaptık.Tabiki ben yine yenildim :) Her zaman bir hışımla bir de acayip laflar ederek oturuyorum tavlanın başına.Kendime güvenimi görseniz karşıma oturanı perişan ediyorum oyunda sanırsınız.Ama nafile,Ali’nin bilerek yenilmeleri ve “hayatım o taşı oraya değil buraya koy” şeklindeki müdahaleleri de olmasa “kazanmak” nedir bilemeyeceğim :) Bir de her seferinde içime dolan kazanma hırsıyla “kölecilik” oynamaya kalkışıyorum.Bilir misiniz bilmem, oyunda yenilen kişi yenen kişinin bir gün boyunca kölesi olur.Biz buna kölecilik diyoruz :) Mesela biz bunu çok önceleri ablamlarla yapardık,köle olana yapmadığımız eziyet kalmazdı;yok “bana su getir”,yok “bulaşıkları sen yıka”,”kolumu kaldıracak halim yok köleciğim kolumu sen kaldır” :) neyse ki Aliciğim bana kıyamıyor da sevgili kölesini azad ediyor her defasında :)
Tavla maçının ardından kocaman bir kase patlamış mısırın yanına güzel filmler seçtik yine.Filmlerden bir tanesi “Ice Castles-(2010)” IMDB puanı 4.7… Güzel bir müzik ve bembeyaz bir manzara ile başlayan klasik bir romantik film.Benim gibi buz pateni izlemeye meraklı olanların izleyebileceği bir film ama izlemezsenizde çok bir şey kaybetmezsiniz :)
Diğer film ise “The Lovely Bones- (2009)” IMDB puanı 6.7…Alice Sebold‘un 2002 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan The Lovely Bones filminin yönetmeni Peter Jackson.Filmin uyarlandığı kitabı okusam çok daha büyük keyif alırdım eminimki…Çünkü filmdeki bir çok sahnenin gereksizliği,tempoyu düşüren ayrıntılar benim de filme olan ilgimi azalttı.6.7 puan çok gibi geldi bana…yinede izlemek isteyenlere iyi seyirler…
Bir hafta sonu daha böylece bitti.Şimdiden pazartesi sendromunu yaşamaya başladım bile ben :)
Neşeniz bol olsun…
Pazar günümüzü evimizde geçirdik.Bu sabah bir yandan sevgilinin ta geceden aklına düşen “peynirli bişi” leri kahvaltıya hazırlarken bir yandan da hamurlarla oynayıp un savaşı yaptık:)Biz kahvaltımızı yaparken yağmur vurmaya başladı cama ve kahvaltı sonrası Pazar yürüyüşümüzde de eşlik etti bize.
Böyle yağmurlu havalarda yapılacak en güzel şeyi yaptık eve döndüğümüzde;Önce bir tavla maçı yaptık.Tabiki ben yine yenildim :) Her zaman bir hışımla bir de acayip laflar ederek oturuyorum tavlanın başına.Kendime güvenimi görseniz karşıma oturanı perişan ediyorum oyunda sanırsınız.Ama nafile,Ali’nin bilerek yenilmeleri ve “hayatım o taşı oraya değil buraya koy” şeklindeki müdahaleleri de olmasa “kazanmak” nedir bilemeyeceğim :) Bir de her seferinde içime dolan kazanma hırsıyla “kölecilik” oynamaya kalkışıyorum.Bilir misiniz bilmem, oyunda yenilen kişi yenen kişinin bir gün boyunca kölesi olur.Biz buna kölecilik diyoruz :) Mesela biz bunu çok önceleri ablamlarla yapardık,köle olana yapmadığımız eziyet kalmazdı;yok “bana su getir”,yok “bulaşıkları sen yıka”,”kolumu kaldıracak halim yok köleciğim kolumu sen kaldır” :) neyse ki Aliciğim bana kıyamıyor da sevgili kölesini azad ediyor her defasında :)
