5 Aralık 2009 Cumartesi

DEVAM KARARI

Uzun süredir blogcu da devam ediyordum yazmaya.Ne de olsa ilk olarak orada başlamıştık blog yazmaya.Ama son zamanlarda blogcu da yaşanan sorunlar bir çok blogcu gibi bizleride çilenden çıkardı artık.Sanırım artık eski yazılarımında toparlayabildiklerimi buraya aktarıp tamamen yerleşeceğim buraya :)
Şimdilik sevgilerle...

13 Kasım 2009 Cuma

ÇİÇEKLERİM

Bundan aylar öncesinde okulda elimde kocaman bir buketle mutluluktan uçarcasına dolaştığımı gören öğrencilerime “benim asıl çiçeklerim sizlersiniz” demiştim.Sonrasında her rehberlik derslerimizde konu dönüp dolaşıp çiçeklere ve onların benim çiçeklerim olduğu mevzusuna gelmişti J Benim yaramazlarla konuyu dalgaya alıp duruyoruz.Şimdi başlığı yazınca aklıma okuldaki çiçeklerim geldi.Ama benim burada bahsetmek istediğim çiçekler evdeki çiçeklerim



Şurada bahsettiğim çiçeğimi bir süreliğine güneş görsün diye pencerenin önüne koymuştum.Bir gece vakti aşırı rüzgardan dolayı pencerenin önünden aşağıya düşmüş saksısı kırılmış.Onu eve getirip özenle baktım ama nafile kuruyup gitti.O zaman çok üzülmüştüm bir daha çiçek yetiştirmeyi filan düşünmüyordum ama artık yeni çiçeklerim var…



Yaklaşık 1,5 ay önce aldım fotoğraftaki çiçeği.Adı guzmania tam adı guzmanıa lıngulata…Ama biz ona kendi aramızda kısaca “guzmania canavarı” diyoruz :) Bu çiçeği gördüğümde ilk önce minik kırmızı saksısına bayıldım ben.Kırmızı sevdamı bilmeyen kalmadı artık değil mi? :) Saksının yanı sıra onun içinden yükselmiş kırmızı-yeşil yapraklar öyle güzeldi ki dayanamayıp aldık,evimizin bir köşesini süslüyor şimdi.Aldığım her çiçeğin bakımını mutlaka öğrenirim ama çiçeği aldığım gün acelemiz olduğu için çiçeğimin bakımı hakkında yeterli bilgiyi alamadım.Eve gelince netten araştırdım ve bakımı hakkında bilmem gerekenleri öğrendim;

“Saksı Değiştirme: Her 2-3 yılda bir Nisan ayında yapılır.


Gübreleme: Nisan - Eylül ayları arası 2 haftada bir kez 2 g/l kompoze gübre verilir.


Sulama: Mart'tan Ağustos'a kadar olan büyüme döneminde oda sıcaklığındaki kireçsiz su ile bolca sulanmalı, toprak nemli tutulmalı ve yaprak hunisindesu bulundurulmalıdır. Kışın Ekim'den Şubat'a değin olan dinlenme döneminde verilen su azaltılmalı ve yaprak hunisinde su bulundurulmalıdır.”


Bir de geçtiğimiz günlerde Afyon’dan dönerken “top papatya” aldık.Mevsimi olmadığı için henüz açmadı onlar.Açtığında buradan paylaşırım J


******
Bu arada şu linke tıklayıp benim bez torbalarımı görebilirsiniz.


“ Türkiye’de 5 kişiden biri naylon poşet yerine alışverişlerinde bez torba kullansa, bir nesil boyunca ülkemiz 31 milyar 46 milyon 400 bin naylon poşetten kurtulacak.


Çünkü, bez torba kullanmak, bir kişi için haftada 6, ayda 24, yılda 288, yaşam boyunca ise 22 bin 176 plastik poşeti kullanmamızı engelliyor.”


Bir güzel çift bez torba kullanımını destekliyor.Ve herkesi bu güzel harekete davet ediyor…Ayrıca bu hareketi böylesine güzel bir blog ile güzelleştiren pazarfilesi.blogspot ‘a teşekkürler…


Temiz bir dünya için naylon poşetlere hayır!


Neşeniz bol olsun…

8 Kasım 2009 Pazar

KÜÇÜK KARA SAMED;bir bilimsel tiyatro atölyesi oyunu

“Gül kokusu diken acısı
unutma çocuk
sabahtır
her karanlık gecenin arkası”


Amaçları yürümekti ulaşmak değil…ve onlar yürüyorlar…Onlar kim mi?birbirinden yetenekli,birbirinden değerli ve kendi deyimleriyle “asla yorulmayanların buluştuğu” bir yer dedikleri BTA lılar…



Geçtiğimiz Cuma akşamı –daha önce de bahsetmiştim- Küçük Kara Samed adlı oyunu izlemek için gittik ilk kez BTA’ya.Küçük,şirin,samimi mekanları,gülen gözlü oyuncuları,sempatik hocaları ve etkileyici bir eser ile büyülediler bizi.


Oyun, yaklaşık 1,5 saat sürüyor ve 1939 yılında Tebriz’de doğup,1968’de yine aynı şehirde öldürülen bir yazar-öğretmen olan Samed Behrengi’nin hazin ve kısacık hikayesini konu alıyor.


Behrengi’nin daha çocuk yaşlarında başlayan sorgulayıcı tarzı,ailesinin fakir yaşamı,öğretmen olmak için okuması,öğrencileri için nice zorlukları göze alışı,eğitim sisteminin çarpıklıklarına gözü pek tavrıyla baş kaldırışı ve daha gencecik yaşında hayata veda edişi…hepsi öylesine çarpıcı diyaloglarla sahneye konulmuştu ki izlerken oyunun içinde kaybolduk sanki…Oyunda kullanılan Farsça müzikler oyuncuların sözlerine daha bir anlam katıyor,izleyicinin tam kalbine dokunuyordu adeta.Benimse en çok hoşuma giden Hayrettin Filiz hocanın oyun için yazmış olduğu ‘Behrengi’ye Ağıt’ adlı şiirin bestesinin oyuncular tarafından seslendirildiği bölümdü.

Oyunun başlamasını beklerken kapının önünde izleyiciler için hazırlanmış minik sergide Behrengi’nin eserlerini,birkaç mektubunu,onun el yazısını inceleme şansı bulduk.Böylelikle daha oyunu izlemeden Behrengi hakkında bilgi edinmiş olduk.


Oyun güzel bir barkovizyon sunumuyla daha da zenginleştirilmişti.Bu sayede Samed Behrengi’nin çocukluk hallerini,anne-babasını,ailece bir bayram sabahlarını görme şansına eriştik siyah-beyaz fotoğraflarda.Ayrıca bu güzel oyunu yazan ve yöneten Hayrettin hoca ve eşi Sevil hanımın (okuldan öğretmen arkadaşım) 2008 yılında İran’a yaptıkları yolculukları esnasında çekildikleri fotoğraflarla Behrengi ailesinin bazı fertlerini,evlerini ve onların BTA ziyaretlerini,Samed Behrengi’nin mezarını görmüş olduk.


Ciddi bir çalışmanın ve katıksız bir emeğin ürünü olan bu oyunu izlemek isteyen İzmir’li tiyatro severler yolunuzu BTA’ya düşürün derim…


Neşeniz bol olsun…

5 Kasım 2009 Perşembe

SON ZAMANLAR


Neler yaptık?

Aslında anlatılacak çok fazla yol hikayesi birikti.En son çok kısa da olsa anlattığımız Balıkesir gezimizden sonra geçtiğimiz hafta dört günlüğüne Afyon’a bir gezi yaptık.