Tavla maçının ardından kocaman bir kase patlamış mısırın yanına güzel filmler seçtik yine.Filmlerden bir tanesi “Ice Castles-(2010)” IMDB puanı 4.7… Güzel bir müzik ve bembeyaz bir manzara ile başlayan klasik bir romantik film.Benim gibi buz pateni izlemeye meraklı olanların izleyebileceği bir film ama izlemezsenizde çok bir şey kaybetmezsiniz :)
Diğer film ise “The Lovely Bones- (2009)” IMDB puanı 6.7…Alice Sebold‘un 2002 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan The Lovely Bones filminin yönetmeni Peter Jackson.Filmin uyarlandığı kitabı okusam çok daha büyük keyif alırdım eminimki…Çünkü filmdeki bir çok sahnenin gereksizliği,tempoyu düşüren ayrıntılar benim de filme olan ilgimi azalttı.6.7 puan çok gibi geldi bana…yinede izlemek isteyenlere iyi seyirler…
Bir hafta sonu daha böylece bitti.Şimdiden pazartesi sendromunu yaşamaya başladım bile ben :)
Neşeniz bol olsun…
2 Mart 2010 Salı
AYNA
Uzunca bir zaman önce şurada yazlıktaki odamızı dekore edeceğimizden bahsetmiştim.O yazıyı yazdığımda salon takımları yeni alınmıştı.salon takımlarının ardından Halılar, perdeler, tablolar derken her şeyi daha çok annemin beğenisini göz önünde bulundurarak tamamladık ve harika bir salon çıktı ortaya.Sonunda söz verdiğim gibi onları fotoğraflamak aklıma geldi.Biraz geç oldu ama bir sonraki yazımda o fotoğrafları da paylaşacağım buradan.
Ve biz o zamandan bu zamana hala odamız için tek bir çöp bile alamadık:) Benim kararsızlığım, zor beğenmem ve daha çok 'nasıl olsa acelemiz yok' diyerek ağırdan almamdan dolayı yeni eşyalarımızı henüz almadık.O zamanda yazmıştım ya bembeyaz içimizi aydınlatacak bir oda olacak orası .Çünkü Ali öyle istiyor.Bu sefer de her şey onun zevkine göre olacak.
Ve o günden bugüne benim kafamda odamızın Mobilyaları belirginleşti.Bu Akşam eski fotoğraflarımıza bakarken bir zamanlar tam da istediğim gibi bir ayna fotoğrafladığımı fark ettim.Hemen sizlerle de paylaşayım istedim.Tam bizim hayalimizdeki beyaz mobilyalara uygun, çok güzel ...
Bu ayna düğün sonrası balayına çıkmadan önce iki gün dinlenmek için kaldığımız Beyond Hotel in Balayı suit * inden.Bu arada Beyond otel dünyadaki 7 tasarım otelinden biri seçilmiş, farklı dekorasyonu ve retro mimarisiyle tek kelime ile süperdi.O gün orada bir çok fotoğraf çekmiştim ama daha sonra yayınlamayı unutmuşum demekki.Bu aynayı o zamanda çok beğenmiştim, şimdi buna benzer bir ayna bulacağım ya da yaptıracağım.Bir yerlerde gözünüze çarparsa bana haber verin olur mu?Fotoğrafta aynadan bakan gelin benim, kendimi buğulamak için epeyi bir uğraştım:)
27 Şubat 2010 Cumartesi
YAĞMURLU...