Tadına doyulmayacak dört güne;ablalarımla harika bir Eskişehir gezisi,İzmir Afyon yolu üzerinde birbirinden ilginç yol maceraları,değişik mekanlar,güzel manzaralar ve bir sürü fotoğraf sığdırdık.Afyon’da özelliklede Eskişehir’de bu yılın buz gibi havasıyla karşılaştık,üşüdük,evde hazırladıklarımızı yol kenarlarındaki güzel yerlerde yedik,mis gibi dağ suları içtik,ıslandık,sisli yollarda durup manzara izledik…

Nerelerdeyiz?


Hergün okulda-işteyiz,yollardayız,netteyiz,akşamları eş-dost toplantılarındayız…Paylaşmak istediğim bir çok şeyi buradan yazayım isterken bir türlü vakit bulamamaktayım ama bugün maillere bakarken tam 34 tane “neredesin?,neden yazmıyorsun?” Başlıklı dost maili gördüm.Hemen gelip bir kaç kelam edeyim istedim.Bloguda ihmal etmeye gelmiyor,farkındayım J Ama günler öylesine yoğun geçince buraya yazmaya çoğu zaman üşenir oldum.


Sonbaharda İzmir akşamlarının tadı bir başka oluyor,havalar iyice soğumadan tüm gün ne kadar yorgun olsakta akşamları mutlaka bir planımız oluyor.Mesela önümüzdeki üç akşam şimdiden planlanmış durumda.Yarın akşam bir arkadaşımızın oyununu izleyeceğiz,şimdiden çok merak ediyorum,cumartesi günü annemle ailenin hatunlarının toplanacağı bir ev oturmasına gideceğiz (ev oturması ve ben aynı cümle içinde! :) ),cumartesi akşamı yine güzel bir oyun izleyeceğiz ve Pazar günüde Çandarlı’ya kaçalım,geç saatlerde dönelim diyoruz.Bakalım nasip…


İki Dil Bir Bavul


Vizyona girmesinin üçüncü günüydü sanırım gidip izledik.Film İzmir’de sadece bir sinemada (İzmir Sineması-Alsancak) gösterime girdi bildiğim kadarıyla…

Fragmanlarını izleyip çok beğendiğimizi daha öncesinde yazmıştım.Filmi izlediğimizde biraz hayal kırıklığı yaşadım,film tamamen gerçek,kurgu değil.Belgesel havasında çekilmiş,oynayan,rol yapan yok.Öğretmen 2007 yılında o köye atanan gerçek bir öğretmen…okul,sınıf,öğrenciler gerçek… hepsi normal hayatlarını sürdürürken hiç müdahale edilmeden yaşamlarının bazı bölümleri kayda alınmış.Teknik kusurlar göze batıyordu,iç çekimlerden ziyade dış çekimler çok daha başarılıydı…Ama yine de bir meslektaşımı beyaz perdede izlemek hoşuma gitti benim…

Neşeniz bol olsun...

17 Ekim 2009 Cumartesi

KÜÇÜK HEDİYELER,BÜYÜK MUTLULUKLAR...

Haftasonları yahutta akşamları dışarıya çıktığımızda sevgili ile aynı-yakın renkleri üzerimizde taşımayı seviyoruz.Çoğu zaman bunu bilerek yapmıyoruz kendiliğinden oluşuveriyor tarzımız,birbirine yakın renkler,bize yakışan bir güzel çift tarzı…Geçen gün yolumuz Mavi’ye düştü.Aslında düşmedi şehir dışına çıkarken ben bilerek düşürdüm oraya yolumuzu :) Çünkü Mavi den gelen mesajlar sürekli “indirim var” diyordu,gideyim bakayım ne inmiş diye merak ettim işte.Mavi nin koleksiyonu bu yılda çok hoş ayrıntılarla dolu,özellikle İstanbul tişörtleri hala çok güzeller.Spor giyinmeyi sevip rahat bir tarz yakalamak isteyenler bu indirimleri kaçırmasın derim.Biz buz mavisi jeanlerimizi çok severek aldık bize de çok yakıştı :) Ha bu arada bayan Jeanlerde indirim her zamanki gibi daha fazla :)

***********************

Geçen haftamız çok ama çok yoğun geçti.Akşam gezmeleri,şehir dışı (yakın yerler)kaçamakları,arkadaş buluşmaları…Bunun üzerine bir de gündüzleri iş yoğunluğunu ekleyince günler nasıl geçti anlayamadık.Benim iki okulumdan bir tanesi çok merkezi bir yerde.Yani okuldan çıkınca cennete düşmüş misali bir sürü,rengarenk mağaza vitrini ile karşılaşıyorum.Vitrinlere bakmak yetmiyor çoğu zaman ders aralarında mağazaları karış karış geziyoruz.Yine böyle gezintilerimizin birinde sevgili için büyüklü küçüklü sürpriz hediyeler aldım.Son zamanlarda sürpriz konusunda Ali nin çok gerisinde kaldım,bir şeyler yapmam lazım diyordum.Özellikle en son okula kargocu abinin getirdiği paketin içinden çıkan pick me! (fotoğraf;kolyem ve benJ)kolyemi gören arkadaşlarında “bu kadar güzel hediyeler karşısında sen hala Ali ye bir sürpriz yapamadın mı?cık cık cık” diye söylenmeleri üzerine düşündüm durdum günlerce.Ama bu aralar kafam durmuş gibi.Hiçte öyle harika şeyler gelmedi aklıma.Bende gittim beğendiğim değişik hediyeleri alıp geldim eve işte.Evin değişik yerlerine sakladım Ali girdiği odalardan topladı hediyelerini.Süper ilginç bir şey yapmamış olsamda Ali yi şaşırtmayı başardım çünkü özel bir gün falan olmadığı için hiç beklemiyordu.E önemli olan da bu zaten değil mi :)
************************

Bahçede nöbet tutmayı seviyorum.Bu seferde şansıma bahçe bana düştü.Zeytin ağaçları altında oturup çok bilmiş 8 lerle gülüşmeyi,minik 1 lerin koşuşturmasını ve hiç bitmeyen şikayetlerini dinlemeyi,potaya attığım her top için bir sürü alkış toplamayı,derste yetiştiremediklerimizi bahçede başıma toplanan 7 lerle konuşmayı,yağmur başladığında yanımda beliren rengarenk şemsiyelerini başımın üzerine tutmak için yarışan 4 leri ve daha nicesini seviyorum.Bahçede nöbette olduğumu bilen sevgili şemsiye taşıma özürlü olduğumu bildiği için (kendiside öyle) geçen gün çok güzel bir paketle geldi yanıma.Artık Ali nin hediyelerinin ne olduğunu tahmin etmeye çalışmıyorum çünkü her seferinde şaşırıyorum J Paketin içinden kıpkırmızı yün bir bere ve pembe üzeri işlemeli bir çift eldiven çıkınca sevinçten deliriyordum.Kış yaklaşıyor ve o soğuk kış günlerinde bahçe nöbetlerimde bu hediyelerimle kulaklarım,ellerim ısınacak…
************************
Günlerdir fragmanlarını defalarca izlediğimiz,gösterim tarihini sabırsızca beklediğimiz “Nefes:Vatan Sağolsun” adlı film dün akşam vizyona girdi.Özellikle Ali ve onun bir çok arkadaşı filmi o kadar heyecanla bekliyorlardı ki dün gece gidip filmi izledik.Yönetmenliğini reklam dünyasından tanıdığımız Levent Semerci nin yaptığı filmde birbirinden güzel manzaralar izledik,çarpıcı replikler duyduk.Ben filmi çok sevdim,çok etkilendim,Alinin elini sımsıkı tutarak izledim bir çok sahneyi…sonunda içime bir şey oturdu kaldı…içime oturanlar eve geldiğimde göz yaşı olup döküldü gözlerimden,sevdiğini kaybetmenin,evladını şehit vermenin acısını düşündüm belki çok azını hissettim o acının…Evet benim çok duygusal zamanıma geldi de çok etkiledi bu film beni.Ama dedim ya beğendim ben…Bu arada dikkatimi çekti de bu yıl ne kadar çok Türk filmi var vizyona girecek olan.70 tane Türk filmi.Ciddi bir sayı bu. Türk sinema tarihinde ilk kez bu kadar fazla sayıda yapım vizyona girecekmiş.Ben şimdi “İki dil bir bavul” u bekliyorum merakla…