Yağacak yağmurun haberini vermişlerdi daha hafta bitmeden.Bu habere rağmen çıktık yollara.Daha biz evin önünde iken başladı yağmur.Önce hafif hafif ,nazlı nazlı dökülürken damlalar birden hızlanıverdi.İlerleyen saatlerde de kimi zaman hız kesti kimi zaman bardaktan boşanırcasına yağdı ama tüm gün kesilmedi.Bütün gün dışarıda olduğumuz için doyasıya izledik yağmuru.Havalar soğuk olup günler fazlasıyla yoğun geçince sürekli şikayet ediyorduk ailece bir şeyler yapamıyoruz diye.Bu sefer Aytaç’ta katılınca bize -ailece olmasa da- birlikte vakit geçirmiş olduk.Bu arada Aytaç Ali’nin kardeşi…Bugün Tire’ye gittik.Planımız geze geze gidip Tire yolu üzerindeki güzellikleri görmekti ve yağmurun hız kestiği vakitlerde yolumuzun üzerindeki tüm güzelliklerden yararlandık.Yağmur nedeniyle Tire’yi tam anlamıyla gezip göremesekte Tire’yi en tepeden görebildiğimiz bir yerde yemek yiyip karnımızı doyurup farklı yollardan döndük evimize.
İzmir’den çıkmadan önce sevgilinin tatlı halasının kızına uğradık ayaküstü.Selamlaştık,görüştük tam ayrılacakken elime bir paket tutuşturdu Hatice abla.Bu ne filan derken açtım baktım ki pamuk gibi,çok cici bir şal.Beni tanıyanlar bilir fazlasıyla şal meraklısıyımdır ben.Rengarenk şallarımı tüm kış taşırım boynumda,omuzlarımda.Hazır yağmurda yağarken hemen yeni şalımı atıverdim omuzlarıma…sıcacık…pamuk gibi… :)
Şal meraklısı olmam bir yana çok üşürüm ben.Hele bir de okulda sıcacık sınıftan çıkıp öğretmenler odasına gidene kadar geçen sürede oluyor ne oluyorsa.Hastalanıveriyor insan farkında olmadan.Böyle durumlarda şallar yetişiyor imdadımıza :) Benim çok üşüdüğümü bilen Alişim’in annesi daha biz evlenmeden önce birbirinden güzel kazaklar örmüştü bana.Hala da örüyor.En son fotoğraftaki mavi süveterimi örmüş bana.Bu gün hava serin olunca evde maviş maviş giyeyim dedim :)
Neşeniz bol olsun…
İzmir’den çıkmadan önce sevgilinin tatlı halasının kızına uğradık ayaküstü.Selamlaştık,görüştük tam ayrılacakken elime bir paket tutuşturdu Hatice abla.Bu ne filan derken açtım baktım ki pamuk gibi,çok cici bir şal.Beni tanıyanlar bilir fazlasıyla şal meraklısıyımdır ben.Rengarenk şallarımı tüm kış taşırım boynumda,omuzlarımda.Hazır yağmurda yağarken hemen yeni şalımı atıverdim omuzlarıma…sıcacık…pamuk gibi… :)
Şal meraklısı olmam bir yana çok üşürüm ben.Hele bir de okulda sıcacık sınıftan çıkıp öğretmenler odasına gidene kadar geçen sürede oluyor ne oluyorsa.Hastalanıveriyor insan farkında olmadan.Böyle durumlarda şallar yetişiyor imdadımıza :) Benim çok üşüdüğümü bilen Alişim’in annesi daha biz evlenmeden önce birbirinden güzel kazaklar örmüştü bana.Hala da örüyor.En son fotoğraftaki mavi süveterimi örmüş bana.Bu gün hava serin olunca evde maviş maviş giyeyim dedim :)
Neşeniz bol olsun…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
SELANİK
İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...
-
Canım anneciğimin nereden aklına geldiyse kalkmış bize poşetlik örmüş.Çokta güzel yapmış,mutfağım daha bir renklendi sayesinde.Benim mutfağı...
-
Bu gün İzmir’e doyum olmaz,dışarıda yumuşacık bir kış havası var.Tam “çık-gez-dolaş hatta git cici dükkanlardan minik bir şeyler al” havas...
-
İzmir’e ilk geldiğimde bir çok yabancı gibi,bende kalabalık caddelerin bir köşesinde,cami önlerinde,ara sokakların birinde yada bir parkta b...