Neşeniz bol olsun…


16 Haziran 2009 Salı

GİYİM-KUŞAM



Giyim-kuşamda felsefem rahat,spor,marjinal ama bir o kadar da şık olmaktır.Bunların hepsi bir arada olmalı ki insan kendini mutlu hissetsin.Ben öyle sırf şık olmak uğruna içinde rahat edemeyeceğim kıyafetler giyip, şık ama eziyet çekenlerden olamadım hiçbir zaman J Rahatlık her zaman ön plandadır benim için.Hele bir de mesleğim icabı çocuklarla iç içe ve saatlerce ayakta hoplaya zıplaya ders anlatan bir öğretmen olunca rahatlıktır ilk aklıma gelen.Yalnız çoğu zaman içime kokoş biri kaçıyor ve spor kıyafetlerimi kokoş bir aksesuarla kombinliyorum.Abartıdan,sıradanlıktan köşe bucak kaçanlardanım.Zarif,sade ve yalın şıklık yanlısıyım.

Yaz mevsimiyle birlikte nişan törenleri,kına geceleri ve düğünler birbirini takip etmeye başladı.Hayatımda gittiğim düğün sayısı bir elin parmağını geçmez.Ama söz konusu artık yakın akrabalar olunca ve artık Alişimle minicik çekirdek bir aile olduğumuz düşünülünce düğünlerden kaçış yok İşte bu yaz böyle özel gecelere konuk olarak katılacak olanlara birkaç minik tavsiye…







Bu yaz turkuaz ve yeşilin güzel tonlarını çokça görmekteyiz.Tişörtler,tunikler ve elbiseler bu renklerin en güzel tonlarıyla daha bir güzelleşti.Bu güzel renkler her tenle uyum sağlar bu nedenle de bu yaz gardırobunuza turkuvaz kıyafetler ekleyebilirsiniz.













Ben bu yazın ilk kına gecesi için parlak bir maviyi yine parlak gümüş rengiyle kullanmayı tercih ettim.Yazın ilk düğünü için de fotoğrafta da görüldüğü üzere uçuşan bir kumaştan özel olarak bir elbise tasarlayıp diktirmeyi tercih ettim.Evet bu yaz kumaşlarda bol çiçekli desenler,şifon ve rengarenk uçuşan kumaşlar en çok dikkat çekenler.Gece ayakkabılarında geçen yaz olduğu gibi bu yaz da yüksek topuk ve feminenlik ön planda.





















24 Nisan 2009 Cuma

BALON TERAPİSİ

BALON TERAPİSİ
Geçen yıl… aylardan nisan… hayatımın en yoğun çalıştığım zamanları… haftada 31 saat ders,hafta sonu okul dershanesinde 4 saat ders,hafta içi ve hafta sonuna rastlayan -haftada 2 kez- öğretmen lisesi kız pansiyonunda gece nöbeti.sosyal hayatımın hemen hemen yok sayıldığı,kendimi ve kafamı dinleme ihtimalimin sıfır olduğu günler.
23 nisan yaklaşıyordu.hep aklımda sevdiceğimin yanına kaçma arzusu.içimde bir ses;
-“Cuma günü zaten 5 saat dersim var derslerine girdiğim sınıfların yarısı çalışmalarda. e nişanımda yaklaşıyor nişanlığımı yaptırmam lazım Cuma günü için müdür amcayla da konuşup mazeret izni alsam bi güncük J, Pazar günü okul dershanesindeki 4 saatlik dersim için tüm ders notu-testler-alet-edavat ne varsa hazır edip benim yerime derse girebilcek hayırsever bir öğretmen arkadaşıma teslim etsem,Pazar akşamı öğretmen lisesi kız pansiyonunda tutacağım nöbeti bir dahaki hafta nöbet tutacak arkadaşla değiştirsem ve Salı akşamından sevdiceğimin yanına uçsam….ayyyy ne güzel olur…”
İç sesimin bu süper planlarının üzerine sevdiceğim arayıp
-“nurum,huzurum,Ayşenurum…Salı gecesine biletini aldım ne yap et gel,sen gelmezsen ben geleceğim,ama gelirsem de bana vakit ayırmanı isteyeceğim” demez mi?
Birden havalara uçtum,onca yoğunluk arasında 5 gün tatil süper bir şey olacaktı.Ama ne yapmalı,nasıl etmelide onca işi,öğretmeni ayarlayıp kaçmalıydı.
………………………………………………………
Uçaktayım…Trabzon-İzmir arası çok fazla uçmuştum yada sevgili geldiğinde havaalanlarında kalbim çarparak beklemiştim onu.Ama ilk defa gece uçacaktım.Daha uçağa binmeden mideme kramplar girmeye başlamıştı.Çantamda seyahatte okumaya uygun keyifli bir kitap,kulağımda harika bir melodi…ama yok…dışarısı öyle karanlık ki…boşluktayız sanki…sımsıkı yapıştım koltuğa,yanımdaki benden beter…tekrar camdan dışarıya bakıyorum Trabzon un ışıkları küçüldükçe küçülüp kaybolmuş,kopkoyu bir karanlık…bildiğim tüm duaları okuyorum…saat gece yarısını geçiyor ve pilot amca ineceğimizi haber veriyor…
………………………………………………..
Uçakta kendimi öylesine sıkmışım ki , indiğimde zor yürüyordum.Bagaj kuyruğunda uzun uzadıya beklemek zorunda kalmadım çünkü el bagajı olarak yanıma almıştım küçük valizimi.Koşarcasına uzaklaştım uçaktan.Çıkış kapısına doğru yürürken yüreğim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyordu.1,5 ay aradan sonra sevdiceğimi görecektim… ve işte O…Onca insan arasında o boncuk gözlerini gelen yolcu çıkışına dikmiş beni görmeye çalışıyordu.Koştum…atladım boynuna…sarıldım…sımsıkı…gözlerimde mutluluk gözyaşları sarhoşa dönüverdim.Dışarıya çıktık gökyüzü yıldızlarla dolu.Arabaya doğru sarmaş dolaş yürüdüğümüzü hatırlıyorum hayal meyal…
……………………………………..
Gecenin kör karanlığında uçup,boşluktan fırlayıp İzmir e düşmüştüm sanki.Ben daha gece yolculuğunun şokunu üzerimden atamadan, çantamı arka koltuğa koymak için arabanın içinde dönmemle şaşkınlık,sevinç,hayret,heyecan,mutluluk…hepsi birbirine karıştı.Arabanın arka koltuğundan arabanın tavanına kadar rengarenk bir sürü balon vardı arkada.Ben “nasıl yani ya?,noluyoruz?” diye bir şok yaşarken valizimi bagaja yerleştirip gelen sevgilim yanıma oturur oturmaz kocaman,sayamayacağım kadar çok kırmızı gülle dolu bir buket uzatıverdi.güllerin kokusuyla mest oldum,arabanın içine doldurulmuş rengarenk balonların göz alıcı güzelliğiyle ne olduğumu anlayamadım.Ben güllerimi koklayıp balonların birini bırakıp birini kucaklamaya çalışırken bir baktım havaalanından çıkmışız şehrin ışıklarını geride bırakmış gidiyoruz.Ali ye nereye gittiğimizi soruyorum ama ısrarla cevap vermiyor bu soruma.Yolculuğumun nasıl geçtiği onu daha çok ilgilendiriyor,korkmadın değil mi diyerek beni çok özlediğini anlatıyor.Anlıyorum ki güller ve balonlar daha bir başlangıç…daha başka sürprizler var beni bekleyen…o anda gözüm mavi bir tabelaya takılıyor;Foça…Yolculuk Foçaya idi yani…
………………………………………………….
Ilık bir nisan gecesi İzmir de.Ve Alişim yolda giderken benim camımı açıyor…Rüzgar yüzümü okşarken yaşadığım mutluluğu kendime bile tarif edemeyeceğimi düşünüyorum.Ali;
-“Çok zor bir şeyi başarıyoruz…Aramızda onca mesafe varken gözden uzakta olan gönülden uzak olmuyor,olamıyor.sevdiğinden uzak olmak çok zor ama yılmak,pes etmek yok.” diye benim ondan uzakta, onsuzken her bir olumsuzlukta çok fazla üzülüp kendimi çok yıprattığımı ve bunların artık sona ereceğini anlatıyor bana uzun uzun ve tatlı bir şekilde.
- “kavuşmamıza az kaldı,bizi mutsuz kılan her şeyi değiştirmemiz için zaman var ve bu hayatta seninle kazanılmayacak hiçbir yarış yoktur melankolik sevgilim benim J haydi bakalım şimdi senin tüm olumsuz düşüncelerini yok edelim ne dersin?” diyor.boş boş bakıyorum…nasıl olacak ki o?Eline bir balon alıyor;
-“Şimdi şu açık camdan teker teker balonları uçurmanı istiyorum.istediğin balondan başlayabilirsin J” aman nasıl kıyarım ben bu balonlara,hem ben balonları çok severim eskiden beri,neden gecenin kör karanlığına uçurayım ki ben bu güzelim balonları?Ali devam ediyor;
-“Balonları çok sevdiğini biliyorum ve hepsini bizzat senin için şişirdim.hepsinin içine nefesimi doldurdum.senin için…(of ya bu kadar balonu sen mi şişirdin,yorulmadın mı?rüyada mıyım,yoksa uçak düştü de cennette miyim? J ) Şimdi seninle BALON TERAPİSİ yapacağız.O da ne diye hiç sorma J. her bir renk senin bir sıkıntını ifade ediyor.Şimdi bu gece her bir balonla bir sıkıntını Foça yollarında uçur, gecenin kör karanlığında kaybolup gitsin” Tabi ben mutluluk sarhoşuyum.Lila bir balondan başlıyorum.Allahım ne kadar eğlenceli…Yanımda tatlı sözleriyle canımdan bir parça,kucağımda kıpkırmızı güller,rengarenk balonlar,kulağımda en sevdiğimiz şarkılar…lila,lacivert,turuncu,sarı,pembe…derken yüksekçe bir tepenin üzerinde durup kalanını arabadan inip ege denizinin karanlık sularına doğru birlikte uçuruyoruz…Balon terapisi ha!Benim bu sevdiceğim gerçekten tam bir çılgın ve ben çok şanslıyım…Öyle bir terapiden sonra nasıl mutlu olmam ki…Ve haklıymışım sürprizler bitmiyor,Foça’da ki yazlığa gidiyoruz ve benim için yapılanlarla daha bir şımartılıyorum…Onunla mutluluğu,huzuru hissediyorum çünkü onun aşkı,saatleri ve insanların kargaşasını umursamayan,muhteşem güzelliklerle dolu,etrafı duvarlarla çevrilmiş güvenli bir bahçe gibi…
…………………………………………………
Hafızımdan silinmeyecek şekilde kazınan o güzel günlerden bir parça… bir çırpıda yazıverdim.Öylesine… içimden geldiği gibi...Ekrandan akan karakterler sözün sihrini,nefesin sıcaklığını,sohbetin insıbağını nasıl taşısın değil mi?Ancak bu kadar oldu işte… Devamı da başka zamana artık...
……………………………………………….
Bu yılda geçen yılı anarak,artık aramızda mesafeler olmadan,havaalanlarında hüzünlü vedalar etmeden birlikte olmanın tadına vararak yaşadık 23 nisan tatilini

SELANİK

İzmir den yola çıkışımız sabah 8.30 u buldu. Yol müziklerimiz eşliğinde keyifle yol aldık. Planın ilk parçası Edirne idi. Bi gece Edirne d...